Yalnızlıktan sorumlu 'yeni bakan': Can Kazaz

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Can Kazaz’ın Yalnızlık Bakanlığı adlı 4 şarkılık EP’si geçen hafta çıktı. EP’nin tanıtımlarında "Yalnızlık Bakanı" olarak karşımıza çıkan Can, bir genelge ile bakanlığın kurulmasındaki nedenleri sıralıyor. Hatta esprili bir şekilde “Alo Yalnızlık” hattını da genelgenin altına iliştirmiş.
Albümün isim ve konseptini Japonya ve İngiltere’deki yalnızlıktan sorumlu bakanlıklardan alıyor. Bu şarkılar dinleyicisine “Zannettiğiniz kadar yalnız değilsiniz” diyor. Can Kazaz ile yalnızlığın müziğine yansımasını, ülke gündeminin sanatsal üretimlerindekini etkisini konuştuk.
Yalnızlık Bakanlığı’nın şarkıları nasıl bir zaman aralığında ortaya çıktı?
Şarkıları çok geniş bir zamana yayarak yazdım. Albümdeki en eski şarkı Dair Şair’i 2019’da Bostancı’da bir evde yapmıştım. Diğerlerinin arasına yakışacağını düşündüğüm için ekledim. Şu ana kadarki en geniş zamana yayılmış EP veya albümüm. Farklı mevsimlerde farklı aşamalarda ortaya çıktı bu şarkılar.
Peki bu parçaları biraraya getiren his, albümün adı gibi yalnızlık mıydı? Neydi bu konsepti tetikleyen etken?
İlk etapta karanlık bir hissiyata sahip olmalarıydı aslında. Hatta bu çalışmanın bir kod adı da vardı: Karanlık EP. Sonra bu müziklerin yalnızken ortaya çıkardığım işler olduğunu fark ettim. Bu yalnızlık meselelerini pandemiden bu yana güncel dünya şartları üzerinden de düşünüyordum. Menajerim Elvan’la Japonya ve İngiltere’de yalnızlık bakanlığı olduğuna dair sohbet ederken, anlık bir aydınlanmayla albümün adını bulduğumu fark ettim. “Tüm bu süreci hakikaten bir bakanlık formatıyla eğlenceli bir hâle getirebilir miyiz?” diye düşündük. İnsanların yalnızlıklarını da kapsayan bir hâle gelebilir miydi? Esprili bir genelge hazırlayarak albümü bir kampanyaya dönüştürdük.

Yalnızları buluşturan bir uygulama olur mu? "Yalnızlık Bakanı" olarak vaatlerin neler?
EP’ye dair yaptıklarımız işin şakası. Aslında insanları eğlendirmek, o yalnızlığı kucaklamak ve “Sandığınız kadar yalnız değilsiniz” demek istedik. Ben de yalnızken böyle şarkılar üretiyorum. Yalnızlık Bakanlığı’ndaki parçalar, belki bu modunuza eşlik edebilir veya birazcık da olsa teselli bulmanızı sağlayabilir.
Kampanya sırasında LinkedIn’de “Bakanlığın daire başkanlığına personel alımı” başlıklı bir iş başvurusu formu açtık. Onlara da birtakım isimler uydurduk. Motivasyon mektupları ile aldık başvuruları. Çok güzel metinler geldi. Belki izin verirlerse onları da zamanla paylaşırız. Başvuranlara hediyeler göndermeyi düşünüyoruz. Biraz üzerine kafa yoruyoruz.
Diyelim ki "Yalnızlık Bakanlığı" personeli seçilecek. Kriterler ne olurdu? Daha çok acı çeken mi, daha yalnız olan mı alınırdı işe?
Aslında o kadar dramatik şeylere girmiyoruz. Aksine bu durumu daha pozitif bir şeye dönüştürmeye, daha kucaklayıcı bir şey yapmaya çalışıyoruz. Hem duygusal arka planı olsun hem de insanın kalbini ısıtan metinler olsun istiyoruz.
'Şarkıları ortaya çıkarırken sesimin duyulmasını sevmem'
EP’de de müzikal olarak sakin bir yapı kurmuşsun. Bu sakinlik bir tercih miydi?
Dair Şair’in canlı versiyonu biraz daha hareketli. Ama Ne Biçim Yalnızlık’ı sahnede tek başıma çalıyorum. O sadeliği, yalnızlık kelimesinin getirdiği o sorumluluğu hakikaten bir başıma göstermek istiyorum. İlk albümümden bu yana ilk kez her şeyini kendim yaptığım bir çalışma oldu. Albümün temasını prodüksiyonda da korudum. Enstrüman seçimi anlamında da yalnızlık hissedilsin istedim. Çok sade olmasıydı arzum. O yalnızlığın karanlık bir hissi vardır. Amacım onu da biraz barındırmasıydı.
Mesela Teselli Pınarım’da sözler karanlık ama müzik coşku barındırıyor. Klarnet bir fark yaratıyor orada. İyileşmek İstiyorum da fazlaca kısa.

İyileşmek İstiyorum’un zor bir gitar riff’i var. Sahnede üç kişi birden seslendiriyoruz. Şarkının vermek istediği atmosferi üç kişi birlikte yansıtıyoruz. Kısa olma sebebi de his olarak yoğun olmasından kaynaklanıyor. Müzikal olarak da farklı bir trafiği var. Kısa ve öz; söyleyeceğini söylüyor. Başlıyor ve aralıksız bir şekilde bitiyor. İçerik olarak da daha soyut şarkılarımdan biri oldu.
Çok klişe bir soru ama seni iyileştiren şey ne oldu bugüne kadar?
Beni iyileştiren hep müzik yapmak oldu galiba. Bu da klişe bir cevap oldu tabii. (Gülüyor.)
Müzik yapmaktan kastın nedir? Stüdyoda yeni şarkılar üretmek mi?
Müziği yazma kısmını tek başıma yapmayı seviyorum ve genelde öyle tercih ediyorum. Öbür türlüsünü çok bilmiyorum. Mesela ben hiç grup müziği de yapmadım. Dolayısıyla tek başıma kapanıp, her şeyden uzaklaşıp müzik yapıyorum. Şarkıları ilk ortaya çıkarırken sesimin çok duyulmasını da sevmem. O zamanlarda bazen cümleler kendimden taşıyor gibi hissediyorum ve bir kenara not alıyorum. Bazen onların üzerine bir beste gelişiyor. Bazen bir melodi veya bir akor dizilimi bende kelimeler çağrıştırmaya başlıyor. Müzikle dertleşmek gibi oluyor. Bir çeşit terapi ortamı sağlıyorum kendi başıma. Tüm bu yalnızlık sürecinde içten içe bunları bir noktada birileriyle paylaşacağımı da her zaman biliyorum. “Bu müziği sevecekler mi?” “Kimler sever?” gibi düşünceler silsilesi de kafamda dönmeye başlıyor. Bütün bu sürecin tamamı bana iyi geliyor.
Bu işin teknik tarafıyla uğraşmayı da seviyorum. O görece daha mekanik bir şey tabii. Tüm bunların içerisinde duyguyu da korumaya çalışıyorum her zaman.
Tüm bu sürecin ardından şarkılarını ilk kime dinletiyorsun?
Genelde Elvan dinliyor. Hem menajerim hem sevgilim olduğu ve birarada yaşadığımız için. Bir şarkıyı bitirip ona dinletmek için biraz da sabırsızlanıyorum. Hem birlikte iş yaptığımız için hem de bir duygu birliğimiz olduğu için... İki tarafı birden yorumlayabilen biri benim için.
'Ticari düşünmek yerine omurgayı seçmek gibi bir huyum var'
Bir müzisyen olarak bu ülkede maddi olarak hayatını idame ettirebiliyor musun? Politik ve siyasi duruşunu sakınmayan müzisyenlerdensin. Mesela bir şarkına gelen reklam kampanyası teklifini, boykot nedeniyle reddettiğini açıkladın.
Ben o riski alıyorum. Bu işe başladığımdan beri sürünsem de böyle olacağına dair kendime söz verdim. Her albümümde politik bir bakış mutlaka var. İlk politik müziklerimi SoundCloud’da bir mahlas ile yayımlamıştım. İçinde parodi de barındıran şarkılardı. Ardından daha duygusal şarkılar yapmaya başladım ama mutlaka politik bir söz oluyordu. Yalnızlık Bakanlığı EP’sinin de konsepti politika oldu. Yine bir parodi aslında.
Kararlarımı kendim alırım. Müziğe, kariyerime, bu işin ticari bir tarafı varsa ona dair kararları da... En başından beri politik olarak belli bir duruşun izinden gidiyorum. Bu işe ilk başladığımda bağımsız bir müzisyenin geçimini sağlayabileceğini ispatlamak istedim. Bunu gösterdikten sonra müzik ve dinleyenler beni bırakmadı. Bu yolculuk ileriye gitti. Dinleyici ile birbirimizi destekledik. 16 yaşından beri müzikten para kazanıyorum. Arada bir 4 yıllık araştırma görevlisi işim var ama o da yine üniversitenin müzik bölümündeydi. Hâliyle müzik dışında bir şeyden hiç gelir sağlamadım. Kendi kendime ispatladım bunun yapılabilir olduğunu. Ama bu yolda ilerlerken doğru patikaları seçmek lazım.
Bağımsız müzik sahnesinin geleceğine dair daha umutlu musun?
“Umut var mı?” sorusuna net bir biçimde “Var tabii” diyemiyorum. Fakat bir tarafta da umut var aslında. Spinoza’nın bir lafı var:
“Geleceğe dair belirsizlik eğer sevinç yaratıyorsa o umuttur. Eğer gelecek keder yaratıyorsa o korkudur.”
Dolayısıyla ikisi kardeşler. Umut ve korku aynı kökten geliyor. Biz bir korku ülkesinde yaşıyoruz ama aynı zamanda bununla beraber bir umut da var hepimizin içinde. Umut her zaman olacak.
Birçok şeyi ticari düşünerek yapsaydım her şey daha kolay olurdu, hatta o paralarla konserlerimi finanse ederdim. Belki daha büyük şovlar dizayn ederdim. Onun yerine omurgayı seçmek gibi bir huyum var genel olarak hayatta. Biliyorum ki bu da çok daha zor bir yol, çoğu zaman çok büyük sıkışıklıklar yaratıyor ama mental olarak üstesinden gelecek şekilde ilerlemeye çalışıyorum.
'Sistemsizlik kültürel sahneye de yansıyor'
Türkiye’de ön grup kültürünü nasıl gözlemliyorsun? Yabancı müzisyenler geliyor ya da festivaller oluyor ama sahne alan ön gruplar bir önceki yılla hep aynı. Sanki hep aynı isimler belli kişilerin tekelinde gibi bir gözlemim var. Müzisyenler olarak birleşip bir çeşitlilik sunabilir misiniz?
Kendi içimizde birleşmek diye bir şeyi hiç deneyimlemedim. Bence hiç olmayan bir şey. Olmasını çok talep eden ortamlarda bulundum ama öyle bir şey olmadı. Olabilecek ortak vizyon oluşamıyor. Vizyonlar var ama ayrı ayrı. 2018-19 döneminde önden sahne alması gereken sanatçı kültürünü çok katı savunuyordum. Yani ön grup kültürünün olması lazımdı. Her sahne, büyük bir sanatçıdan önce bir ön grup sahneye çıkarmalı ki o isim de büyük bir dinleyici grubuyla tanışabilsin. Zaman içerisinde bunun Türkiye’de işlemediğini fark ettim. O sistemsizlik, kültürel sahneye de yansıyor. Bizim sokakta yaşadığımız şeye benziyor. Yol vermeyen arabalara çemkirmek, yol verene teşekkür etmemek gibi. Aynısı bizim sektörde de var. İnsan malzemesi aynı çünkü.

Genelde tek başına konser veriyorsun değil mi?
Genelde solo konserlerimiz oluyor. Bir de festival şarkı listemiz var. Bir festivalde akşamüstü sahne almak her zaman keyifli olmuştur. Hatta festivallerde yer alınca normal konserlerimden daha büyük bir talep olduğunu görüyorum. Festivalde binlerce kişinin şarkılarımı söylediğini gözlemliyorum.
Nepotizm de müzik dünyasında çok etkili mi?
Her şeyin temelinde ekonomik sıkıntılar var. Dolayısıyla ön grup olsa da olmasa da bir festival line-up’ında önce “kim bilet satıyor” ona bakılıyor. Birazcık o nepotizm dediğin şey de oluyor organizasyon tarafında. Diğer tarafta dinleyicinin arz talep dünyası etkili. Dinleyici kültürünün oluşmamasından kaynaklanan birtakım majör dertler oluyor işimizde.
Peki ülkenin politik gündemi ister istemez şarkı yazma sürecini etkiliyor mu?
Bu şarkıları yazdığımdan beri ülkenin politik gündemi o kadar çok değişti ki... İnsanlar hem yalnız hissediyor hem de kalabalıklara karışıyor. Ama acaba orada da mı yalnız hissediyor? Böyle düşünceler var albümde. Son dönemde ise yeni şarkılar üretmiyorum. Şu an iyi bir şeyler çıkaramam gibi hissediyorum. Son dönemde yaşadıklarımız motivasyonumu inanılmaz düşürdü. Ama konserler oluyor ve olacak. Onlara yönelik provalar yapıyoruz. Var olan şarkıları iyi temsil etmeye çalışıyoruz. Yeniden rayıma dönmek ve orada kendime iyi gelmek istiyorum.
'Ülkede hep bir şey oluyor o yüzden konserlerin tadını çıkarmaya çalışıyoruz'
Sahneye çıkıp müziklerini çalmak seni hâlâ heyecanlandırıyor mu?
Tabii ki... Sahne her zaman biraz uzak hissettiğim bir şeydi. Çünkü içine kapanık biriyim. Orası çok dışa dönük olmayı gerektiren bir yer. Ona zaman içinde alıştım. Kendimi eğittim gibi bir şey oldu, daha doğrusu dinleyici beni eğitti. Konserlerime alakasız kimse pek gelmiyor. Bütün şarkılarımı baştan sona bilen, benimle beraber söyleyen bir kitlem oldu. Aynı parçalarda buluşan insanları biraraya getirmenin gururunu yaşıyorum. Bir yandan da yalnız olmadığımızı bilmenin yarattığı his var. Bu işin duygusal tarafı. Ülkede hep bir şey oluyor, o yüzden konserlerin tadını sonuna kadar çıkarmaya çalışıyoruz.
Bu EP’de sesinde de bir değişiklik var mı? Daha tok bir tonda söylemişsin gibi şarkıları...
Şarkı söylemeyi yıllar içinde öğrenmeye başladım. Sesimi de keşfettiğim bir 20 yıl var. Bu albümde ses aralıklarını daha farklı kullandığım şarkılar var. Eskiden sesimde tizlere odaklanırken bu EP’nin sesimin farklı bir rengini ortaya koyduğum bir yanı var.
Bu şarkılar gözlemden mi ibaret yoksa senin kişisel hayatının bir yansıması mı?
Dair Şair’de, gözlemin içerisinde kendimi özne hâline getiriyorum. İyileşmek İstiyorum ve Ne Biçim Yalnızlık, çok daha içimden gelen, bizzat yaşadığım ve günlük gibi olan parçalar. Kendi ruh hâlimi ortaya döküyorum. Onlar kardeş şarkılar, iki gün üst üste yazdım. Teselli Pınarım’ın hem gözleme dayalı hem de soyut bir dünyası var.
Ergenken ve yalnızken neler dinlerdin?
Daha çok rap müzik dinliyordum, daha çok öfkeye kanalize ettiğim bir yalnızlığım vardı. Öfkem kadere, yalnızlığa ve içinde bulduğun şartlara yönelikti, tipik bir ergen erkek çocuğuydum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




