Yeni başlayanlar için Paris İklim Anlaşması


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
1992:
1992 yılında devletler Rio’da toplanarak kalkınma, iklim ve çevre sorunlarını görüştüler. Bu görüşme bir ilk olmasa da tüm devletlerin üst düzey katılımı açısından bakıldığında tarihi bir toplantıydı. Devletler iklim değişikliğinin durdurulması için bir çatı oluşturarak “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini” imzaladılar. Bu sözleşmenin temelinde, tüm ülkelerin sera gazı salımlarını 1990 yılı seviyesinin altına düşürmesi bulunuyordu. Bu konuda ilerleme sağlanması için, her senenin sonunda bu sözleşmeye taraf olan ülkelerin toplanarak durumu görüşmesini öngördüler. Bu yıl taraf ülkelerin 26. Toplantısı (COP26) Glasgow’da yapılacak.
Sözleşme, sera gazı salımlarının 1990 seviyesinin altına düşürülmesini öngörüyordu ancak, bunun hangi koşullarda gerçekleştirileceğinin belirlenmesini sonraki taraflar konferanslarına bırakıyordu.
1997:
Bu konferansların üçüncüsünde, Kyoto’da taraflar sera gazı salımlarını azaltma konusunda ilk anlaşmaya vardılar. 1997 yılında imzalanan “Kyoto Protokolü” 2008-2012 yılları arasında yapılması planlanan salım azaltımlarını düzenliyordu. Kyoto Protokolü, sadece gelişmiş ülkelere bir salım azaltım zorunluluğu verdiği için oldukça zayıf bir anlaşmaydı. Çünkü 1992 yılında önemli salımları olmayan ve gelişmekte olan ülke kabul edilen Çin ve Hindistan, 2008-2012 döneminde artık salımlar açısından büyük ülkeler olmuşlardı.
2009:
2012 sonrasında oluşturulacak sistemin belirlenmesi çabaları erken başladı ama 2009’da Kopenhag’da yapılan taraflar konferansında bir sonuç alınamadı ve herkesi bir umutsuzluk kapladı:
- Bir yanda gelişmiş ülkeler ekonomik rekabet güçlerini kaybetmemek için gelişmekte olan ülkelerin de sorumluluk almasını istiyorlardı.
- Diğer yandan da gelişmekte olan ülkeler, yıllardır yeryüzünü kirleten gelişmiş ülkelerin daha hızlı adım atması gerektiğini söylüyorlardı.
Bu kargaşa uzun süre çözülemedi.
2014:
2014 yılında Lima’daki taraflar konferansında Çin’in önerisiyle ortaya bir çözüm getirildi. Bu çözüm aslında kimsenin fazla itiraz edemeyeceği bir çözümdü. “Tüm devletler, iklim krizini durdurmak için neler yapacaklarını Birleşmiş Milletlere bildirsinler ve bu taahhütler kapsamında bir anlaşma imzalansın.”
Devletler 2015 Eylül ayının sonuna kadar Birleşmiş Milletler’e bu bağlamda neler yapmaya niyetlendiklerini bildirdiler. Ülkemiz de bu bağlamda sorumluluğunu yerine getirdi, ama pek çok ülke gibi, bizim niyet beyanımız da atmosferin çok daha fazla ısınmasını engelleyecek bir katkı sağlamıyordu.
2015:
2015 Aralık ayında tüm ülkelerin beyanları üzerinde uzlaşılarak “Paris Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşma devletlerin 2020-2030 yılları arasında yapacaklarını kapsıyordu. İmza aşamasında anlaşmanın içerisine bir niyet beyanı daha eklendi. 2009’da Kopenhag’da da aynı düşünce üzerinde uzlaşılmıştı: “Küresel ısınmayı iki derecenin altında tutmalıyız”. Son anda bir değişiklik eklenerek bu cümle “küresel ısınmayı iki derecenin altında ve mümkünse 1.5 derecede tutmalıyız” haline dönüştürüldü.
Ancak, ülkelerin verdikleri niyet beyanlarını topladığımızda küresel ısınmanın yaklaşık 3.5 derece seviyesinde olacağını görebilmek mümkündü. Yani, anlaşmanın ruhu ile içeriği birbirinden son derece farklı şeylerden söz ediyordu. Ülkeler bu duruma “Biz bu anlaşmayı yürürlüğe sokalım, sonra tüm ülkelerden verdikleri taahhütleri iyileştirerek 1.5 derece hedefine doğru gideriz.” şeklinde yaklaştılar.
2021:
Aradan geçen altı yılda niyet beyanlarında türlü iyileştirmeler yapıldı. Özellikle Avrupa Birliğinin liderliği ile diğer ülkeler de bu çabalara biraz daha katılım sağlamaya başladılar. Ancak, 1.5 derece hedefinden fazlasıyla uzak bir durumda ilerliyoruz. Çünkü tüm ülkeler türlü taahhütlerde bulunsalar da, çoğu ülke bu sözlerini yerine getirmekten henüz çok uzak ve yeryüzü hızla ısınmaya devam ediyor. Her geçen yıl iklim felaketleri arttıkça, kişiler sorunun ciddiyetini yavaş yavaş kavramaya başlıyorlar.
Bu hafta başında ülkemiz de Paris Anlaşmasını meclisten geçirerek onaylamak üzere harekete geçtiğini bildirdi. Bu ülkemiz açısından sevindirici bir adım ancak anlaşmanın geneline baktığımızda, ülkemiz de dahil olmak üzere ülkeler bizleri iklim felaketlerinden koruyacak adımları atmaktan henüz uzaklar. Bu nedenle de Paris Anlaşmasının onaylanması çok kritik bir adım değildir, esas gerekli olan tüm insanlığın bu problemin ciddiyetini anlayarak ona göre hem davranışlarını hem de içinde yaşadığımız sistemi değiştirebilmesidir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Paris Anlaşması, Hayri Dağlı, Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali
29 Eyl 2021

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR


