YETİŞKİN TAHAKKÜMÜ

Çocuk ve Gençlik Edebiyatı kimin için? Yetişkin tahakkümü nedir? Hangi alanlarda güç ilişkilerini yeniden üretiyoruz?
YETİŞKİN TAHAKKÜMÜ

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Yazar olmak istediğimi ilk fark ettiğimde 9, edebiyat okumaya karar verdiğimde 16 yaşındaydım — Türkiye’nin pozitif bilimler ve hukuk fakültesi aşığı gerçekliğinin bir meyvesi olarak avukat olmak istediğimi sanıyordum. Ayrıcalığımı fark edeyim: bu yolda en büyük destekçim annemdi. Yine de yazarlık kariyeri planımı diğer yetişkinlere ilk açtığımda aldığım tepkiyi unutmuyorum: “O işte para yok.”

O dönemler şimdilerde transfobik yorumlarıyla öne çıkan J.K. Rowling, bir kitap serisiyle milyoner olan ilk kişiydi. Hâliyle yaratıcı sektörler ve katı kapitalist gerçekliğimiz ağız edinip toplumumuzun yazarlığa yaklaşımını böyle özetliyordu. 17 yaşında üniversite sınavlarına hazırlanan bir adet ben, birazdan açıklamaya niyetlendiğim hadiselerden sonra, Karşılaştırmalı Edebiyat okumaya karar verdim. Bu sefer şöyle sordular: “Klasikleri okumayı bitirdin mi?” Şimdi geri dönünce bakıyorum ki yetişkinlik tahakküm kurma hevesini de beraberinde getiriyordu sanki — koşullar bitmiyordu.

İllüstrasyon: Irmak Hacımusaoğlu


Bu sürecin ilerleyişinde Çocuk ve Gençlik Edebiyatı’na ilgim, fan fiction yazarlığım ve internetin getirdiği özgürlüğün önemine değinmemem imkansız. Çocukluğum ve ilk gençliğim, genellikle uyarlama filmlere karşı duyduğum hayranlıkla geçti. Bandom ve fandom’larla tanıştım; benimle benzer ilgi alanlarına sahip kişilerle forumlar aracılığıyla buluştum; hayran kültürüyle gelen aidiyet hissiyle ilk hikâyelerimi ürettim.

Hayranlık müessesesi

Fan fiction olduğunu bilmeden kaleme aldığım ilk metin, annemin şimdikilerin neredeyse on katı gibi hissettiren ağırlığıyla hafızama kazınan dizüstü bilgisayarında klavye oynattığım 2003 yılında çekilen The Haunted Mansion üzerine oldu — oldukça hayal kurmayı seven bir çocuk olarak oradaki karakterleri alıp gördüklerimi yeniden kurgulamıştım. Özgürlük denilen şey o histi sanki.

Bu hadiseden 4 yıl sonra 11 yaşındayken fan fiction terimiyle karşılaştım. Çok sevdiğim bir müzik grubunun hayranlarının buluştuğu kırmızı arayüzlü internet sitesinde grubun solistiyle tanıştığım hikâyemi arkadaşlarımla paylaşıyor, insanların yazdıklarım için bıraktıkları yorumlarını okuyordum. Heyecanını unutmam mümkün değil. 

Takip eden yıllar, beni polyjuicepotion adı altında yazdığım 178 sayfalık Amortentia hikâyesiyle taçlandırdı. Neden bastırıp para kazanamayacağım bir şeye bu kadar emek vermiştim ki? Kendi hikâyemi yazsam daha iyi değil miydi? Yetişkinler durumu, ben de neden sorguladıklarını pek anlamayamadım.

2012 ve 2014 yılları arasında yayımlanan Draco/OC
Tasarımcı: Eser Yeşim Çakır (@Lucid)
Hikâye: Alara Demirel (@polyjuicepotion)


İnternetin kullanışta olduğu ama hayat pratiklerimize Instagram kullanımımız kadar yansımadığı yıllarda ne temsil ne kapsayıcılık bu kadar yaygındı diye anımsıyorum. Dolayısıyla benzer ilgi alanlarımı yansıtabildiğim ve paylaşabildiğim alanlar hiç olmadığı kadar kıymetliydi. Slash (aynı cinsiyetten kurgusal karakterler arasındaki ilişkilere odaklanan bir hayran kurgu türü) 2000’lerin başında çocukluğunu yaşayan biri için devrim niteliğindeydi — en azından bana öyle hissettirmişti.

Canon yerine fanon tercih edebilmek, bir yazarın okuyucularına sunduğu dünyayı kendine göre yeniden okuma özgürlüğü, bunu bir kitleyle paylaşabilmek ve beta (hayran kurgu dünyasındaki editör) haritasıyla kalemini geliştirmek hepsine değerdi. Bu noktada fan fiction dünyasının kapsayıcı kollarından şüphe edemiyorum. Evet, sevgili yetişkinler, bu işte para yoktu — buraların hazinesi ne yazar ne de yetişkin tahakkümüne izin vermemesiydi.

“Türkiye bir futbol ülkesi,” söylemine değinmeden geçemeyeceğim. Hayran kültürünün sektörleşmesini en berrakça burada görülüyor — televizyonlarda yorum programları tutuluyor; futbolcu maaşları sürekli tartışma konusu oluyor; lisanslı ürünler her gün daha fazla satıyor. Peki low brow (düşük kalite) edebiyat etiketini yiyen fan fiction dünyası veya benzer hevesle hayranlığını dile getiren K-Pop hayranları olduğunda “Burada bir tutarsızlık yok mu?” sorusu nasıl akıllara gelmesin?

Yetişkin tahakkümü

“Çocukların ne okuyacağına neden yetişkinler karar veriyor?” sorusu da toplumsal cinsiyet rollerini sorgulamamla birlikte hayatıma girdi. Benzer güç ilişkisi dinamiklerini çocuk ve yetişkin ikiliğinde gözlemlemeye başladıkça sevmediğim şeyin çocukluk durumu değil, çocukluğa atfedilen yetersizlik ve hükmetme isteği olduğunu fark ettim.

Neden edebiyat okumak istediğimi söylediğimde klasikleri okuyup okumadığım sorgulanıyordu? Benim için “en iyi” neden Çocuk ve Gençlik Edebiyatı türüne ait olanlar değil de klasiklerdi? Peki o hâlde “yaşıma uygun” kitapları kim okuyacaktı? Neden kültürümüz sürekli kendimi yetersiz hissedişimi pompalıyordu? Sordum da sordum — soluğu akademik hayatta Romantik dönem şairleri çalışmadığım için yeteri temsil görmediğimde bunları kendim çalışmaya karar vererek aldım.

İkilikleri durmadan yeniden üretmekten ve güç ilişkilerini beslemekten yorulduğumu hissediyorum. Oyumu para kazandırmayacağını bilerek fan fiction yazmaktan, ilgimi çeken alanlardan ve yaşçılığı sorgulamaktan yana kullanacağım — en azından denemek istiyorum.

Önümüzdeki birkaç hafta içinde 25 yaşıma gireceğim. Ne zaman yetişkin sayılacağımdan çok emin olmamakla birlikte sanırım gelecek yıllarda da sevdiğim karakterleri — özellikle Frerard'ı — ship'lemeye ve tahakkümsüz alanları kollamaya devam edeceğim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

📓 ANGST 10: ÇOCUKLAR NE OKUSUN?

Çocuk ve Gençlik Edebiyatı'nda temsil özgürlüğü ne durumda? Yetişkin tahakkümü nedir? Hayran kurgusu okuyor musun?

09 Kas 2021

📓 ANGST 10: ÇOCUKLAR NE OKUSUN?

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

Sinem Çelik

·

22 Eki 2026

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası
AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?