Yürümeye neden ihtiyacımız var?

Gündelik hayatın yüksek temposuna kapıldığımızda, yavaşlamanın ve yaya hâlde öylece seyretmenin faydalarından mahrum kalıyoruz.
Yürümeye neden ihtiyacımız var?

30 Ekim - Etat Pur - İstanbul
Etat Pur ile birlikte

Oksitlenmeyen ve sararmayan formül: Pure Active Saf Vitamin C %10 Pure Active Saf Vitamin C %10 Güçlü bir antioksidan olan C vitamini, serbest radikallere karşı güçlü bir etki gösterir ve cildin kendini yenileme sürecine katkı sağlar. Pure Active Saf Vitamin C %10 ; C vitamininin en aktif, etkili ve saf formu olan Askorbik Asit’e sahiptir. Cilt tarafından doğrudan emilebilir yapısıyla yaşlanma ve koyu leke karşıtı iki etkiyi bir arada sunar. Pure Active Saf Vitamin C %10’un kanıtlanmış etkinliği nedir? %90 Koyu lekeleri azaltmaya yardımcı olur.* *Sonuçlar 56 gün boyunca 30 gönüllüyle gerçekleştirilen kullanım testi ardından elde edilmiştir. Lekeli bölge ve normal cilt üzerinde beklenen etkinin ölçümüdür. %87 Cildin daha pürüzsüz görünmesine yardımcı olur. ** %81 Cildin doğal ışıltısını kazanmasına destek olur.** %80 Cilt tonunun eşitlenmesine destek olur.** **Sonuçlar 28 gün boyunca 33 gönüllüyle gerçekleştirilen kullanım testi ardından elde edilmiştir. Lekeli bölge ve normal cilt üzerinde beklenen etkinin ölçümüdür. Nasıl kullanılır? Pure Active Saf Vitamin C %10 ’u damlalığı çıkararak temiz ve kuru cilde iyice yayıp ürün tamamen emilene kadar masaj yaparak kullanabilirsin. Koyu lekelerin olduğu bölgelere (yanaklar, elmacık kemikleri, alın) bir veya tüm yüze üç-dört damla olarak sabah ve akşam nemlendirici kremden önce uygulayabilirsin. Ekobiyolojiden ilham alan Etat Pur markasının Pure Active Saf Vitamin C %10 ürünüyle tanışmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Şehirler giderek daha fazla inşaatla donatılırken ve açık alanlar kaybolurken bazı alışkanlıklarımızı da kaybetmeye başladık. Hem kişisel hem de toplu taşıma araçlarıyla, baş döndüren bir hızda, çoğunlukla zorunlulukların belirlediği rotalarda sürekli hareket hâlindeyiz. 

Artakalan zamanda yeni etkinlikler ve buluşmalar planlıyor, gündelik hayatın baş döndürücü karmaşasına ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ya da her yanımızı kuşatan enformasyon akışına kapılıp olduğumuz yerde, dijital araçlarla zaman geçirmeyi deniyoruz. Bu davranış örüntüsünün dışında kalan ve kaybettiğimizi hatırlamamız gereken bir becerimiz var: Yürümek. 

Yürümenin değeri
Yürümenin değeri, çağımızın hareketlilik takıntısının etrafında oluşan kültür tarafından görünmez hâle getirildi. Seyahat, giderek turistik bir aktiviteye dönüştü. Mekânlara ve objelere atfedilen otantiklik, yürümenin değerini dışsallaştırıp onu araçsal bir etkinliğe dönüştürdü. Peki, yavaşlamaya ve bir yere yetişmeye gerek duymadan yürümeye neden ihtiyacımız var?

Gündelik rotalarımızda oradan buraya hareket ederken yalnızca ulaşım hâlinde değiliz. Yoldayken e-postalarımızı, mesajlarımızı kontrol ediyor ve yolculuğun hızlıca tamamlanmasını bekliyoruz. Yolculuk sürecinde yoldan veya kendimizden herhangi bir beklentimiz olmuyor. Bu tempo hayatımızı bütünüyle ele geçirdiğinde yavaşlamanın ve yaya hâlde öylece seyretmenin faydalarından mahrum kalabiliyoruz. 

Her adımımızı teknolojik aygıtların ölçümlerine emanet ettiğimizde, yürümek başı ve sonu belli, amaçsız bir rutine dönüşebiliyor. Nihayetinde deneyimin kendisi ikincil kalıyor, yürümeyi bedenin alelade bir işlevi olarak değerlendiriyoruz. Halbuki yürümek bundan çok daha fazlasını, gündelik hayatın karmaşasında kendimizle ilgili geniş boyutlu bir zihinsel deneyim vadediyor. 

Yaratıcılık testi
Stanford Üniversitesi’nden Dr. Marily Opezzo bir grup lisans öğrencisinin yaratıcılığını test etmek üzere bir deney düzenledi. Başta gönüllüleri bir masa ve koşu bandının olduğu bir odaya topladı. Öğrencilerden bu masada oturmalarını ve düğme gibi nesnelerin alternatif kullanımlarını geliştirmeye yönelik bir yaratıcılık testini tamamlamalarını istedi. Daha sonra öğrencileri koşu bandında kendi istedikleri hızda yürürken sekiz dakika süren testi tekrarlamalarını istedi. 

Araştırmanın sonuçlarına göre, neredeyse her öğrencinin yaratıcılığı yürüdüğü esnada önemli ölçüde arttı. Koşu bandında yürüyen öğrencilerin yaklaşık yüzde 60’ı daha fazla yaratıcı alternatifler ürettiler.

Benliğin sınırları
Yürümenin tarihteki birçok sanatçının ve yazarın da vazgeçilmez rutinlerinden olduğunu biliyoruz. Özellikle Virginia Woolf’un hayatında yürüme son derece önemli bir yer tutuyor. Woolf için yürümek hayatın ağırlığını hafifletme ve bir tür sığınak işlevi görüyor. 

"Güzel bir akşamda saat dört ile altı arasında evden dışarı adım attığımızda, arkadaşlarımızın bizi tanıdığı benliğimizden sıyrılır ve isimsiz serserilerden oluşan o büyük cumhuriyetçi ordunun bir parçası oluruz.” –Virginia Woolf

Yürümek aslında bir sanat olarak da değerlendirilebilir. Sanat tarihçisi Nancy Forgione, 20. yüzyılın başında Paris’teki ressamların yaşamın kentle ilişkisini aktarabilecek en doğru tasvirleri bulmak için yürüme faaliyetine odaklandıklarını ve yeni bir akımın ortaya çıktığını belirtiyor.

Bedenin ritmi
Ferris Jabr, “bedenlerimizi ileriye doğru taşımak düşüncelerimizin doğasını, düşüncelerimizin doğası da usulümüzü değiştirir,” diyor. Zihnimiz ile bedenimizin hareketi arasında çok boyutlu bir ilişki var. Bedenin ritmi ile ruh hâli arasında uyum yakalamak, yeni perspektiflere doğru bir yolculuğu mümkün kılabilir.

“Yürümeyi böyle önemli, bilhassa düşünmeye ve yazmaya bu kadar uyumlu yapan nedir? Cevap, kimyamızdaki değişimlerle ortaya çıkıyor. Yürüyüşe çıktığımızda kalbimiz sadece kaslara değil beyin de dahil olmak üzere tüm organlara kan ve oksijen ulaştırıyor. Sayısız deney, insanların egzersiz sırasındaki veya sonrasındaki hafıza ve dikkat testlerinde daha iyi sonuçlar aldığını gösterdi. Düzenli yürümek beyin hücreleri arasında yeni bağlantılar geliştiriyor, hipokampüsün (hafıza ve yön bulmada önemli rolü olan bölge) hacmini genişletiyor, hem nöronların gelişimini canlandıran hem de birbirleri arasındaki mesajları ileten moleküllerin düzeyini yükseltiyor.” –Ferris Jabr

“Yürüme sanatı” üzerine uzun bir makale yazan Henry David Thoreau da yürümenin ateşli bir savunucusuydu. Yürümeyi giderek kaybettiğimiz büyük bir değer olarak görüyor, bu rutini yeniden kazanmamız gerektiğini düşünüyordu: “Bana öyle geliyor ki, ayaklarım hareket etmeye başladığı anda düşüncelerim akmaya başlıyor,” diye yazmıştı. Yürümeyi her şeyden önce tahayyül sınırlarını aşan bir deneyim olarak görüyordu. 

Yürümek için belirli bir rotaya ya da bir keşif motivasyonuna ihtiyacımız yok. Belki de “flaneur” olmanın getirdiği bilinç hâli, bizi bu yükten kurtarabilir. Gezintiyi yalnızca kendi akışında değerlendirip, zamanın ve mekânın ruhunu daha iyi kavrayabiliriz. Yürürken görülmekten ve görmekten daha fazlasına, hatta kaybolmaya imkân tanımalıyız.

Kendimize dair bir yolculuk
Yürümeyi yalnızca etrafımızdakilere yönelik bir keşif ya da turistik bir eğlence anlayışıyla değerlendirmemek gerekiyor. Hem bedenimiz hem de zihnimiz için fazlasıyla faydalı olan yürüme eylemini kendimize dair bir yolculuk, belki hiç uğramadığımız zihinsel patikaları aşmamızı kolaylaştıran bir süreç olarak görebiliriz. 

Yoğun çalışma temposu, teknolojik aygıtlardan yükselen kesintisiz enformasyon akışı ve muzdarip olduğumuz sürekli üretim kaygısı kendimizle iletişimimizi köreltiyor. Öylece dolanmak üzere yürümek, tüm bunlara karşı mesafe alabilmemizi ve kendimize daha sahici sorular sormamızın yolunu açabilir. Dinginlik ve yavaşlığın günah sayıldığı bu çağda, yürümenin bize sunduklarını yeniden hatırlamamız gerekiyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

Yürümeye neden ihtiyacımız var?

Kendimizle daha derinlikli bir iletişim için.

01 Kas 2022

Etat Pur ile birlikte
Fotoğraf: Ryoji Iwata.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?