Yves Tumor'un punk şifası


Her cuma Kadıköy’de: Piksel. | O’art Talks Odeabank ’ın sanat platformu O’art , Türkiye’de dijital sanata katkıda bulunmak ve yeni medya sanatçılarını desteklemek üzere önemli eğitim ve destek programlarından biri olan Piksel. ile iş birliğine giderek Piksel. | O'art çatısı altında yakından takip ettiğimiz işlere imza atıyor. Neler var? Piksel. | O’art programı kapsamında 10 genç yeni medya sanatçısına toplam 1 milyon TL burs sağlanıyor. Jüri elemesi sonucunda seçilen genç sanatçılar; Yeni Medya Misafir Sanatçı Programı kapsamında üç ay boyunca Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen sanatçıları, küratörleri, sanat profesyonelleri ve koleksiyonerleriyle tanışma ve beraber çalışma fırsatı buluyor. Seminer serisi Piksel. | O’art Talks tüm sanatseverlere ücretsiz olarak; farklı alanlarda çalışan sanatçılardan, galeri ve müze direktörlerine, küratörlere, uluslararası sanatçı misafir program yöneticilerine kadar geniş bir yelpazede konuklarla bir araya gelme ve sohbet etme imkânı yaratıyor. Tasarım Atölyesi Kadıköy (TAK) ’ta gerçekleşen Piksel. | O’art Talks’larda haziran ayına kadar her cuma dijital sanat alanından farklı konular masaya yatırılıyor. Bugünkü programda hem Akademisyen hem Küratör Ekmel Ertan ve Akademisyen, Küratör ve Yazar Ezgi Bakçay ’ın Kamusal Alanda Dijital Sanat başlıklı konuşması seni bekliyor. Kayıt olmak için bu bağlantıyı kullanabilirsin. Haftanın Piksel. | O’art Talks gelecek programını buradan takip edebilir, Piksel. | O’art hakkında detaylı bilgi almak için şuraya uğrayabilirsin. *Bu bir reklamdır.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: Yves Tumor - Praise A Lord Who Chews But Which Des Not Consume; (Or Simply, Hot Between Worlds)
Süre: 37 dakika
Plak şirketi: Warp Records
Yayın tarihi: 17 Mart 2023
Kartonet: Sean L. Bowie, sahne adıyla Yves Tumor, 2022’in sonundan beri teklilerini yayımladığı son albümü Praise A Lord Who Chews But Which Does Not Consume; (Or Simply, Hot Between Worlds) ile müzikal dünyasında yeni bir dönemeci ardında bıraktı.
Kariyerinin ilk yıllarında deneysel, ses kolajı, endüstriyel, elektronik ve ambient gibi janrlarla ilişkilenen Tumor, bu yaklaşımını Safe in the Hands of Love albümüne değin sürdürdü. Albümün gürültülü, kaotik ve tekinsiz ses manzaraları; Yves’in alametifarikası hâline gelmiş soyut prodüksiyon yüzeyinde duygu yoğunluğu her köşeden taşan sıra dışı bir dinleme deneyimi yarattı.
Safe in the Hands of Love ile bağımsız müzik çemberinin çeperlerinden anaakımının spot ışıkları altına giren Yves Tumor, modern zamanların janr büken ve müziği performatif bir imkân havuzu olarak gören sanatçıları arasına girdi. Yalnızca müziğiyle değil; kuir kimliği, akışkan sahne personası ve kiç olana anti-tez görselliğiyle günümüzün disiplinlerarası ses üretiminde benzersiz bir köşe tuttu. Yves’in, Jordan Hemingway (yeni albümünde de devam eden) işbirliğiyle inşa ettiği bol uyarıcılı, çarpıcı, gore ve grotesk görsel dünyası Pitchfork’ta yayımlanan bir röportajının başlığında kelimelere döküldü: “The Disgusting Beauty of Enigmatic Experimentalist Yves Tumor”
Öte taraftan, Tumor’un Safe in the Hands of Love’la ana sahneye taşınan kariyerinin ikinci dönemi, kısa bir süre sonra dönüştürücü bir kırılım yaşadı. Önce 2020 yılındaki Heaven to a Tortured Mind albümü ve bir yıl aradan sonra yayımlanan The Asymptotical kısaçaları, sanatçının kategori-dışı olmaya inatçı ses deneylerinden uzaklaştığı bir yaratıcı süreçti. Yves bu süreçle, rock enstrümantasyonuyla hiç olmadığı kadar yakınlaştı; hit potansiyeli, belli bir kompozisyonu olan ve sözleri takip edilebilir şarkılar üretti. Tabii onu benzersiz kılan vokal performansından, sisli prodüksiyonundan ve janrlar arasılığından tamamen vazgeçmeden.
Yves Tumor’un son albümü, sanatçının bir süredir üzerinde yürüdüğü bu yeni müzikal yaklaşımın kristalize bir formu. Deneyselden, sample’lardan, gürültünün ambiyansından iyice uzaklaşan Tumor, son albümünde alternative rock’ın, shoegaze’in, punk ve post-punk’ın içinden şarkılar çıkardı. Bu bağlamda, Yves’e yeni müzikal açılımında gitar müziğinin atmosferik ve gürültü kilometre taşlarını döşeyen; My Bloody Valentine’den The Smashing Pumpkins’e, Ride’tan Yeah Yeah Yeahs’e birçok shoegaze/grunge/alternatif rock grubuyla çalışmış Alan Moulder’in (albüm miksi) eşlik etmesi şaşırtıcı değil.
Diğer yandan Praise A Lord’un yaratıcı kadrosu tamamıyla rock ’n roll dünyasına endeksli değil. Prodüktör koltuğunda FKA twigs, Kanye West ve Rosalia gibi yıldız isimlerle çalışmış Noah Goldstein’in oturduğu; misafir müzisyenleri arasında İsveç’in yıldız elektronik müzisyeni Ecco2k (vokal) ve hip-hop yapımcısı Psymun gibilerinin de olduğu albüm, Tumor’un erken dönem kariyerinin ses mirasından izlere de sahip.

Yves Tumor, Praise A Lord Who Chews But Which Des Not Consume; (Or Simply, Hot Between Worlds)
Neden dinleyelim? Yves Tumor, kariyerinin ilk dönemlerinin müzikal dünyasını arkasında bırakmış olsa da onu günümüzün alternatif müzisyenleri arasında istisnai bir yere konumlandıran gizemli, gölgeler altında konaklayan, kişiselliğin kafa karıştırıcı labirentlerinde gezinen cevherini Praise A Lord’da da yitirmedi.
Bu cevher Yves Tumor’u -Alex Frank’ın deyişiyle- muammalı, benim ifademle bir hilkat garibesi kılan; onu ve müziğini bu kadar merak uyandırıcı kılan şey aynı zamanda. Let The Lioness In You Flow Freely’den Gospel For A New Century’ye, yeni albümünde öne çıkardığım Heaven Surrounds Us Like a Hood’a kadar hemen hemen tüm Tumor şarkıları, bilinçaltının yoğun karanlığından beslenen o tekinsiz cevherinin yansımalarıyla dolu: Sıra dışı, görkemli, opak, kaotik ve belki de en kritiği, şifalı.
Praise A Lord; sanatçının keskin köşeleri olmayan, disiplinlerarası ve deneysel müzikle bir yol ayrımı olabilir. Ancak bu ayrılık, Tumor’un yukarıda belirttiğim sıfatların kabaca tasvir ettiği dünyasından bir kaçış değil kesinlikle. Zira yeni albümüne verdiği saçmalık raddesinde uzun isminin ve yazdığı şarkı sözlerinin metaforik doğası, kişisel geçmişinin travmatik tortularının eşliğinde dolaşan sorgulamacı bir kimliğin imalarıyla dolu:
Sometimes, it feels like
There's pieces of my heart that I can't show
There's parts of me I still don't even know yet
I wander 'round, I just feel like a nobody
Yves Tumor, God Is a Circle
Praise A Lord’un sanatçının diskografisinde en az önceki işler kadar parlamasını, Tumor’un o mide bulandırıcı güzelliklerle dolu eşsiz içsel dünyasını yeniden ziyaret edebilmemize borçlu olduğumu düşünüyorum. Evet, Yves girift kişiselliğinin ve üstü kapalı şarkı sözlerinin organik sesleri gibi çınlayan deneysel müziğini rafa kaldırdı. Bunun yerine erken 80’lerin hülyalı post-punk’ını, bol yankılı noise pop’unu; 90’ların patlayıcı pop-punk ve grunge gitar nakaratlarını koydu. Ancak bu geçişi, nevi şahsına münhasır prodüksiyon şemsiyesi altında, esrarengiz kişiselliği yanında ve onu farklı kimliklere bürüyen geniş perdeli vokali eşliğinde yaptı. Yani onu, Sean L. Bowie’den Yves Tumor’a dönüştüren her şeyle.
Benzer işler:
- Have a Nice Life - Deathconsciousness
- The Jesus and Mary Chain - Psychocandy
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Markalaşan bağımsız sinemanın bir örneği olarak A24, Sam Mendes'in parıldayan kadrosuyla yeni filmi Empire of Light, Yves Tumor'un punk şifası son albümü.
24 Mar 2023

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

David Robert Mitchell’ın Spielberg ve J.J. Abrams’ın izlerini taşıyan yeni filmi "The End of Oak Street", bir aile krizini dinozorlarla, bir hayatta kalma mücadelesini ise insanın doğayla bitmeyen savaşıyla buluşturuyor.

Sultanbeyli’de konumlanan, kâr amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT, ikinci yılını geride bıraktı. Tüm seneye yayılan Merve Elveren ve Meriç Öner’in küratörlüğünü üstlendiği "VarYok" adlı serginin kapanmasına günler kala YUNT’un kurucusu Muratcan Sabuncu ile sohbet ettik.
14 Ağu 2026

Yaklaşık yarım yüzyıla yayılan kariyerindeki 21 Akademi Ödülü adaylığı, Meryl Streep’in sinema tarihindeki esas yerini anlatmaya yetmez. Zira onun başarısı, ürettiği sayısız mimik, jest, ses, aksan ve beden dilinin çok ötesindedir. Streep oyunculuğunu diğerlerinden ayıran asıl cevher, onun durmaksızın, insanın toplumsal rollerinin gölgesinde kalan o küçük kişisel bölgeyi arayışında gizlidir.




