Zamane konutları


Evde Spor yapmanın en kolay yolu: Heryerdepilates
ABD'de haftada en az iki kez egzersiz yapan 2 bin katılımcıyla yapılan bir araştırma, katılımcıların üçte birinin pandemi sona erdiğinde spor salonlarına daha az gideceğini gösteriyor. Bir başka araştırma, spor salonuna döndüğünde rahat…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İkamet üzerine düşünmek, şehir ve bölge planlama okuduğum yıllardan kalan bir yadigâr. Çünkü konut, bir aidiyet hissi yaratırken romantik bir bağlantı da sunuyor. Ne demek istediğimi biraz daha açayım; bir mekânın/mahallenin bizde bıraktığı algısının o mekânın sahibi veya sakinleriyle ilgili bize söyledikleri sıklıkla aklımı kurcalıyor. Bizi birleştirdiğini ve hatta kimi zaman özgürleştirdiğini düşündüğümüz mekânlar olarak evlerimizin de anlamı zamanla evriliyor. Dolayısıyla bugün, konutların maddi olmayan boyutları üzerine düşünmek için birkaç dakikanızı alacağım.
Neden önemli? Ev, “yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı” demek, konut “insanların içinde yaşadıkları ev, apartman vb. yer, mesken,” ikamet ise “bir yerde oturma”. İkametin mekânsal karşılığı, yani evimiz sosyolog David C. Thorns’a göre, mahalle(li) ve topluluğu oluşturuyor. Yani bir konutun içinde başlayan hikâyemiz, bir mahalleli olarak topluluk davetine icabet etmemizle devam ediyor; fakat Thorns burada “bir kâğıt parçasını da ikamet adresi olarak” kabul ediyor. Dolayısıyla evimizde otururken topluluğun bir üyesi olarak topluluğu etkileyebiliyor, güncel gelişmelerden de etkilenebiliyoruz. Ben, biz oluyor. Mahalle mekânın, topluluk da bireylerin gündemi takip etmesine ihtiyaç duyuyor.
Nasıl? Yukarıda yazdığım kelimeler sözlükte tanımlı ama hissettirdikleri subjektif ve bizler gerçeğin ne olduğunu unutsak bile hissettiklerimizi hatırlayan canlılarız. Değişim, tam da burada, gündelik konularla tetikleniyor. Mülk, yakınlık, cinsiyet, belli bir etnik gruba bağlı olmak, aile ve ilişki biçimleri; evimizle kurduğumuz bağı tanımlıyor. Buradan yola çıkarsak sıcak yuva simgesi, sürekli psikolojik veya fiziksel şiddet gören kişiler için bir kapana dönüşüyor veya yatırım amacıyla ev sahibi olmak farklı öncelikleri vurguluyor.
Kadın-erkek, genç-yaşlı: Araştırmacılar, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra postmodernizmin etkileriyle yaşananların küresel çapta hissedildiğini ve makro analizlerin mümkün olduğunu gösteriyor. Profesör Gill Valentine’in notlarına göre de “ev”in ne olduğuna dair yapılan araştırmalar feminist eleştirilerden kaçınamıyor. Çünkü konuyla ilgili araştırmalarda kadınların günlük deneyimleri üzerinden bir bağ kuruluyor. “Çekirdek ailenin” yapısı ve evi geçindiren baba karakterleri de baskın anlatımlardan. Konuyu derinlemesine ele almak isteyenler de evin farklı bireyleri için ne anlam ifade ettiğini araştırarak bu bağı açıklamaya çalışıyor. Örneğin, Kuzey ülkelerinde yapılan bir araştırma, çocuk ve gençlerin evlerini “arkadaşlarının geldiği, yarı açık/kamusal alan” olarak gördüklerini ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’ta yürütülen bir çalışma da benzer sonuçlarla bunu destekliyor.
Gelecek belirsizken... Thorns gibi akademisyenler 20. yüzyıla bakarak 21. yüzyılı tahmin ederken evlerin, iş için ofis olarak kullanılacağına, sınıf gibi öğrenme merkezi olacağına, sanal alışveriş merkezi görevi göreceğine emindi. Hatta teknolojinin daha az iletişime ihtiyaç duyacağımız ev yaşantılarına sebep olacağını; danışmanların, tasarımcıların ön plana çıkacağını da belirtmişlerdi. Yeni tahminler, anlaması zor hibrit ilişkileri işaret ediyor. 2020’den beri deneyimlemeye başladığımız “yeni normal”in ilk etkilerinden birinin evle kuracağımız bağı değiştireceğine hemfikir olanlar bu politize olabilecek dönüşümün sancısını nasıl yaşayacağımızı tahmin edemedikleri boyutlarıyla ele almaya çalışıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Zamane konutları, mekânlar ve kültürel pratikler üzerinden aidiyet kavramı, denize bakma molası: Galata Köprüsü ve yaya hakları.
09 May 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




