
Enes Özkan
Ekonomist. Daktilo1984 kurucusu ve genel yayın yönetmeni. İstanbul Üniversitesi Blockchain Teknolojileri Merkezi kurucusu ve iş geliştirme koordinatörüdür. Aynı üniversitede davranışsal iktisat ve yatırımcı psikolojisi alanında doktora çalışmasına devam etmektedir.
Türkiye bir ekonomik kriz içerisindeyken de seçim yaptı, her şey yolunda görünürken de seçim yaptı.

Türkiye’nin kurumlarının çöküşünün çok enteresan bir örneğini son TCMB başkanı değişimiyle yaşadık. Kimimizi utandıran kimimizi güldüren bu anlamsızlıkları her gün kim bilir hangi kurumlardaki hangi insanlar yaşıyor. Fakat TCMB çok göz önünde bir kurum olduğu için bu yaşananları takip edebildik. Türkiye’de kurumlar sadece bir kural dizini olarak ya da politika bilimindeki anlamıyla değil fiziken de çökmeye devam ediyor.

Bakan Şimşek dünya ticaretindeki payın artırılması için inovasyonun vs. gerekli olduğu konusunda haklı olsa da, ne kendisinin ilk döneminde ne de bugünkü yönetim döneminde inovasyon artışının, kalıcı yabancı yatırımın, tersine beyin göçünün, verimlilik artışının, kapasite kullanımı artışının ya da kapasite artışının yaşanması için gerekli kurumsal ve uzun vadeli vizyon ortaya konmadı, konmuyor.

2024 yılında Türkiye'de işsizlik oranının %15’i aşması bekleniyor. Bu, hane halklarının refahını olumsuz etkileyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. İşgücüne katılımda da bir artış beklenmediği için işsizlik artışının daha güçlü bir negatif etki göstermesi bekleniyor. Yüksek enflasyon ve artan finansman maliyetleri de ekonomik büyümede yavaşlamaya dolayısıyla, işsizliğin artmasına neden olacaktır.

Hükümetin ekonomiyi istikrara kavuşturma çabaları ve Merkez Bankası'nın para politikasını yönetmedeki rolü, enflasyon, döviz istikrarı ve dış ticaret dengesizlikleri gibi sorunları ele alırken oldukça merkeziydi. Haliyle bu merkezi planlar ya da plansızlıklar ekonomi yönetiminde kurumsal kapasitenin maalesef yukarıya çekilememesine neden oldu.

Avrupa Parlamentosu (AP), son zamanlarda yaptırım rejimindeki boşluklarla ve yaptırımların düzgün uygulanmamasıyla ilgili kaygılarını ifade ettiği bir kararı onayladı. AP’nin yaptırımların etkinliğinin zayıfladığına dair endişeleri artıyor. Kararda, Rus petrolü işleyen ülkelerden, özellikle Hindistan gibi yerlerden ithalatın artmasının Avrupa Birliği (AB) için bir "arka kapı" oluşturduğuna dikkat çekiliyor.

Türkiye’nin sorunları çok daha girift, köklü ve yapısaldır. Gri Liste’den kurtulma çabaları son tahlilde olumlu ve iyi niyetli adımlar olarak değerlendirilse de hukuk güvenliğini sağlama ve rasyonel mali çerçeve geliştirme konularına Türkiye çok daha sağlam bir iradeyle odaklanmalıdır.

Sunumun bir kısmında bizim hayatımızı doğrudan etkileyen bir başka konudan da bahsedilmiş: Vergi artışları. Fakat Merkez Bankası vergi artışlarının enflasyonu artırdığını söylese de bunu söylerken “vergi ayarlamaları” tabirini uygun bulmuş.

Türkiye kısa-orta-uzun herhangi bir vadede planlar yapmak yerine kurumsal kapasitenin gelişimine odaklanmalı ve hukukun üstünlüğünü kalkınmanın ve refahın anahtarı olarak görmeli.

Türkiye’nin kalkınması için ekonomik öngörülebilirlik çok ama çok önemli bir konumda. Çünkü Türkiye sermaye kıtlığıyla mücadele ediyor. Türkiye tasarruf açığı olan bir ülke ve dış kaynak neredeyse hayati derecede önemli. Dış kaynağın ülkeye çekilmesi ise ancak öngörülebilir bir ekonomik ve hukuki düzen kurmakla mümkün. Oysa, halihazırdaki durum Türkiye’ye uzun vadeli yatırım yapmak isteyen yabancı kaynak sahipleri için risk artırıcı olarak görünüyor.


