

Korsan kitap alma, suça ortak olma: #SenBuDeğilsin
Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği'nin 2020 Korsanla Mücadele Raporu; İstanbul, Ankara, Eskişehir, Gaziantep, Mersin, Adana, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Kırıkkale gibi şehirlerde yapılan denetimlerde akademik ve…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Duende’de ikinci ayını deviren “Kendine Ait Bir Yer”de bağımsız plak şirketlerine odaklanıyoruz. Bağımsız plak şirketleri hayati öneme sahip çünkü ticari motivasyonlardan çok kişisel tutkularla hareket etmeleri ve sektörün büyük aktörlerine göre çok daha fazla risk alabilmeleri sonucu, bizi belki başka türlü hiçbir zaman tanışamayacağımız müziklerle buluşturuyorlar, ana akımın formüller ve stratejilere boğduğu müzik dünyasına nefes aldırıyorlar ve etraflarında oluşan topluluklarla kültürü besleyip ona yön veriyorlar. Peki ayrımcılıkla bölünmüş bir toplumu iyileştirmek, bir müzik türüne adını vermek ve bunları yaparken 10 yılda Top-10 listesine giren 100’ün üzerinde şarkı yayımlamak? Bunlar Motown’a özgü.

Berry Gordy’nin yolu: Sadece başarılı bir girişimci değil, müthiş bir müzik tutkunu ve vizyoner olan Detroitli Berry Gordy, 50’lerde önce bir plak dükkânı açıyor. Kısa ömürlü olan bu girişiminden sonra, kardeşleriyle soul şarkıcıları için şarkı yazmaya başlıyor ve başarılı oluyor. Jackie Wilson’ın hit parçaları Reet Petite, Lonely Teardrops ve To Be Loved'da onun da imzası var. Hit şarkılar yazmak Gordy için yeterli değil; 1959’da ailesinden borç aldığı 800 dolarla, popüler müziğin ve ABD’nin çehresini değiştirecek bir yola çıkıyor.
Müzik fabrikası: “Motor city” olarak bilinen Detroit’teki Lincoln-Mercury Otomobil Fabrikası’nda çalıştığı günler, Gordy’ye çok şey öğretmiş: “Her gün çıplak bir metal çerçevenin, üretim bandının diğer ucundan gıcır gıcır bir araba olarak çıkmasını izledim. Ne müthiş bir fikir! Belki ben de aynı şeyi müzikle yapabilirim. Sokaktaki bir çocuğun kapısından girip, içeride belirli süreçlerden geçip, diğer kapıdan yıldız olarak çıkacağı bir yer.” Gordy’nin stüdyo ihtiyaçlarını istediği gibi karşılamak için satın aldığı, West Grand Boulevard üzerindeki fotoğraf stüdyosu, şirketin “Hitsville U.S.A.” olarak bilinen merkezine dönüşüyor. 1959’da “Tamla Records” etiketiyle bir dizi 45’lik yayımlayan şirket, “Motor town” kelimelerinin birleşiminden oluşan Motown adını benimsiyor. Motown, önce Gordy’nin öngördüğü gibi bir yıldız fabrikasına, sonra ülkenin kültürel iklimini değiştiren bir güce dönüşüyor. Şarkıcılar, müzisyenler, söz yazarları, besteciler ve prodüktörler, Motown’un sanatsal gelişimlerini destekleyen atmosferi içinde büyümeye başlıyor.
Yıldızlar kadrosu: 1960’ta resmî olarak kurulan şirket, hemen ertesi yıl Smokey Robinson’ın grubu The Miracles’ın Shop Around 45’liğiyle, bir milyon satış rakamına ulaşıyor. Sonraki 10 yıl içinde Motown çatısı altında şarkılar yayımlayan isimlerin listesi aklımızı başımızdan alıyor: The Supremes, The Jackson 5, Stevie Wonder, Marvin Gaye, The Four Tops, The Temptations… 80’lerde onlara Lionel Richie ve Rick James gibi sanatçılar ekleniyor. Motown, bir yandan tüm dünyanın dinlediği şarkılar üretip yayımlarken diğer yandan kurduğu prodüksiyon şirketiyle kendi sanatçılarına televizyon programları çekiyor.

Ayrımcılığa karşı müzik: Smokey Robinson, Motown’un ırkçı yaklaşımlarla birbirinden uzaklaştırılmış topluluklardan oluşan toplum üzerindeki etkisiyle ilgili şunları söylüyor: “1960’larda sadece müzik yapmadığımızı, aynı zamanda tarih yazdığımızı henüz fark etmemiştim. Sanatçılar dünyanın her yerine seyahat ettikçe, ırkçılığı ve sosyal bariyerleri nasıl yıktığımızı yaşayarak gördüm. Motown’un ilk günlerinde, güneydeki konserlerde siyah ve beyazlar ayrı olurdu. Bir süre sonra oralara yeniden gittiğimizde, seyircilerin birleştiğini ve çocukların birlikte, el ele dans ettiğini gördük.”
Motown her yerde: R&B, soul ve pop’tan ilham alan, akılda kalıcı nakaratları güçlü ritimler ve samimi vokallerle birleştiren Motown prodüksiyonları, ABD’de listeleri doldururken okyanusun diğer yanında, Birleşik Krallık'taki müzisyenleri de etkiliyor. “Genç Amerika’nın sesi” olarak adlandırılan müzik, The Beatles ve The Rolling Stones’un ilham kaynakları arasında.
Hikâyenin sonu mu? 80’lerin sonunda finansal zorluklar, Berry Gordy’i şirketteki hisselerini MCA’e satmak zorunda bırakıyor. 1988’de gerçekleşen 61 milyon dolarlık satış, Motown’un bağımsızlığını sonlandırsa da şirket, 90’larda Boyz II Men ve Erykah Badu gibi isimlerle başarı yakalıyor. Müzik sektöründe sık görülen birleşme ve satın almalar sonucunda Motown, şu anda dünyanın en büyük müzik şirketi olan Universal Music Group çatısı altında. 60’larda yarattığı etki ise bugünün pop sanatçılarından rock yıldızlarına, müzik dünyasının DNA’sına silinmeyecek biçimde işlemiş durumda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün: Netflix'in ödülleri, Motown'un devrimi, gelecek öngörüleri, Jacob Burckhardt ve Nadine Shah.
25 Ara 2020

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.




