2024’e Veda: Ekonomi ve iş dünyasının rotası 2025’e çiziliyor

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
2024! Ne yıldı ama…
Yurt içinde yüksek faiz dinamikleri, dezenflasyon beklentileri ve resesyon endişeleri tarafından şekillendirilen oldukça yoğun bir haber akışını takip ederken yurt dışı tarafında ise jeopolitik risklerin ortasında kademeli olarak gevşemeye başlayan ancak ihtiyatlı duruşunu koruyan merkez bankalarını seyrettik. Yılın sonuna geldiğimizde eldeki veriler kimilerini memnun ederken kimilerine ise “Daha iyisi olabilirdi” diye düşündürdü.
Peki iş dünyası bu yılı nasıl yorumladı ve gelecek yıla nasıl bakıyor? Sizler için bu soruya yanıt bulmak istedik.
Dolu dizgin geçen bir yılın ardından iş dünyasının liderleri, 2024 yılına ilişkin değerlendirmelerini ve 2025 yılına dair beklentilerini Aposto ile paylaştı.
Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan:
“Bu yıl Türkiye ekonomisi için öncelikli konular enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrarın ve dengelenmenin sağlanmasıydı. Özellikle para politikasında atılan adımlar neticesinde, arzu edilen hızda olmasa da enflasyonun düştüğünü görüyoruz. Dezenflasyon süreci 2025’te de devam edecek, ancak hedeflenen seviyelere ulaşabilmemiz için bütüncül bir bakış açısıyla hareket ederek para politikasını daha uyumlu bir mali politika ve yapısal reformlarla desteklememiz gerekiyor.
Küresel ekonomide rekabeti belirleyen unsurlar yeşil ve dijital dönüşüm. Giderek gelişen yapay zeka ve bağlantılı yeni teknolojilerin üretime entegre edilmesi ve verimliliğin arttırılması için ciddi bir yarış söz konusu. Bizim de bir yandan ekonomimizdeki acil sorunları çözerken, diğer yandan teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına yatırım yapmamız rekabetin gerisinde kalmamamız için oldukça önemli.
2025’e girerken ülkemiz için en ciddi risklerden biri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bölgesel jeopolitik gerilimler. Önümüzdeki yılın bu anlamda geçmişten ayrışmasını, bölgemizde daha huzurlu bir dönemin başlamasını temenni ediyoruz. Trump yönetiminin göreve gelmesiyle birlikte uygulayabileceği gümrük vergileri de 2025’te küresel ekonomi için en ciddi risklerden biri olarak gösteriliyor. Öte yandan; coğrafi konumu, altyapı yatırımları ve sofistike özel sektörüyle Türkiye, doğru adımları atarak AB gibi ortaklarıyla ekonomik entegrasyonunu derinleştirebilir ve küresel değer zincirlerindeki konumunu güçlendirebilirse, olası ticaret savaşlarından en avantajlı çıkan ülkelerden biri olabiliriz.”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe:
“Küresel pazarlarda talebin yavaş seyretmesi ve yurt içinde girdi maliyetleri ile kur arasındaki makasın açılması nedeniyle 2024 rekabetçiliğimizin zayıfladığı bir yıl oldu. Tüm olumsuzluklara rağmen 2024’ün 11 ayını 238,5 milyar dolarlık ihracatla tamamladık. Geçen yılın aynı dönemine göre %2,5 artıdayız. Yıl sonunda 260 milyar doların üzerinde bir mal ihracatıyla tüm zamanların en yüksek değerine ulaşmış olacağız. Hizmet ihracatçılarımız 2024’te de çok başarılı bir performans sergiliyor. Geçen yıl 106 milyar dolar olan hizmet ihracatımızı yıl sonunda inşallah 115 milyar doların üzerine taşıyarak rekor tazeleyeceğiz.
Evet küresel pazarlarda talebin yavaş seyretmesi mal ihracatımıza olumsuz yansıdı. Ancak asıl sorun rekabetçiliğimizi kaybetmemizden kaynaklandı. Çünkü Türkiye’de üretim maliyetleri çok yüksek. Dolar bazında Asya’daki rakiplerimizden %40-50, Avrupa’daki bazı ülkelerden %15-20 pahalıyız. Birçok sektörde fiyat tutturamadığımız için günden güne rekabetçiliğimizi kaybediyoruz. Firmalarımız, çarkı döndürmek, müşteri kaybetmemek için maliyetine, hatta zararına sipariş almak zorunda kalıyor. Elbette bu sürdürülebilir bir durum değil. Girdi maliyetleri ve kur arasındaki dengesizlik devam ettikçe oyundan düşüyoruz.
İhracatçı için kısa vadede girdi maliyetleriyle döviz kurunu dengelemenin dışında bir çözüm yolu görünmüyor. Biz 2025’le birlikte bu sorunların aşılacağını umut ediyoruz. Hızımızı kesen engeller kaldırılırsa 2025’te 280 milyar dolarlık hedefe emin adımlarla koşabiliriz. 2028’de ise 375 milyar dolarlık mal ve 200 milyar dolarlık hizmet ihracatı hedefimiz var. Bu hedeflere ulaşabilmemiz için ihracatımızı her yıl çift haneli büyütebilmeliyiz.”
Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkanı ve Vodafone Türkiye Genel Müdürü Engin Aksoy:
“2024, dünya genelinde Uluslararası Doğrudan Yatırım (UDY) girişlerinde durağan bir yıldı. Geçmişte 1,5-2 trilyon dolar düzeylerinde gerçekleşen UDY akışlarının 2023 yılında 1,3 trilyon dolar düzeyinde kaldığını ve 2024 yılının ilk yarısında da benzer zayıf eğilimin devam ettiğini görüyoruz. Sıfırdan yatırımlar, özellikle sanayi ve teşvik politikaları ile desteklenen sektörlerde büyüme potansiyeli gösterirken; yüksek finansman maliyetleri, bölgesel gerilimler, jeopolitik belirsizlikler ile ihraç pazarlarını ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme ihtiyacının yarattığı zorluklar, 2024 yılı yatırım tercihleri üzerinde baskıya neden oldu. Türkiye özelinde, 2024 yılının ilk on ayında ülkemize, 2023 yılının aynı dönemindeki rakama yakın bir şekilde, 8,5 milyar dolarlık UDY girişi gerçekleştiğini görüyoruz.
2024 yılı aynı zamanda, birçok ülkede seçimlerin yapıldığı, Rusya-Ukrayna savaşına Orta Doğu’da yaşanan üzücü çatışmaların eklendiği bir yıl oldu. ABD ekonomisindeki güçlü seyir, Çin ekonomisinde yapısal sorunların derinleşmesi, Japon ekonomisinde geleneksel politikalardan farklılaşma eğilimleri ile AB ekonomisinin zayıf performansı yılın dikkat çeken gelişimleri arasında yerini aldı.
2025’te ABD’de Trump’ın göreve gelmesiyle uluslararası ticarette tarifeler döneminin başlaması ve AB başta olmak üzere birçok ülkenin korumacı politikalarını artması beklenmekte. Bunun yanı sıra, AB'nin rekabet gücünü artırmak amacıyla Draghi raporunda belirtilen ek önlemleri hayata geçirmesi de gündemde olacaktır. Bu açıdan, Türkiye’nin stratejik konumundan faydalanarak küresel tedarik zincirlerine entegrasyonunu artırması ve ikiz dönüşüm sürecini hızlandırması önem taşımakta.”
Akbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Gür:
“2024 yılındaki ekonomik gelişmeleri değerlendirdiğimizde, finansal koşullardaki sıkılığın etkisiyle Türkiye ekonomisinin yılın ikinci çeyreğiyle birlikte yavaşlama eğilimine girdiğini görüyoruz. Gayri safi yurt içi hasıla ikinci ve üçüncü çeyreklerde sınırlı bir daralma kaydederken, ekonomik aktivitedeki soğumayla birlikte enflasyon üzerindeki talep yönlü baskıların hafiflediğini söyleyebiliriz. Talepteki dengelenme ve maliyetlerdeki ılımlı seyre rağmen enflasyondaki iyileşme arzu edilenin gerisinde kalsa da, yıllık enflasyonun Mayıs 2024’te zirve yaptıktan sonra baz etkileriyle belirgin bir düşüş kaydettiği görülüyor. Türk lirasındaki güçlü reel değerlenmeye rağmen, kredi büyüme tavanlarıyla sağlanan sıkı makro ihtiyati duruşun cari denge ve dış finansman ihtiyacında önemli bir iyileşme sağladığını söylemek mümkün. Makro dengelerdeki iyileşme, döviz kurlarındaki istikrar ve ülke risk primindeki düşüş bir taraftan yabancı sermaye girişlerini desteklerken diğer taraftan yurt içi yerleşiklerin lira tercihini güçlendiriyor.
Son dönemde enflasyon eğiliminde gözlenen iyileşme, para politikasında enflasyondaki düşüşe eşlik eden, temkinli ve ölçülü bir faiz indirim sürecini destekliyor. Buna rağmen önümüzdeki dönemde sıkı parasal duruşun korunacağı, maliye politikasının da enflasyonla mücadeleye daha fazla destek vereceği bir yıl bizi bekliyor.
2024 yılı, kredi büyümesi, fonlama maliyetleri ve kârlılık açısından bankacılık sektörü için beklediğimiz gibi zorlu bir dönem oldu, ancak sektör olarak başarılı bir sınav verdik. Makrofinansal dengesizliklerin ve risklerin azaltıldığı bu geçiş sürecinin getirdiği maliyetleri iyi yöneterek sermaye gücümüzü ve bilanço sağlamlığımızı koruduk. Enflasyondaki düşüş eğiliminin devamıyla birlikte sektör için en zor dönemin geride kaldığını ve önümüzdeki dönemde fonlama maliyetlerinde beklediğimiz iyileşmeyle bilançoların kademeli olarak rahatlayacağını düşünüyoruz.”
Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Öztop:
“Türk bankacılık sektörü, uygulanan sıkı para politikaları ve makroekonomik dengelenme çabaları sayesinde 2024 yılında istikrarlı bir performans sergilemeye devam etmiş, sektör güçlü sermaye yapısını ve finansal sağlamlığını korumuştur. 2024 yılı içerisinde ülke risk priminde gerileme kaydedilmesinin bankacılık sektörüne de olumlu etkileri olmuştur. Bu dönemde bankaların dış finansman koşulları iyileşmiş ve yurt dışı borç çevirme oranları artmıştır. Dijitalleşmenin artması ve banka-fintek iş birlikleri de bankaların müşteri edinimi ve hizmet kalitesinin artmasında önemli bir rol oynamıştır.
2025 yılının Türk bankacılık sektörü açısından zor bir yıl olmasını beklemekle birlikte, faiz indirimlerinin sektöre olumlu yansıyacağı kanaatindeyiz. Sektörün mevcut güçlü sermaye yapısı, karşılık seviyeleri, kârlılığı ve aktif kalitesi kaynaklı olası risklerin önümüzdeki dönemde de yönetilebilir seviyelerde olmasını bekliyoruz. 2025 yılında makroekonomik istikrarın sağlanması, enflasyonun düşmesi ve dijitalleşme ile sürdürülebilirlik alanlarındaki gelişmeler sayesinde sektörün, daha dirençli ve verimli bir yapıya kavuşacağını ve uluslararası piyasalarda daha etkin bir konuma geleceğini düşünüyoruz.”
Alarko Holding İcra Kurulu Başkanı Ümit Nuri Yıldız:
“2024 hem global hem yerel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalara rağmen iş, ekonomi, insan ve gezegen olarak belirlediğimiz odak alanlarında pozitif etki yaratma kararlılığımızı sürdürdüğümüz bir yıl oldu. 2024, Alarko’nun 70. Kuruluş yıl dönümü olması açısından bizim için oldukça anlamlı bir yıldı. Çok boyutlu bir dönüşümden geçtiğimiz, yenilikçi yatırım açılımları yaptığımız bu dönemde marka kimliğimizi de yenileme kararı aldık.
2025 yılında da yatırımlarımızla fark yaratmaya devam edeceğiz. Küresel ekonomik belirsizliklere rağmen ülkemizin potansiyeline inanıyor, yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Dijital dönüşümde bir üst faza geçtiğimiz, sürdürülebilirlik yol haritamızda emin adımlarla ilerlediğimiz, modern tarım uygulamalarımızda ve turizm sektöründe ölçeği büyüttüğümüz, yeşil enerji ve enerji depolama alanlarında ülkemize teknoloji transferi gerçekleştirdiğimiz ve ilk kargo uçağımızın dönüşümünü tamamladığımız bir yıl olacak.
Tüm yatırımlarımızı 2030 vizyonuyla planlıyoruz. 2030’a geldiğimizde portföyümüzün yarısının mevcut sektörlerden diğer yarısının da son bir yıl içinde giriş yaptığımız yeni sektörlerden oluşacağını söyleyebilirim.
2025 yılında sosyal ve toplumsal yatırımlarımızı da artıracağız. Ülkemizdeki yetenek havuzunu, karar vericileri, kadınları ve gençleri daha katma değerli üretim pratikleri için bir araya getirecek platformların artması gerektiğine inanıyoruz. Bu vizyonla sivil toplum kuruluşları ve inisiyatiflerle iş birliklerimizi artırarak yine niş alanlarda fark yaratan projeler gerçekleştirmeye devam edeceğiz.”
Index Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik:
“Teknolojideki muazzam gelişmelerle dünyanın hızla dijitalleştiği ve rekabetin bütün ezberlerinin bozulduğu günlerden geçiyoruz. Bugün, gelişmiş ekonomilerin dünyadaki ağırlığı azalırken gelişmekte olan ekonomilerin ağırlığı artıyor. Batı dünyasının lideri konumunda bulunan ABD zemin kaybederken doğu dünyasının liderliğine oturmuş görünen Çin ciddi biçimde zemin kazanıyor. Özetle söylemek gerekirse dünyada ekonomik gücün ağırlık merkezi değişiyor ve büyüme hız kesmiş olsa da devam ediyor.
Türkiye ekonomisinin bu küresel şartlarla beraber 2024 yılı boyunca en kritik hedeflerinden biri enflasyonu düşürmekti. İyi haber, uygulanan politikalar sonucunda son dönemde enflasyonun gerilemeye başladığını görüyoruz. 2025 yılına doğru yol aldığımız bugünlerde ekonomide beklentileri daha olumlu hale getirebilmek için sosyal, siyasal ve ekonomik sorunları kapsayan ayrıntılı bir program yapmak ve uygulamak gerekiyor. Enflasyonun Merkez Bankası’nın hedeflerine yakın seviyelere dönmesinin para politikası, maliye politikası ve yapısal reformlarda üçlü değişimle mümkün olacağı görüşündeyim. Yapısal reformların hayata geçirilmesiyle, sanayide dijital dönüşümün hızlandırılmasıyla ve uluslararası doğrudan yatırımların çekilmesi için iyileştirmelerin yapılmasıyla 2025 yılı itibarıyla ekonomimizin daha sağlam ve daha güçlü bir yapıya kavuşacağını umut ediyorum.”
Zeren Group Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Yiğit Zeren:
“2024 yılında Türkiye'de birleşme ve satın alma işlem adedinde düşüş yaşansa da işlem hacminde rekor bir artış görüldü. Özellikle enerji sektöründe önemli satın almaların yaşandığı bir yıl oldu. Açıkçası bu işlemler, Türkiye’de enerji sektörünün, yatırımcılar için hala cazibesini koruduğunu gösteriyor. Bu yıl Zeren Group Holding için de çok hareketli geçti. Alpet, Alpet Madeni Yağları ve Ecogaz’ı satın alarak, memleketin yerlisi olarak ses getiren bir güce sahip olduk.
Sürdürülebilirlik stratejileri çerçevesinde, yerli şirketlerin birleşme ve satın alma işlemlerinin bu yıl daha fazla artacağına inanıyorum. Ayrıca ülkemizde de dünyaya paralel olarak gelişen teknoloji ve yapay zekânın çeşitli endüstri çözümlerine uygulanması sonucunda teknoloji destekli çözümlere yatırımcı ilgisinin yoğun bir biçimde artacağını düşünüyorum.Global trendlere paralel olarak enerji, TMT ve dijital dönüşüm odaklı teknolojiler alanında birleşme ve satın alma faaliyetlerinin hızlanacağına ve Türkiye'de uygulanacak yatırımcı dostu para politikalarının sürdürülmesi sonucunda uluslararası sermaye ve yatırımcı ilgisinde artış olacağına inanıyorum. 2025’in memleketimize ve tüm dünyaya sıhhat, huzur, neşe ve selamet getirmesini diliyorum.”
TÜYİD-Yatırımcı İlişkileri Derneği Başkanı Başak Öge:
“2024 yılı ekonomik ve jeopolitik açıdan zorlukların sürdüğü, belirsizliklerle dolu bir yıl oldu. Yüksek faiz oranları, sıkı para politikaları, artan jeopolitik gerilimler ve enflasyon gibi etkiler talebi ve ekonomik aktiviteyi global ölçekte sınırladı. Çin’de yaşanan düşük büyüme, Avrupa’da enerji krizi ile başlayan ekonomik sıkıntılardaki toparlanmanın gecikmesi, ABD ekonomisinde yaşanan yumuşak iniş, Türkiye’de kur-enflasyon makasının ters çalışması gibi etkiler, kurumları zorlamaya devam etti.
Yabancı yatırımcının borsamıza olan ilgisinde düşüş eğilimi de sürdü 2024 yılında. 2023 yılında, Borsa İstanbul’da yabancı yatırımcılar tarafından net 1 milyar ABD doları tutarında satış yapılmışken, 2024’ün 9 aylık döneminde yabancı yatırımcıların net satış tutarı 2,5 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Öte yandan sermaye piyasaları ve borsamız kaynak arayışındaki şirketler ve getiri arayışındaki yatırımcılar için öne çıkmaya devam ediyor. Ülkemiz 54 şirket ve toplam 79 milyar lira halka arz ile 2023 yılında halka arzdan sağlanan fon büyüklüğüne göre dünyada 10'uncu, Avrupa'da ise ilk sırada yer almayı başardı. Bu yıl Ekim ayı sonu itibarıyla 31 şirketin halka arzı tamamlandı. Yatırım fonları, bireysel emeklilik ve tahvil gibi enstrümanlarda da ciddi büyüme yaşandı.
Bireysel yatırımcının ilgisinin artış eğiliminde olduğu borsamızda yatırımcı ilişkileri alanında da birçok zorluk ve fırsat eş zamanlı olarak karşımıza çıkıyor. Enflasyon muhasebesi gibi köklü yeniliklere uyum sağlamak için hep birlikte çalıştığımız bu dönemde sorumlu, şeffaf ve yıllar içerisinde kazandığı güvene layık sermaye piyasaları için yatırımcı ilişkileri kritik öneme sahip.”
Anadolu ÜPAK Genel Müdürü ve Sermaye Piyasaları Araştırma Merkezi (SEPAM) Başkanı Ali Cem Suca:
“2024 ülke ekonomisi açısından nispeten stabil geçen bir yıl oldu. Faiz, enflasyon, maliyetler ve kur sarmalında bolca çaba harcadık ve kamu politikaları ile kemerleri sıkmak zorunda kaldık. Bunların sebepleri olmayan enflasyonu ve faizi kendi elimizle yaratmak, sonrasında ise faiz-kur-enflasyon sarmalından çıkamamak olarak sıralanabilir.
Tarım tarafına baktığımızda, durum hiç de iç açıcı değil. Girdi maliyetleri, yaşlanan çiftçi nüfusu ve tarımın gençlere kesinlikle tavsiye edilmemesi en büyük problemlerimiz. Bunlara ilaveten, iklim de yanımızda değil. Üretici yeniliklere ve teknolojiye açık değil. Su kaynaklarımızı tahrip ediyor ve toprağımızı verimsizleştiriyoruz. Deyim yerindeyse ‘yakında taş yiyeceğiz’.
Önümüzdeki yıl olan 2025'te ne mi yapmalıyız? Tarımı tekrar kurgulamalı, toprağı yeniden canlandırmalı, rejeneterif tarım ve permakültür ile çiftçimizi eğitmeli, gıdamızı yabancı sermayeye bırakmamalı, tarımda topyekün seferberlik ilan etmeli ve tarımı bir kalkınma aracına dönüştürmeliyiz”
ÜNLÜ Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Utku Özay:
“2024 yılı finansal piyasalarda dengelenme ve stratejik dönüşümlerin öne çıktığı bir yıl oldu. Türkiye’de hisse senedi rallisinin yılın ilk yarısında zirve yapmasının ardından faiz artışlarının etkisiyle yatırımcılar sabit getirili enstrümanlara yöneldi. Bu durum vadeli mevduat, para piyasası fonları ile arbitraj fonları gibi TL yatırımları çekici kıldı. Küresel ölçekte ise Trump’ın başkan seçilmesi sonrasında belirsizliklerin artmasına rağmen Amerikan ekonomisinin oldukça güçlü seyretmesinin ve faiz indirim döngüsünün piyasalara olumlu bir hava kattığı görülüyor.
2025’e baktığımızda ise Türkiye’de faiz indirimlerinin enflasyondaki düşüş trendini takip edecek şekilde gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Enflasyon ve faizlerdeki düşüş, şirket finansallarını ve yatırımcı güvenini olumlu etkileyecektir. Bu gelişmelere ek olarak açığa satış yasağının kalkması gibi hamlelerin de yabancı yatırımcı ilgisini artırmasını bekliyoruz. Sektörel olarak baktığımızda bankacılık, sağlık, gayrimenkul ve telekomünikasyon gibi sektörlerin değer artışı açısından öne çıkacağını düşünüyoruz. Genel olarak 2025’te jeopolitik gelişmeleri yakından takip ederken, enflasyondaki düşüş trendi ve faiz indirimlerinin seyri yatırım tercihlerinin şekillenmesinde ana belirleyiciler olacak.”
Tanto Capital Partners Kurucusu ve Yönetici Ortağı Ozan Özkural:
“2024 daha başlamadan, bu yılın ‘seçimlerin senesi’ olacağını ve yalnızca bu nedenle bile volatil ve önemli bir değişim dalgası getirmesinin beklendiğini biliyorduk. Ancak, her türlü beklentiyi aşan; küresel ölçekte hem sosyoekonomik hem de jeopolitik gerilimlerin tırmandığı, eski dünyanın ‘hiper küreselleşmiş’ ticaret düzeninden çok daha volatil ve öngörülmesi zor bir yeni dünya düzenine geçişin netleştiği bir yıl yaşadık. Peki, 2025’te bizi neler bekliyor ve nasıl risklerle (ve tabii ki riskin diğer yüzü olan fırsatlarla) karşılaşacağız?
Öncelikle, 2025’te Trump yönetimindeki Amerika’nın dış dünyayla nasıl bir ilişki döngüsü içinde olacağını anlamaya ve bunu fiyatlamaya çalışacağız. İster ikinci ‘ticaret savaşları’ döneminin dinamikleri, ister Amerikan dış politikasının yönü olsun, bizi net ve öngörülebilir bir dört yıl değil, tam aksine çok daha dinamik ve volatil bir dönem bekliyor. Kazananların kim olacağı belirsiz olsa da, ‘kaybedenler kulübü’ üyelerinin başını AB ülkelerinin çekme ihtimali oldukça yüksek. Milli gelirlerinin artan bir oranını savunma bütçelerine ayırmak zorunda kalan, enerji güvenliği ve bağımlılığı konusunda daha kırılgan hale gelen AB, aynı zamanda büyüme konusunda da zorlanmaya devam edecek. Mario Draghi’nin geçtiğimiz çeyrekte belirttiği üzere, AB ülkelerinin ABD ve Çin ile arasındaki inovasyon ve büyüme açığının daha da genişlememesi için yıllık 800 milyar euro civarında yatırım yapması gerekiyor. Bu, AB GSMH’sinin yaklaşık %4,7’sine denk geliyor ve II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’yı yeniden inşa etmek için kurulan Marshall Planı’nın iki katı bir miktar. Ancak bu yatırım yapılsa bile, AB’nin en önemli sorunlarından biri, Trump yönetimindeki Amerika’ya karşı tüm ülkelerin (ya da çoğunun) uzlaşacağı bir bakış açısının mevcut olmaması. 2025’te, Fransa ve Almanya’daki siyasi gerilimlerin etkisiyle daha da bölünmüş bir AB görmemiz yüksek bir ihtimal.
Türkiye’nin 2025’i nasıl geçireceği ise çevremizdeki savaşların nasıl evrileceğiyle doğrudan orantılı olacak. İyimser bir senaryoda, hem Rusya-Ukrayna savaşının sona erdiği hem de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunarak kuzeydoğusundaki terör örgütlerinin olabildiğince etkisiz hale getirildiği bir dünya görebiliriz. Bu senaryo, hem ülkemizin bölgesel gücünü pekiştirecek hem de Türk şirketlerinin bu iki bölgeyi yeniden inşa etmek için devreye gireceği, ekonomimize ciddi katkıda bulunabilecek bir fırsat sunabilir. Ancak kötü bir senaryoda, özellikle Suriye’de işler istediğimiz gibi gitmezse, bölgemiz daha tehlikeli bir hale gelerek daha kırılgan bir döneme girmemiz de mümkün.
Genel olarak, küresel sermaye akışlarının daha çok ABD odaklı olacağı ve gelişmekte olan ülkelerin, jeopolitik gelişmeler ışığında geçmişe oranla birbirlerinden daha da ayrışacağı bir yıla giriyoruz.”
Strateji Portföy Genel Müdürü Burak İhsan Çetinçeker:
“2024 yılı Türkiye ekonomisi için ‘sakinleşme’ yılıydı. Geçen yıl yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve ardından para politikasında başlayan normalleşme sonrası bu yıl -yerel seçim sürecini saymazsak- yaşanan bu gelişmelerin sindirildiği bir dönem oldu. Henüz hissedilir bir restorasyon yaşanmadıysa da, kış güneşinin sebep olduğu tomurcuklanma ilk çiçeklerini verdi ve yılı faiz indirimi ile noktaladık.
2025 yılında -normal şartlar altında- bu çiçeklerin meyve vermesini beklerim. Ekonomi programına bağlılığın artık tüketici ve üretici güvenini kazanmaya başladığı, fiyatlama alışkanlıklarında normalleşmenin kuvvetlendiği bir yıl olmasını beklerim. Trump 2.0’ın jeopolitik riskleri sönümlemesini, dünyanın birkaç yıl sürecek bir ‘negatif barış’ sürecine girmesini beklerim. Ve tüm bunların neticesinde, yabancı sermaye kavramının bizim için terminolojik bir ifadenin ötesine geçmesini beklerim.
Vesileyle, yeni yılın hepimize sağlık, huzur ve farkındalık getirmesini dilerim.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türk iş dünyası 2024 yılını nasıl değerlendirdi ve 2025’e nasıl bakıyor? İş dünyasının liderleri, 2024'e ilişkin görüşlerini ve yeni yıla dair beklentilerini Aposto'yla paylaştı.
30 Ara 2024

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.

20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), 'Çalkantılı Bir Dönemde Uluslararası Yatırım' temalı 2026 Dünya Yatırım Raporu'nu yayımladı. Raporda hem Türkiye'yi, hem de bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren ilginç veriler mevcut.




