2025: Yeni Normal Değil, Sistemin İflas İlanı


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) 2025 yılı “State of the Global Climate” raporu masamda. Raporu okurken satır aralarında haykıran gerçek şu: Artık "iklim değişiyor" cümlesi, içinde bulunduğumuz devasa iklim sisteminin çöküşünü anlatmakta yetersiz kalıyor. Karşımızdaki tablo, bir değişimden ziyade, gezegenin işletim sisteminin tamamen farklı bir faza geçtiğinin, yani bir sistemik kırılmanın tescilidir.
Yıllardır "Son Buzul Erimeden" diyerek dikkat çekmeye çalıştığımız o eşiğin ya tam üzerindeyiz ya da o eşiği çoktan aştık bile. 2025, küresel ölçekte kayıtlara geçen en sıcak üçüncü yıl oldu. Son bir aya kadar en sıcak ikinci yıldı, ama 2025 Aralık ayı biraz serin geçince 2025 üçüncülüğe indi. Sanayi öncesi döneme göre sıcaklık 1.43 °C artmış durumda. Ama benim için asıl can yakıcı veri bu tekil rakam değil, son 11 yılın aletli ölçüm tarihindeki en sıcak 11 yıl olmasıdır. Aklınıza “aletli ölçümlerin olmadığı zamanlarda daha sıcak seneler olmuştur” düşüncesi gelmesin. Bilimsel konuşmak için “aletli ölçüm tarihinin” diyoruz. Aslında son 125 bin yıl dememiz daha doğru olurdu. Artık bu bir istatistiksel sapma değil, sistemin yeni çalışma biçimidir.
Rapordaki en kritik, ancak kamuoyunda en az anlaşılan kavram "Dünya’nın enerji dengesizliği" oluyor. Termodinamik yasaları yalan söylemez: Atmosfere giren enerji ile çıkan enerji arasındaki fark her geçen gün açılıyor. Bu biriken devasa enerjinin %91’i henüz okyanuslar tarafından emiliyor. Bu durum, bugün yaşadığımız felaketlerin aslında "geçmişin birikmiş faturası" olduğunu kanıtlıyor. Okyanusların soğuyamaması, Doğu Akdeniz’de de deniz yüzeyi sıcaklıklarının düşmemesi demek. Sonuç: Daha yoğun nem, kıyılarımızı döven kontrolsüz fırtınalar ve aşırı yağışlar sonucunda ekosistemin şoka girmesi. Sistemin bu denli büyük bir ataleti varken, sadece "salım azalımı" veya karbon yakalama ve saklama türü "teknolojik mucizelerle" durumu kurtarabileceğimizi sanmak tam bir entelektüel kibir örneğidir.
Türkiye bu küresel tablonun "detayı" olmaktan çıktı, bizzat merkezine yerleşti. WMO verilerini bölgesel gerçekliğimizle birleştirdiğimizde, karşımıza çıkan manzara bizler için bir uyum zorunluluğundan öte, bir hayatta kalma stratejisi gerektiriyor:
- Deltalar ve Deniz Seviyesi: 1993’ten bu yana yaşanan 11 cm’lik yükselme, kulağa küçük gelebilir. Ancak bu yükselmenin ivmelenmesi; Çukurova ve Gediz gibi tarımsal can damarlarımızın tuzlanması ve kıyı erozyonuyla yok olması demektir. Unutmayalım, her bir cm yükselme nehir deltalarında denizin en az 1 metre daha içeri girmesi anlamına gelir.
- Yağış Rejimi ve Sistem Davranışı: Artık "beklenmedik sel" veya "ani kuraklık" tabirlerini sözlüğümüzden çıkarmalıyız. Aynı bölgede eşzamanlı yaşanan bu aşırı uçlar, sistemin düzensizleştiğinin kanıtıdır. Tarım politikalarımızı bu "kaos" üzerine kurmazsak, gıda güvenliğini sadece kağıt üzerinde konuşuruz.
- Jeopolitik Risk Zinciri: Orta Doğu’da derinleşen su stresi ve Orta Asya’daki mera kayıpları, Türkiye üzerindeki göç baskısını ve sosyal gerilimi tetikleyen birer "iklim çarpanı" haline gelmiştir.
- 2025 WMO raporu bize şunu gösteriyor: Riskin yapısı değişti. Risk artık tekil değil; zincirleme ve birbirini besleyen bir yapıya sahip. Kuraklık artık sadece ürün kaybı demek değildir; gıda enflasyonudur, toplumsal huzursuzluktur, stratejik zafiyettir.
Siyasetçilerin ve bürokrasinin COP zirvelerinde verdiği "pembe sözler" veya sadece teknolojiye endeksli "yeşil dönüşüm" masalları, sistemin bu fiziksel gerçekliği karşısında hükümsüzdür. İhtiyacımız olan şey, teknolojik bir makyaj değil, su yönetiminden tarım desenine, şehir planlamasından enerji tüketimine kadar radikal bir sistemik dönüşümdür. Ayrıca unutmayalım, yeşil dönüşüm bir amaç değil, hayatta kalabilmemiz için bir araçtır.
İklim açısından 2025 bir eşik yılıdır. İklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün gerçekliğidir. Bu yeni ve sert gerçeklerle yüzleşip dirençlilik inşa etmekten başka rasyonel bir yolumuz kalmadı. Gerisi, batmakta olan bir geminin üzerinde orkestranın müzik çalmaya devam etmesinden farksızdır.
Yolumuz uzun, vaktimiz ise sandığımızdan çok daha kısa. Dönüşüm treni kaçtı, kaçıyor. Biz hâlâ, trene önce kim binmeli ya da biletler bu kadar pahalı mı olmalı, diye tartışıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
NEREDE YAYIMLANDI?
2025: Yeni normal değil, sistemin iflas alanı, net sıfır planlarındaki gizli belirsizlik, Ilgın ağacı portresi, kriz anlarında bireysel çözüm eğilimi, yeniden başlamanın mevsimi bahar ve çok daha fazlası...
10 Nis 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







