28 Years Later: ‘Ölümü hatırla’


O'art ile Art Basel Hong Kong'da sanatın derinliklerine dalın Art Basel Hong Kong 2025 , 26-27 Mart’taki ön izleme günleriyle kapılarını açarak, Mart ayında HKCEC’de (Hong Kong Convention and Exhibition Center) düzenlenen 12. edisyonunda 240 galeriye ve 91.000'den fazla ziyaretçiye ev sahipliği yaptı. Odeabank'ın sanat platformu O'art katkılarıyla Küratör Begüm Güney'in de ziyaret ettiği bu uluslararası etkinlik, bölgesel ve küresel ölçekte güçlü bir etkileşim alanı yaratarak dikkatleri üzerine çekti. Art Basel Hong Kong 2025, özellikle dijital sanatın yükselişi, coğrafi çeşitliliğin artması ve genç koleksiyonerlerin artan ilgisiyle öne çıktı. "Encounters" alanı Passage, Alteration, Charge ve The Return gibi temalar etrafında yapılandırılırken, izleyiciye sanatı görselin ötesinde mekânsal ve düşünsel bir deneyim olarak yaşama imkânı sundu. Pek çok galerinin yedi haneli satışlar gerçekleştirdiği ve hem bölgesel hem de uluslararası müze/koleksiyonlara önemli alımlar yapıldığı bu edisyon, dijital sanatın duygu, hafıza ve kimlikle güçlü bağlar kurabildiğini göstererek çağdaş sanatın sınırlarını bir kez daha genişletti. Art Basel Hong Kong 2025'in en özel anları O’art katkılarıyla buradan inceleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: 28 Years Later
Yönetmen: Danny Boyle
Yapım yılı: 2025
Süre: 115 dakika
Britanya sinemasının en heyecan verici filmografiye sahip yönetmenlerinden biri olan Danny Boyle’un yazar Alex Garland ile yaratıcı işbirliği, onun The Beach romanını 2000 yılında sinemaya uyarlamasıyla başlamıştı. İki yıl sonra ikili, bu kez Garland’ın senarist olarak dahil olduğu zombi filmi 28 Years Later... ile adlarını sinema tarihine ve korku sineması tarihine altın harflerle kazıdılar. 2007’de aynı etkiyi yaratamayan minimalist bilimkurgu Sunshine son ortaklıklarıydı; aynı yıl ikisinin de sadece yapımcı olarak dahil olduğu, Juan Carlos Fresnadillo’nun yönetmenliğindeki 28 Weeks Later... öncülü kadar ilgi görmedi. Boyle, türlerarası yolculuğuna farklı işbirlikleriyle devam etti, Garland kendi senaryolarını yönettiği (Ex Machina, Annihilation, Men, Civil War...) bir kariyer gelişimine doğru yöneldi.
28 Years Later, serinin ilk filmden 23 yıl sonra, üstelik bir üçleme olması planlanarak hayata geçen ve Boyle-Garland ikilisini yeniden biraraya getiren bir proje. Zamanlamada Sony’nin serinin haklarıyla ilgili uzunca süredir devam eden pürüzleri gidermesinin de etkisi var tabii ki, fakat birkaç yıldır, özellikle The Last of Us’ın televizyon uyarlamasının yakaladığı başarıyla zombi hikayelerine olan ilginin ivme kazanmasını da görmezden gelmemeliyiz. Kaldı ki Garland da bir röportajında bu filmde göreceğimiz daha derin ve duygusal anlarda, filmin daha yavaş temposunda ve enfektelerin daha karmaşık yapılara sahip olmasında The Last of Us’ın büyük bir ilham kaynağı olduğunu söylüyor.
Film, adı üstünde, 28 Days Later’daki salgının 28 yıl sonrasında geçiyor. “Öfke virüsünün” kıta Avrupa’sında yok edildiği, fakat Büyük Britanya’da hâlâ karantina altında ve ölüm korkusuyla iç içe bir yaşamın sürmesine neden olduğu bir dönemde... Anakaraya sadece suların yükseldiği dört saatlik bir zaman diliminde bağlanan küçük bir adada yaşayan topluluğun genç üyesi Spike (Alfie Williams), önce babasına (Aaron Taylor-Johnson) ve köyüne kahramanlığını kanıtlamak için, ardından hasta annesini (Jodie Comer) sağlığına kavuşturmak için çabalarken ölümle burun buruna geliyor.

28 Years Later | Kaynak: TME Films
2002’deki 8 milyon doların altındaki bütçeye kıyasla 70 milyon dolar civarındaki dev bütçenin 28 Years Later’a dair sevdiğimiz şeyleri bizden götürmemesi bana büyük bir mutluluk verdi: 28 Days Later’da CGI kullanmamak için sabahın kör saatinde Londra’nın boş görüntülerini yakalamak üzere el kamerasıyla gerilla çekimler yapan Boyle, bu filmin de benzer bir his yaratması için elinden geleni yapmış. CGI yerine optik ve pratik efektlere başvuran yönetmen, birçok sahneyi sadece iPhone kameraları kullanarak çekmiş. (Film, ağırlıklı olarak akıllı telefon kameraları kullanılarak çekilmiş en büyük bütçeli film ünvanını kazandı.)
180 derece çekimler, derinlik ve genişlikle oynayan akıllı telefon lensleri ve drone kameralarla desteklenen zekice bir formül ve son yılların en iyi film kurgusu çalışmalarından birine imza atan Jon Harris’in katkısıyla Boyle izleyicisini sadece aksiyon sahnelerinin tanığı kılmakla kalmıyor, bizzat tehlikenin hedefi hâline getiriyor. Filmin jump-scare’lerden arındırılmış, kademeli yükselip alçalan fakat asla sıfırlanmayan gerilimi etraftaki ölümün varlığını bir an olsun unutturmuyor.
“Ölümü hatırlamak” ya da ölüm korkusu, tematik olarak da filmin odağında yer alıyor. Filmin ilk yarısında, eğitimini tamamlayan 12 yaşındaki Spike’ın rüştünü ispatlamak için babasıyla beraber ilk kez, enfektelerin bulunduğu anakaraya doğru “ava” çıktığı yolculuğu izliyoruz. Onun yolculuğu, biz izleyici için de “kahramanlık” kavramını ameliyat masasına yatırdığımız bir farkındalık yolculuğuna dönüşüyor sanki.
Spike’ın “kahramanı” babasıyla birlikte tanık oldukları, “saldıran”dan “savunan”a ve nihayetinde “kaçan”a dönüştükleri macera, onu sadece kendi korkularıyla yüzleştirmekle kalmıyor, kahraman bellediği babasının da korkabildiğini ya da kaçabildiğini göstererek onu şaşırtıyor da. Adaya dönüşlerinde ölümle burun buruna geldikleri ve sadece ikisinin tanık olduğu tüm o anların çarpıtılarak, abartılarak ve korkulardan arındırılarak anlatılması ve kutlanması ise tarihteki birçok kahramanlık hikayesinin muhtemel sahteliğine dair ipucu veriyor. Kahraman ilan edilmesine rağmen gerçekleri bilmenin vicdan muhasebesini 12 yaşındaki yüreğine sığdıramayan Spike, aynı gece babasının gerçek yüzünü gördüğü anlara tanık olunca “kahramanının ölümünü” iyice kabullenmiş oluyor.

28 Years Later | Kaynak: TME Films
Filmin ikinci yarısında ise Spike, doktorsuz köylerindeki kimsenin tanı koyamadığı bir hastalık nedeniyle zihin bulanıklığı yaşayan ve fiziksel acı çeken annesini anakaraya sürüklüyor. Hedeflerinde salgından önce tanınmış bir doktor olan, daha sonra çıldırdığı söylenen ve korkulan bir figüre dönüşen Dr. Kelson (Ralph Fiennes) var. Spike ve annesinin yolculuğunda aksiyon dolu anlar tabii ki yok değil fakat filmin ikinci yarısı daha çok ölümü hatırlamanın, ölüm korkusunun, ölümü kabullenmenin psikolojik ve spiritüel etkileri, sebepleri ve sonuçları üzerine.
- Filmle ilgili yaşadığım tek hayalkırıklığı, bu bölümde ikilinin yollarının kesiştiği İsveçli asker karakterinin (Edvin Ryding) baştan savma yazılmış olması.
Dr. Kelson’ın “memento mori” (ölümü hatırla) ve “memento amoris” (sevildiğini hatırla) kavramlarını açıkladığı monoloğu, Spike’ın annesiyle ilişkisini ve hikayesini tatmin edici bir sona ulaştırıyor. Spike, babasıyla çıktığı güç gösterisinden sağ kurtulduğu için kazandığı kahramanlık mertebesinin sahteliğini kabullenemezken, aynı mertebeye annesini “iyi ölüm”le kavuşturabildiği için hak ederek ulaştığını hissediyor.
Üniversitedeki sanat tarihi derslerimden, katedrallerin o yüksek tavanlar ve sesin yankılandığı devasa boşluklarla görkemli bir mimariye sahip olmasının başlıca nedenlerinden birinin insanların Tanrı ve sonsuzluk karşısındaki acizliğini, küçüklüğünü ve ölümlülüğünü hatırlatması olduğunu hatırlıyorum. Filmin “28 Years Later” ibaresi belirmeden önceki açılış bölümünün bir katedralde sonlanması da bu açıdan tesadüf değil. Bir saat sonra, ikinci yarıda artık harabeye dönmüş bu katedrale geri dönen kamera, artık insanın ölüm korkusunun kaynağının Tanrı ya da sonsuzluk olmadığını hatırlatıyor. Öte yandan Dr. Kelson’ın kendi elleriyle, insan kemikleri ve kafataslarından inşa ettiği (ve ikinci filme adını armağan edecek) tapınak, ölümün ve ölüm korkusunun yeni kaynağının ne olduğuna işaret ediyor.

28 Years Later | Kaynak: TME Films
Danny Boyle ve ekibinin kusursuz teknik işçiliği, Alex Garland’ın yer yer anaakım sinemanın tuzaklarına düşse de özünü kaybetmeyen iyi senaryosu ve başta Jodie Comer ile genç oyuncu Alfie Williams olmak üzere güçlü oyuncu kadrosuyla 28 Years Later, yıllar sonra 28 Days Later serisine hak ettiği halka olarak ekleniyor.
Üçlemenin ikinci filmi 28 Years Later: The Bone Temple’a (2026) bağlanması için yaratıldığı belli finalin, Guy Ritchie’nin çekebileceği bir Teletubbies bölümüne doğru giden sürpriz ton değişimi, heyecan verici Jack O’Connell cameo’su ve yersiz mizahıyla beni sinema salonundan karmaşık hislerle uğurladığını inkar edemesem de, seri böylesi bir filmle geri döndüğü için mutluyum.
Nerede izleyebilirsin? 28 Years Later, bugün gösterime girdi.
Benzer işler:
- The Village (2004, M. Night Shyamalan)
- A Quiet Place Part II (2020, John Krasinski)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Danny Boyle ve Alex Garland’ı yeniden buluşturan “28 Years Later”ı izledik. Kaş’ın en iyilerinden Akademi’nin onurlandırdıklarına sinema gündemini takip ettik.
20 Haz 2025

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026




