31. Saraybosna Film Festivali: Balkanlardan ve Cannes’dan filmlerle bir hafta

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
1995 yılında, henüz bölgedeki savaş bitmeden ve acılar çok tazeyken bir bodrum katında temelleri atılan Saraybosna Film Festivali, bugün sadece Saraybosna ya da Bosna-Hersek’in değil, Balkanların en büyük kültür ve sanat etkinliği.
Yıllardır üç kıtada gezdiğim festivaller arasında, bir başkentte düzenlenip de şehirle bu kadar bütünleşen, bölge halkı için önemi ve bilinirliği bu kadar büyük olan, diğer şehirlerden ve hatta komşu ülkelerden insanları kalabalıklar hâlinde kendine çeken başka bir film festivaline henüz rastlamadım. Öte yandan festivalin popülerliği, seçkisindeki sanatsal değeri yüksek filmlerden hatta sinema aşkından kaynaklanmıyor: Yerli ana akım sinemaya geniş yer ayırması ve bu filmlerin gösterimlerini açık hava sinemalarıyla merkezin dışındaki birçok semte yayması, yüksek bütçeleri gözden çıkarıp uluslararası yıldızları kırmızı halıda yürütmesi ve şehrin ana caddesini kapatıp gecenin geç saatlerine kadar süren sokak partilerine vesile olması bu ilginin ve çekiciliğin daha büyük bir sebebi.
Dolayısıyla festival, film izlemek veya filmlerini göstermek için gelen sinema tutkunları ve sinemacılar kadar, “Şehir bu dönem çok canlı oluyormuş” deyip, gelmişken birkaç da film izleyen turistlerin de festivali.

Kaynak: Saraybosna Film Festivali
Üçüncü kez ziyaret ettiğim Saraybosna Film Festivali’nin seçkisi, önceki yıllarda olduğu gibi iki açıdan ilgimi çekiyor: İlki, yarışma bölümü ve In Focus bölümünde bölge sinemasının en güncel örneklerini izleme fırsatı sunması. Yarışma bölümünde Balkanlar ve Doğu Avrupa’dan yepyeni yönetmenler tanımak mümkün olurken, In Focus son bir yıldaki uluslararası festivallerde halihazırda adını duyurmuş, daha deneyimli sinemacıların filmlerine yer veriyor.
2023’te In Focus’ta Kuru Otlar Üstüne filmini izledikten sonra iki yıldır ne bu bölümde ne de uzun metraj film yarışmasında Türkiye’den bir filmin yer almamış olması Türkiye sinemasının bölgedeki pozisyonu için pek hayra alamet değil açıkçası—hele ki yıllardır en büyük sponsorlarından biri TRT Sinema olan film marketine ve geliştirme atölyelerine Türkiye’den sinemacıların akın ettiği bir festivalde...
İkincisi, başta Cannes, Berlin ve Locarno olmak üzere yılın önceki sekiz ayındaki daha büyük film festivallerinde prömiyer yapmış filmlerin en iyilerinin açık hava sineması ve Kinoscope seçkilerinde yer alması. Malum, Ayvalık Film Festivali ya da Filmekimi gibi Cannes seçkisinden beslenen Türkiye’deki güz festival ve etkinliklerinde her şeyi izlemek mümkün olmuyor.
31. Saraybosna Film Festivali yarışma filmleri ve festival ödülleri
Saraybosna Film Festivali’nin bu seneki uzun metraj film yarışmasında Avusturya, Hırvatistan, Karadağ, Kuzey Makedonya, Macaristan, Romanya, Sırbistan, Slovenya’dan dokuz film yarıştı. Benim için öne çıkanlar şu ikisi oldu:
Wind, Talk to Me
2010’da, 10 yaşında bir kaykaycıyken başrollerinden birini üstlendiği Tilva Rosh'un festivalde En İyi Film seçilmesinin ardından son 15 yılda kısa filmler ve müzik videoları çeken Stefan Đorđević, ilk uzun metrajlı filmi Wind, Talk to Me ile Saraybosna’ya geri döndü.
Kurmaca ve belgeselin iç içe geçtiği filmin çok duygusal ve kişisel bir hikayesi var: Annesinin ölümünün ardından ailesinin yanına dönen Đorđević, aile bireyleriyle birlikte ona adanmış bir film çekmeye başlıyor. Kamerasında annesinin yer aldığı birçok video kaydını da kullanıyor; oldukça yaratıcı bir hikaye anlatıcılığı ve çoğunlukla doğaçlama sahnelerle yaşama, ölüme ve paylaşılan ortak yasa dair bir film yapıyor. Yas sürecinde sahiplendiği köpeği Lija’yı da kurmaca hikayesinin bir parçası yapıyor; üstelik Lija muhteşem bir oyuncu.
90 yaşına giren anneannesinden 10 yaşındaki yeğenine kadar ailenin her bireyi senaryonun bir parçası olmakla gerçek duygularını dökmek arasında gidip geliyorlar. Yarışmanın benim için en iyisi olan bu film, hâlâ zamanınız varken sevdiklerinizle sevginizi paylaşmak ve onlarla mümkün olduğunca fotoğraf çektirmek için bir hatırlatma aynı zamanda.

Wind, Talk to Me | Kaynak: Saraybosna Film Festivali
DJ Ahmet
Kuzey Makedonya yapımı DJ Ahmet, Sundance’te kazandığı İzleyici Ödülü’nün ardından tüm dünyanın radarına girdi. Tamamı Türkçe olan film, küçük bir köyde çobanlık yapan, annesinin yasını tutarken kardeşini korumaya çalışan ve babasının baskılarına katlanmaya çalışan 15 yaşındaki Ahmet’in hikayesini anlatıyor.
Her şeye rağmen hayata müzik ve dans aracılığıyla tutunmaya çalışan Ahmet, evlendirilmek üzere Almanya’dan köye gelen akranı Aya’nın tetiklediği bir başkaldırı ve uyanış yaşamaya başlıyor. İlk uzun metrajlı filmini çeken yönetmen Georgi M. Unkovski, Balkanlardaki bir rave partisine yanlışlıkla karışan bir çoban ve koyunlarının sosyal medyaya yansıyan videolarından esinlendiğini söylüyor.
Bolca kahkaha attıran ama aynı zamanda hüzünlendiren, izleyiciye kendini çok iyi hissettiren ve hepsi ilk kez oyunculuğu deneyimleyen genç oyuncularına parlama imkanı sunan bir film.

Saraybosna Film Festivali’nde ödüller
Başkanlığını Ukraynalı yönetmen Sergei Loznitsa’nın üstlendiği uzun metraj film yarışmasında en iyi filme verilen Saraybosna’nın Kalbi ödülünü benim de favorim olan Wind, Talk to Me kazandı.
- En İyi Yönetmen, bende hiç çalışmayan bir mizaha sahip Romanya komedisi Sorella di Clausura’nın yönetmeni Ivana Mladenović, En İyi Kadın Oyuncu Slovenya ve Kuzey Makedonya ortak yapımı kuir film Fantasy’nin kadın oyuncu kadrosu, En İyi Erkek Oyuncu ise senaryosu çok iyi işleyen baba-oğul hikayesi, Sırbistan yapımı Yugo Florida’nın başrol oyunncularından Andrija Kuzmanović seçildi. Seyirci ödülü ise DJ Ahmet’in oldu.
Belgesel yarışmasını Our Time Will Come, kısa belgesel yarışmasını The Man’s Land, kısa film yarışmasını Winter in March, öğrenci filmleri yarışmasını ise Tarik filmleri kazandı. Türkiye’den Rabia Özmen imzalı Prosedür kısa film yarışmasında, Asya Günen imzalı Sırtüstü ise öğrenci filmleri yarışmasında yer almıştı.
Stefan Đorđević, Saraybosna’nın Kalbi ödülü ile | Kaynak: Saraybosna Film Festivali
Festival seçkisinden film önerileri
Öncelikle, Cannes Film Festivali’nin ülkemizde de en çok merak edilen yapımlarından söz etmek gerek belki. 1-2 ay içinde Türkiye’nin farklı festivallerinde izleyeceğimiz ve çok daha ayrıntılı konuşacağımız bu filmlerden birkaçını izledim:
- Cannes’da Jüri Ödülü’nü bölüşen, Oliver Laxe imzalı Sirāt, gerçek sinemanın ne olduğunu hatırlatan bir görkeme sahip. Kayıp kızını aramak için küçük oğlu ile beraber Fas çöllerindeki rave partilerini dolaşan bir adamın yol hikayesinden beklentiniz ne olursa olsun o beklentiyi aşacağını ve oturduğunuz yerde çok tahmin edilemez tepkiler vermenize sebep olacağını garanti edebilirim. Dinî referansları, müzik kullanımı, kaosu ve tahmin edilemezliğiyle yılın en iyilerinden biri olan bu film, etkisini hissetmek için tek bir şansınız olan, asla ikinci kez aynı zevki alamayacağınız filmlerden. Bu yıl sadece tek bir filmi sinema salonunda izlemeye zaman ayıracaksanız dahi bu Sirāt olmalı.

Sirāt | Kaynak: Saraybosna Film Festivali
- Oslo Üçlemesi başta olmak üzere tüm işbirliklerine hayran olduğumuz yönetmen Joachim Trier ve senarist Eskil Vogt’un The Worst Person in the World’ün Julie’si Renate Reinsve’yi başrole yerleştirdikleri yeni filmleri Sentimental Value, duygusal yükü ağır, oyuncu performansları kusursuz, ikilinin sinema dilini koruyan bir film. Baba sorunları ve kardeş ilişkileri ön planda. Cannes’da Grand Prix kazanmış olsa da, Oslo Üçlemesi’nin ardından beklentileri düşürmek hayrınıza olacaktır.
- Jafar Panahi’nin Altın Palmiye ödüllü filmi It Was Just an Accident, Kiyarüstemi bizzat Panahi ile özdeşleşen sinema geleneğini sürdüren, mizah dozu beklenmedik şekilde yüksek, tek günde geçen bir macera. Yönetmenin kendisinin de mağduru ve tutsağı olduğu, İran’daki rejimin yarattığı travmalardan köklenen kara mizah, geçmişteki işkencecileri ile karşılaşınca onu kaçıran fakat onunla ne yapacaklarını bir türlü bilemeyen bir grup insanın peşinden sürüklüyor izleyicisini.
Daha önce gösterildikleri festivallerde pek konuşulmamış olsalar da izleme listenize eklemenizi, Türkiye’deki seçkilerde denk gelirseniz kaçırmamanızı önereceğim birkaç film de var:
- İzlandalı Hlynur Pálmason’un yeni filmi The Love That Remains, ağır bir sinema dili olan yönetmenin belki de şimdiye kadarki en izleyici dostu filmi. Bir boşanmanın ardından bağlarını ve birbirlerine olan sevgilerini korumaya çalışan bir ailenin yaşamından sıradan sahneler izlediğimiz film, şakacı bir film kurgusundan, sivri Nordik mizahından ve tabii İzlanda’nın muazzam manzaralarından besleniyor. Cannes’da Palme Dog ödülünü kazanan çoban köpeği Panda da herkesten rol çalıyor.
- Başta HBO Max’in ses getiren dizisi The Pitt ve İsviçre’nin Oscar adayı seçilen film Late Shift sayesinde bu yıl sıkça uğradığımız hastane koridorlarında geçen Adam’s Sake, ilk filmi Playground ile okul bahçelerindeki zorbalığa kamerasını çeviren Belçikalı Laura Wandel’in ikinci filmi. Film, 4 yaşındaki oğlunu yetersiz beslediği gerekçesiyle sadece hastane gözetiminde görmesine izin verilen genç bir anne ve hem onunla empati kurmaya hem de onun küçük oğlunu korumaya çalışan bir hemşireyi karşı karşıya getiriyor. İzleyiciyi sıkça ikilemlerde bırakan, gerilimi ve temposu yüksek, Léa Drucker ve Anamaria Vartolomei’nin oyunculuklarıyla güçlenen bir film.

The Love That Remains | Kaynak: Saraybosna Film Festivali
Nerede izleyebilirsin? Yazıda adı geçen filmlerden Sirāt, Sentimental Value ve It Was Just an Accident’ın Ayvalık Uluslararası Film Festivali seçkisinde olduğu duyuruldu bile. Yakında diğer festivallerden ve Filmekimi’nden haberler de gelmeye başlayacaktır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




