35 Mayıs: Türkiye gerçeklerini ‘sanal gerçeklik’ gözlüğüyle izlemek

Her yeni işinde seyir ve algı ayarlarımızla oynayan, hikayelerini anlatmanın denenmemiş yollarını arayan, seyircinin "konfor alanını" şöyle bir silkeleyen Berkun Oya, bu kez gözlerimize VR gözlüğü, kulaklarımıza kulaklık iliştirerek bize çok iyi bildiğimiz bir Türkiye hikayesini, yeni bir formla anlatıyor.
35 Mayıs: Türkiye gerçeklerini ‘sanal gerçeklik’ gözlüğüyle izlemek

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

“Hikayeler yaşamak için ekipmanlardır.”

Berkun Oya’yı yakından takip edenler, onun Melih Cevdet Anday’la kuvvetli bağını bilir. Berkun Oya’nın bir "VR anlatısı" (bu benim tanımım) olan son işi 35 Mayıs’ı izledikten sonra yazı, öykü ve oyunlarını derlediği kitabı Esneyen Boşluk’u yeniden elime aldım. Berkun Oya, Radikal Kitap’ta yayımlanan 4 Temmuz 2016 tarihli "Melih Cevdet’le Kalbim Kıpır Kıpır" başlıklı yazısını şu cümlelerle bitiriyor:  

“Melih Cevdet’ten yazar olarak, okur olarak, insan olarak öğrenecek çok şey var hâlâ ve hep de olacak ama en büyük derslerden biri yaptığım alıntıda gösteriyor kendini bence. Ne pahasına olursa olsun devrimci arayışlar ve gelişim esas olan olmalı bir yaratıcı için; çoğunluğa yakın durmanın konforuna ve kabul görmüş olanı sürdürme telaşına kapılmadan, cesaretle aramak, buldukça sorgulamak, sorguladıkça zenginleşmek gerekiyor. Sadece yazarken değil, havaalanları artarken, özgün fikirlerin azaldığı bir ülkede, laminant parkeler üstünde yaşarken.”

Berkun Oya, oyun yazarı, senarist, yönetmen, öykücü ve bir vakitler TV programcısı olarak kendini tekrardan kaçınan bir arayış içinde üretiyor. Melih Cevdet’ten aldığını söylediği "ders"in farklı farklı çıktılarını koyuyor önümüze her yeni denemesinde.

  • 2004’te İstanbul Devlet Tiyatrosu’na yaptığı ve bugün hâlâ ismi geçtiğinde izleyenlerin gözlerinde kıvılcımlar çaktıran oyunu Yangın Duası’nda… Tiyatrosu Krek çatısı altında ürettiği her bir oyununda… Santralistanbul’daki—artık ne yazık ki var olmayan—Krek Mekan’da oyunları seyirciye camın ardından ve kulaklıklarla (karakterlerin en derin nefesini, en minik kağıt kesiğinin sesini bile kulaklarımıza gönderdiği) izlettiği tasarımlarında… Volkswagen Arena’da sahnelenen ve seyircinin oyun arasında yer değiştirerek oyunun iki ayrı bölümünü ayrı açılardan izlediği Dünyada Karşılaşmış Gibi’de… 

Berkun Oya her yeni işinde seyir ve algı ayarlarımızla oynadı. Yeni biçimler denedi. Hikayelerini anlatmanın "denenmemiş" yollarını aradı, buldu ve her seferinde seyircinin alışık olduğu "konfor alanını" şöyle bir silkeledi.

Türkiye’de 'sanal' olmayan bir gün

35 Mayıs’ta bu kez, bize 30 dakikaya yayılan hikayesini VR (virtual reality/sanal gerçeklik) gözlükleri aracılığıyla anlatıyor Berkun Oya. "Oyunu" izlemek üzere, ParibuArt’ta bu iş için ayrılmış, sekiz kişi oturma kapasiteli, yarı camekanlı bir alanda, bir sandalyede yerimizi alıp, asistanların yardımıyla VR gözlükleri ve kulaklıkları takmamız gerekiyor. 

  • Berkun Oya ve Krek VR ekibi eliyle içine alındığımız bu sanal gerçeklik alanında bizi bekleyen hikayeyse Türkiye gerçekliğinin ta kendisi. 

180 derecelik izleme deneyimiyle kendimizi bir anda izlemekte olduğumuz mekanın, aynı zamanda içindeymiş gibi de hissedeceğimiz ilk bölümün oyuncuları Çağlar Çorumlu, Nebi Tolga Yılmaz ve Gönül Gezer

Bu açılış bölümü, az sonra üst düzey bürokratlara yapılacak son teknoloji, yapay zeka destekli bir ürünün tanıtım toplantısı öncesi yaşananlarla baş başa bırakıyor bizi. Oyuncuların kelimenin "sanal" anlamıyla gözünüzün önünde, hatta gözünüzün içine içine oynayacağı bu serim faslından sonra şehrin kamusal alanında yaşanacak bir olayın tanık "gözleri" olacağız. Berkun Oya, Cihat Süvarioğlu, Asiye Dinçsoy, Erdem Şenocak ve Fatih Artman’ın ana karakterleri üstlendiği bu bölümde asıl yaygara kopacak…

Berkun Oya hemen her metninde, her işinde yaptığı gibi Türkiye’nin toplumsal ve yerel dokusundaki zıtlıkları, çarpışmaları çekiştirip çalkalıyor. Bürokratlar toplantısındaki  karakterlerin açık tepkileri ve gizli saklı gündemleri de ikinci bölümde karşılaştığımız ailenin içindeki bilinenler ve sırlar da ve her iki bölümde karşımıza çıkan insanların "yeni dünyayla" kurdukları iletişim biçimleri de sahici ve gerçekçi bir okumanın ürünü. 

Bu kez işin iç dünyasında sıradan insanların davranışları ile yapay zekanın getirdiği yepyeni dünya düzeni, dış dünyasında yani formundaysa VR teknolojisi var. Oya, sinema filmi, konvansiyonel tiyatro oyunu ya da roman formunda anlatmayı da seçebileceği hikayesini bu kez VR gözlüklerle kurduğu yenilikçi ve teknik yapım açısından uzun soluklu bir çalışmanın ürünü olan bir formla anlatıyor. Hikayenin 30 dakikayı aşan bir zamana yayılmasını istedim izlerken.

Fizikî gerçeklikten karma gerçekliğe bir yol

Kenneth Burke’ün başta alıntıladığım sözündeki gibi, “Hikayeler yaşamak için ekipmanlardır.” Ya da Ursula K. Le Guin’in söylediği üzere, “Dünyayı bir öyküye dönüştüremeyen insanlar çıldırır.” 

Zamanlar, dünya, toplumsal ve bireysel alışkanlıklarımız peşinden koşmaya mecbur kaldığımız bir hızla değişirken hikayelere ayağımızı toprağa sağlam basabilmek için her daim ihtiyaç duyacağımızı düşünürüm. Tabii havalara doğru süzülebilmek, uçabilmek için de… Bunun en güncel ve yakıcı örneğini COVID19 pandemisi sürecinde hep beraber deneyimledik: Hikaye anlatma ve paylaşma ihtiyacı, insanın bitmez tükenmez üretme ve paylaşma arzusu, insanlık tarihiyle birlikte sürüyor. Geleceğe doğru da dönüşen biçimlerde yaşayacağından şüphe etmek pek mümkün değil. Medium’lar, mecralar, formlar değişse de "aslolan hikaye" yanı başımızda olacaktır.

Fiziken biraraya gelmenin mümkün olamadığı pandemi süreci, tiyatro üreticilerinin yeni olanakların sınırlarını en belirgin biçimde zorladığı dönemi gösterdi hepimize. Tiyatro sahnesinin anlamı ve sınırları, teoride ve pratikte dünyanın her yerinde tiyatro insanları tarafından esnetildi. Türkiye’den, bir çırpıda aklıma gelenleri sıralayayım:

  • Tek seyircili (her seferinde dezenfekte edilen oyun alanları kurgulayarak) oyun deneyimlerinden (Hamlet’in Bütün Ölüleri/Nilüfer Kent Tiyatrosu) radyo tiyatrosuna selam duran "kulak tiyatrosu" Podacto’ya, Whatsapp uygulaması için yazılan ve seyircinin telefonundan takip ettiği oyundan (Korona ve Juliet/Nüx Tiyatro) online bağlantılar ve projeye özel geliştirilen uygulamasıyla seyirciyi de işin bir parçası hâline getiren işlere (Map to Utopia/Platform Tiyatro&Fringe Ensemble), Zoom kamerasından canlı izlediklerimize (Beyaz Kanatlar/Yeni Perform&Şimdi Yapım), multimedya araçlarla mekan yerleştirmesini harmanlayan hibrit oyuna (Terk Edilmiş Kıyılar//Negatif Fotoğraflar/Galata Perform), kulaklıklarımızı takıp evlerimizin içinde bir tür geziye çıktığımıza (Olağan-içi Bir Gezi/Kazan Dairesi) dek bir dizi yenilikçi tiyatro oyunu deneyimledik.

Türkiye dışına çıktığımızda örnekler de çeşitlendi. Beş sene öncesinden bahsediyoruz, yapay zeka uygulamalarının gündelik hayatın basit bir parçası hâline henüz gelmediği ama çok da yakın bir dönemden... O dönem Türkiye ve dünyada tiyatro insanları farklı tiyatro olanakları üzerine düşünürken “Peki iyi de bu tiyatro mu?” sorusu çokça kez dilimize gelmişti. Hikayeleri anlatmanın yollarını esnetmek heyecan verici gerçekten de. 

  • Peki bir "VR işi"ne oyun ya da tiyatro diyebilir miyiz? 35 Mayıs deneyiminde olduğu gibi, bir "VR anlatısı" bize fiziksel, birebir ve canlı bir deneyim sunan tiyatro hissi sunar mı?  

Bu konuda zihnimi açan, Uluslararası Çağdaş Sahne Sanatları Ağı (IETM) bünyesindeki "Fresh Perspectives" serisinde yer alan "Mixed Reality and The Theater of the Future" (Karma Gerçeklik ve Geleceğin Tiyatrosu) başlıklı, Joris Weijdom imzalı çalışma oldu. (Pandemi döneminin yeni nesil tiyatro işlerinden Map to Utopia ekibi, projeleriyle eşzamanlı olarak hayata geçirdikleri blog'da tiyatronun geleceğine dair tartışmaları biraraya getirip bir fikir havuzu oluşturmuştu. Weijdom’ın çalışmasıyla beni buluşturan bu faydalı kaynak,  merak edenler için şurada.   

Weijdom’un hayata geçmiş örneklerle aktardığı karma gerçekliğin (mixed reality, MR) tiyatrodaki uygulamaları 35 Mayıs deneyimime bakışımı da zenginleştirdi. Hikayeyle mekansal anlamda bir bağı olmayan bir odada oturup, işi gözlük aracılığıyla izlemenin ötesinde, neden hikayenin mekanlarından birinde bulunup sonra VR faslına geçmeyelim? Oyunun mekan/oyuncu/ses/ışık/dekor tasarımı unsurlarının bir kısmı veya tamamıyla "gerçek" ortamda karşılaşıp, etkileşime geçip akabinde ya da aralıklarla VR boyuta geçmek, bu tür yenilikçi bir form için çok daha heyecan verici gelmiyor mu kulağa? 

Weijdom’un makalesi aracılığıyla tanıştığım MR fikri ve uygulama örnekleri, hikayesinden, arayışından etkilendiğim 35 Mayıs’ın, altta bir yerde boşluğunu hissettiğim eksik parçasını fark etmemi sağladı. Galiba "fiziksel deneyim" ve "sanal deneyim"in hikaye anlatıcılığında kesişmesine dair, adını koyamadığım bir ihtiyaç duymuştum.

Krek VR, Berkun Oya’nın yazıp yönettiği ilk projesi 35 Mayıs ile seyir deneyimimizde yepyeni bir yol açtı. Bir sonraki adımda seyirci de o yolun hareket hâlindeki bir parçasına dönüşür belki… 

  • 35 Mayıs ParibuArt’ta haftanın her günü, dokuz ayrı seans hâlinde sergileniyor.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Bahar Çuhadar

Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci. Gazeteci olmaya 9 yaşında, okuduğu Körfez Savaşı haberlerini defterine baştan yazarken karar verdi. İkonik savaş muhabirlerine özenerek 'dış haberci' olma planlarıyla İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. Üniversitenin köklü tiyatro kulübü İstanbul İktisat Sahnesi'nde tiyatroyla tanıştı. Dünyada olan bitene sahneden bakmanın tadını, dramaturjinin gücünü keşfedince kültür sanat ve tiyatro haberciliğine yöneldi. Dünya, Radikal ve Hürriyet gazetelerinin kültür sanat sayfaları ve hafta sonu ilavelerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2011'den beri düzenli olarak haftalık tiyatro eleştirileri kaleme alıyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi. Türkiye'yi gönüllü olarak terk eden yeni nesil göçmenleri anlattığı 'Yeni Ülke Yeni Hayat' adlı kitabın yazarı.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Müge Çubukçu ile Galerist’in 25 yıllık kolektif portresi: 'Gönül İşi' sergisi

İstanbul kültür ortamının hızlanmaya başladığı dönemde, 2001 yılında kurulan Galerist, 25. yılını "Gönül İşi" sergisiyle kutluyor. Galerist Direktörü Müge Çubukçu ile sergiden yola çıkarak galerinin 25 yıllık hafızası, İstanbul sanat ortamının dönüşümü, sanatçı-galeri ilişkilerinin görünmeyen katmanları, sanat üretiminin güçlü kökleri ve geçmişin yarattığı gelecek üzerine konuştuk.

Melike Bayık

·

21 Eyl 2026

Müge Çubukçu ile Galerist’in 25 yıllık kolektif portresi: 'Gönül İşi' sergisi
DuendeDuende

HİKAYE

Ed Sheeran'ın apolitiklik sınavı: Müziğin tarafsızlık çağı sona mı erdi?

Geçen hafta Macklemore ile Ed Sheeran arasında patlak veren ve müzik dünyasını sarsan krizin ardından, günümüz endüstrisinde siyasetin müzikten ayrı tutulamayacağına artık emin olduk. Ed Sheeran gibi küresel bir pop devinin dahi tarafsızlık kalesine sığınamayacağını kanıtlayan bu kriz, toz pembe sahnelerin çok geride kaldığını ilan ediyor.

Eda Solmaz

·

21 Eyl 2026

Ed Sheeran'ın apolitiklik sınavı: Müziğin tarafsızlık çağı sona mı erdi?
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Apple TV’nin tahttaki yeri kalıcı mı?

Korku komedisi "Widow’s Bay"in 14 ödülle rekor kırdığı 78. Primetime Emmy Ödülleri’nde Apple TV, HBO ve Netflix’i geride bıraktı; drama kategorilerinde "The Pitt", mini-dizi kategorilerinde "DTF St. Louis" öne çıktı.

Emre Eminoğlu

·

18 Eyl 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Apple TV’nin tahttaki yeri kalıcı mı?
DuendeDuende

HİKAYE

Ezhel ile sohbet: 'Gurbet memlekete dönemeyince gurbet oluyor'

“Artık ‘Berlinli Sercan’ oldum” diyen Ezhel için Türkiye’den Almanya'ya gelmesinin üzerinden geçen yıllar, onun için yalnızca başka bir ülkede yaşamaya başlamak anlamına gelmemiş; müziğini, dinleyicisini ve kendisini de değiştirmiş. Almanya’daki diaspora, Gastarbeiter kuşağının hikayeleri, dil öğrenmenin zorlukları, Türkiye’ye dönememenin yarattığı gurbet duygusu ve Yunanistan’da bulduğu memleket izleri üzerine konuştuğumuz Ezhel, “Türkiye kadar Almanya da benim bir gerçekliğim” diyor.

Vartan Estukyan

·

18 Eyl 2026

Ezhel ile sohbet: 'Gurbet memlekete dönemeyince gurbet oluyor'
DuendeDuende

HİKAYE

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Soner Can

·

14 Eyl 2026

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?