
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Müzik, şiir ya da diğerleri olmadan var olamayacak “yedinci sanatın”, kendisinden önce gelen, geleneksel güzel sanatlarla süregelen ilişkisinin farklı kesişim kümelerine uğrayacağımız bu köşede, ilk durağımız Christian Petzold’un 39. İstanbul Film Festivali programında da yer alan yeni filmi Undine.
Müzik: Nota hafızası, yazmaya nereden başlayacağımı bilemediğim zamanlarda yardıma koşmaya devam ediyor. Johann Sebastian Bach’ın Alessandro Marcello’nun obua konçertosundan solo klavsen için düzenlediği (BWV 974) Re minör Konçerto’nun Adagio bölümünü tekrara alıyorum. Tıpkı film boyunca belli aralıklarla tekrarladığı gibi, bittiğini fark ettikçe başa sarıyorum müziği; beni Berlin’e götürüyor, filmin geçtiği yere ve zamana. Tekrarlayan bu müzikle hatırlıyorum - Undine, hüznünü ağır ağır yayan bir aşk hikâyesi.

Kaynak: İKSV
Edebiyat: “Beni terk edersen, seni öldürmek zorunda kalırım.” diyor Undine. Filmde günümüzün yükselen yıldızlarından Paula Beer’in bedeninde can bulan Undine; bir deniz kızı, bir su perisi. Antik Yunan’dan Orta Çağ İrlanda’sına kadar Avrupa kültür ve mitolojisinin farklı dönemlerinde yer bulan bu büyülü, baştan çıkarıcı su canlıları, siren, nemf, deniz kızı gibi birçok farklı ad almış, birçok farklı şekilde tarif edilmiş. Undine de bu adlardan biri; bahsi ilk kez 16. yüzyılda, Alman Rönesansı’nın önemli figürlerinden Paracelsus’un metinlerinde geçiyor. İnsan suretinde olmalarına rağmen insan ruhundan yoksun bu dişi yaratıklar, hayatta kalmak için tutkuyla bir erkeğe bağlanmak zorunda. Erkeğin ihanetinin cezası ise ölüm. Avrupa edebiyatında birçok örneği bulunan undine'lerin yer aldığı en ünlü eserler, Friedrich de la Motte Fouqué’un Undine adlı romantik kısa romanı (1811) ve Hans Christian Andersen’in Küçük Deniz Kızı masalı (1837). Çağdaş Alman sinemasının en başarılı yönetmenlerinden Christian Petzold da bu miti alıyor, modernize ediyor ve günümüz Berlin’ine taşıyor. Kaynağı ne olursa olsun - Undine, yaşam ve ölüm arasındaki çizgi üzerinde, fantastik bir aşk hikâyesi.

Kaynak: İKSV
Mimari: Petzold filminin Undine’si, Berlin Şehir Müzesi’nde çalışan bir tarihçi; müzenin Berlin şehir modelleri temalı sergisine rehberlik etmekle görevli. Berlin’in kentsel dokusuna ve mimari tarihine dair sayfalarca ansiklopedik bilgiyi ezberden okurken ruhunu, işlevini, benliğini yitirerek küçülmüş o modeller Undine’nin hipnoz araçlarına dönüşüyor sanki. Göller, göletler ve nehirlerin suladığı topraklar bugün Avrupa’nın en büyük metropollerinden birine ev sahipliği yaparken kaynağı su olan Undine’nin de değişen, yapılaşan şehirle beraber değiştiğini, fantastik bir yaratıktan modern bir kadına dönüştüğünü görüyoruz. Aşk hikâyesi bir yana - Undine, Berlin’e, Berlin’in tarihine ve mimarisine yazılmış bir aşk mektubu.

Kaynak: İKSV
Sinema: Önceki yıllarda Barbara, Phoenix ve Transit filmleriyle geniş bir hayran kitlesine ulaşmış Christian Petzold, Undine’nin hüzünlü ve zehirli aşk hikâyesini, fantastik dokunuşlar ve mimari detaylarla bir arada sunuyor. İki yıl önce Transit’te uyguladığı modern uyarlama tekniğinden farklı bir yola saparak aynı sonucu alamıyor belki, ama malzemesini zevkle izlenen bir masala dönüştürmeyi başarıyor. Prömiyerini 70. Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasında yapan ve Paula Beer’a Gümüş Ayı kazandıran Undine, 12 ve 15 Ekim’de İstanbul Film Festivali’nin Filmekimi Galaları kapsamında, Kadıköy Sineması ve Cinemaximum Nişantaşı City’s’de gösterilecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Müzikten zevk almayanlar, aşkı konuşanlar, Christian Petzold'un Undine'si; Çanakkale Bienali ve yeni çıkanlar
02 Eki 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.



