

Bilme ve bilgelikle yönetme yoluna Fatih Elibol 'la başlangıç Kendinizi yeniden var etmek ve en iyi versiyonunuza ulaşmak için çıkılacak yolun iki günlük başlangıcındasınız. Bu uzun ve keyifli yola baş koymak üzere lider koçu ve yazar Fatih Elibol sizi CCE Sertifika sahibi olacağınız bir başlangıç eğitim programına davet ediyor. Nedir? Dünya liderlerinin mentoru olan MCC (Master Certified Coach) unvanıyla bu alanın sayılı isimlerinden Fatih Elibol , ilk kitabı Gelecek Bugün Başlar ’da okurlarına sunduğu öğretileri şimdi 8-9 Nisan saat 19.30’da Zoom üzerinden gerçekleşecek 6 saatlik ücretsiz bir etkinlikte bizlerle paylaşacak. Gelecek Bugün Başlar : İstedikleri hayatı yaşamaları için kişileri önce kendi iç yolculuklarına davet eden yazar, okura hayatını yaratmak için kendi kendine nasıl koçluk edeceğini gösterirken kitapta anlatılan uygulamalar, okurun hayatında değiştirmek istediği alanlarla ilgili düşünmesine, düşünürken yazarak çalışmasına olanak tanıyor. Neden önemli? Aynı zamanda AB ve İngiltere parlamentosunun mentor koçu olan MCC Fatih Elibol’un 25 yıllık deneyimini sunan Gelecek Bugün Başlar ’ın yaratmayı hedeflediği farkındalıklarla kendini tanıyan, çevresini ve iletişimi tanıyan biri olarak hayatınızı dönüştürebilir, kendini keşfetme yolunda önce kendinizi tanıyarak sonra nereye nasıl gidebileceğinizi görebilirsiniz. Kendi hayatınızın bütününde üstat olmak için üstatla yola çıkmaya davetlisiniz. Etkinliğe katılmak için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: The Lost Daughter
Yönetmen: Maggie Gyllenhaal
Süre: 121 dakika
Jenerik: Oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Maggie Gyllenhaal, yönetmen koltuğuna oturduğu ilk filminin prömiyerini Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirmiş, Elena Ferrante’nin romanından uyarladığı senaryoyla festivalden ödülle ayrılmıştı. Olivia Colman, Jesse Buckley ve Dakota Johnson gibi oyuncuları buluşturan film, Yunanistan’daki bir sahil kasabasında tek başına tatil yapan orta yaşlı bir kadını merkezine alarak annelik, kadınlık, yalnızlık ve özlem gibi temaları ele alıyor. The Lost Daughter, En İyi Kadın Oyuncu (Colman), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Buckley) ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında Oscar’a aday gösterildi.
Neden izleyelim? Yılın en iyi oyuncu performanslarından ikisine tanık olmak için. The Lost Daughter'ın bir ilk film ve bir ilk senaryo olarak eksikleri tabii ki yok değil ve bunlar özellikle de finale doğru daha çok hissediliyor. Fakat birkaç yıl öncesine kadar kıymetini bilemesek de The Favourite'taki performansının ardından hak ettiği ilgiyi görmeye başlayan Olivia Colman ve Britanya sinemasının yükselen yıldızı Jessie Buckley'nin performansları, filmle ilgili eksikleri unutturuyor. İki oyuncunun farklı yaşlarını canlandırdığı Leda, "nasıl olunmalı" etiketleriyle sınırlanan, annelik ve kadınlık kalıplarına sığdırılmaya çalışılan tüm kadınların özgürleşme, bireysellik ve rahat nefes alma dürtülerini kimi zaman neşeyle, kimi zaman gözleri dolarak, çoğu zaman da cesurca yansıtıyorlar. Film, güneşli plajlar, sakin bir deniz ve huzurlu tatillerle özdeşleşmiş Ege sahillerini her anı gerginlik veren ve huzursuz edici bir fona dönüştürüyor. İsyan ve pes etmişlik, özgürleşme ve teslim olma, boş vermişlik ve zorunluluk, kendine güven ve korkunun sürekli birbirleriyle çatışma hâlinde olduğu bir film bu. Tam çevirisi "kayıp kız" olsa da Türkçe'ye "karanlık kız" olarak çevrilen başlığın her ikisini de kabul edebilmemin nedeni bu biraz da.
Nerede izleyebilirsin? İKSV Galaları kapsamındaki ön gösteriminin ardından birkaç hafta vizyonda kalan film, şu an yasal yollarla izleyebileceğiniz herhangi bir platformda bulunmuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Akademi Ödülleri'ne günler kala The Lost Daughter'ı keşfe çıkıyoruz, mor ve ötesi'nin yeni albümü Sirenler'i Burak Güven ve Harun Tekin'den dinliyoruz. Hafta sonu Sónar Istanbul'dayız.
18 Mar 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




