

Kültür ve sanat dünyasının ışığı: TEPTA
“ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Men
Yönetmen: Alex Garland
Süre: 100 dakika
Jenerik: Oscar ödüllü Ex Machina ve Natalie Portman'ın başrolünde yer aldığı Annihilation gibi bilim kurgu filmleriyle tanınan yönetmen ve senarist Alex Garland'ın folk horror türüne adım attığı Men, erkek egemen toplumda kadınların yaşadığı kabuslardan besleniyor. İlk gösterimi Cannes Film Festivali'nin bağımsız seçkisi Yönetmenlerin On Beş Günü'nde yapılan filmin başrolünde, en son The Lost Daughter'da izlemiş olabileceğin Jessie Buckley, tüm "adamlar"ı temsilen Rory Kinnear yer alıyor.
Neden izleyelim?: Adı Men olan bir korku filmini, erkek şiddeti ve erkekliğin toksikliği açısından okumak, kolaya kaçmak denilebilecek kadar doğrudan ve bariz. Filmin bir erkek tarafından yazılıp yönetilmiş olmasıysa tüm izlediğinin görsel sembollerle, psikolojiden mitolojiye türlü alana dokunan metaforlarla süslenmiş bir günah çıkarma olduğunu işaret ediyor belki. Tüm bunlardan haberdar olarak filmi beklerken, en çok da kadınlar, erkekler ve diğerlerinin film hakkında nasıl benzer ya da farklı düşüneceğini, filmin izleyiciyi nasıl ikiye böleceğini merak etmiştim. Sinema salonunda önümde oturan kadın izleyici, “Korku filmi diye getirdin ama biz bunu her gün yaşıyoruz,” yorumunu yaptığında, bu merakım katbekat arttı.
Filmin tüm erkeklerin aynı olduğuna, erkekliğin erkekliği doğurduğuna dair (çoğu zaman gerçek anlamıyla perdeye yansıyan) söylemleri ve erkeklerin kadınlar için nasıl evrensel bir tehdit olduğuna dair gözlemleri var ve bunlar beni etkilemeyi, yakalamayı başardı. İşitsel ve görsel anlamda yarattığı birkaç unutulmaz imge de cabası…
Nerede izleyebilirsin?: 3 Haziran haftasında gösterime giren Men'i bu hafta da sinema salonlarında izleyebilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Adamlar incelemesi; The Smile'ın yeni albümü A Light for Attracting Attention; Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali çıktıları.
10 Haz 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.




