Nazilerin canlandırdığı gelenek: Olimpiyat meşalesi

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Salı günü Yunanistan’ın antik Olympia kentinde bir gelenek yerine getirildi ve olimpiyat meşalesi yakıldı. Hera Tapınağı’nda antik ritüelin “bakire genç kızlar tarafından yakılan ateş” kısmını etkinliğe uygun elbiseleriyle kadınlar ifa etti. Yunan aktris Mary Mina ateşi yaktı, meşaleyi “ilk taşıyıcısı” 2020 Olimpiyat şampiyonu Stefanos Ntouskos’a verdi. O da ev sahibi Fransa’yı temsilen orada olan, 2004 Atina’da altın madalya kazanan emekli yüzücü Laure Manaudou’ya emaneti teslim etti.
Covid-19 pandemisi koşullarından ötürü Tokyo Olimpiyat Oyunları öncesinde sınırlı şekilde sergilenen merasim, Paris için tüm “otantikliğiyle” geri dönmüştü. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Başkanı Thomas Bach, konuşmasında antik olimpiyatların savaş dönemlerinde dahi Yunan şehir devletlerini biraraya getirdiğine dikkati çekti ve bugün de modern Olimpiyat'ın aynı görevi gördüğünü söyledi. Bach, “Olimpiyat, spor sahasında korakor rekabet etsek de aynı çatı altında barış içinde yaşayabileceğimizin kanıtıdır” dedi.
Bach büyük oranda haklı. Olimpiyat—neredeyse—tüm dünyayı biraraya getiriyor ama bu dünya Ukrayna’dan Filistin’e çok sayıda savaşla, silahlı çatışmalarla, halkları aç ve yoksul bırakan ambargolarla, terör saldırılarıyla, darbelerle insan haklarını hiçe sayan devletlerin dünyası.
Peki Oyunlar boyunca gördüğümüz şey bu devletler arası şiddetli rekabetin bir uzantısı mı, rekabete kısa bir yaz molası ya da sadece aşırı ticarileşmiş bir dikkat dağınıklığı mı?
Tüm bunlar tartışmalı ama “olimpiyat meşalesi” geleneğinin modern kökenlerini bu vesileyle hatırlatmak bazı akıllara karpuz kabuğu düşürebilir.
Kusursuz Nazi planı
Antik oyunlarda yakılan ateş, Prometheus’un tanrılardan çaldığı ateşi simgeliyordu. Olimpiyat meşalesi geleneğini yeniden canlandırmak ise bir Nazi fikriydi. 1936 Berlin Yaz Olimpiyat Oyunları’na gidilen süreçte dönemin Olimpiyat Komitesi Genel Sekreteri Carl Diem, Propaganda Bakanlığı’yla birlikte olimpiyat ateşi ve belki ondan da önemlisi Yunanistan’dan Berlin’e meşale koşusu geleneğini icat etti.* Olympia’da ateşin yakılmasının, Batı medeniyetinin çıkış noktası olarak Antik Yunan’a büyük önem veren Naziler için sembolik bir önemi vardı elbette. Ama esas propaganda meşale koşusunda gizliydi.
Yunanistan’da yakılan ateş, sırasıyla Bulgaristan-Yugoslavya-Macaristan-Avusturya ve Çekoslovakya’yı geçerek Almanya’ya ulaşacaktı. Bu toprakların tamamı Naziler için stratejik öneme sahipti. Nitekim üç yıl sonra başlayan 2. Dünya Savaşı’yla birlikte her metrekaresine göz dikildi.
Dönemin meşhur yönetmeni Leni Riefenstahl tarafından filme alınan süreçte, meşale taşıyıcıları Ari ırkı simgelediğine inanılan dış görünüşe sahip erkeklerden seçilmişti. Riefenstahl’ın 1938’de yayınlanan Olympia filmi bu ritüelle başlayacaktı. 3.422 “görevli” ateşi birer kilometre taşıyıp Berlin’e kadar ulaştırdılar. Sürecin tamamı “olimpik ruh” ya da “sporun birleştiriciliği” gibi evrensel mesajların ötesinde bir Nazi propagandasıydı ve güzergah boyunca meşale taşıyıcılarının bu görevi yerine getirmesi hedeflendi.
Olimpiyat meşalesi uğradığı her kentte Nazi taraftarlarının bilinçli şekilde sokaklara dökülmesini beraberinde getirdi. Bir zamanların “Kızıl Viyana”sındaki kalabalık, “Kara Viyana” yolundaki en büyük gövde gösterilerinden birine imza atmıştı. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in gözetiminde ilerleyen süreçte meşaleyi üretme görevi de Alman çelik devi Krupp’a aitti. Krupp, birkaç yıl içinde tüm Avrupa’yı işgal eden Nazi kuvvetlerini besleyen savaş endüstrisinin de kalbiydi.
Hitler’in fikrini değiştiren propaganda gücü
İktidarının ilk yıllarında olimpiyatları bir “Yahudi projesi” olarak tanımlayan Adolf Hitler, Oyunlar'ın nasıl bir propaganda makinesine dönüşebileceğini fark ettikten sonra bu söylemini tamamen değiştirmişti. Nazi lideri, gerçek emellerini Olimpiyat bayrağının ardında gizliyor, “barışçıl rekabet”ten dem vuruyor, “Olimpiyat ateşi hiç sönmesin” diyordu.
- Neler yaşandı? Oyunlar boyunca yaşananlar da herkesin malumu. Jesse Owens gibi birkaç simge figürün karşı zaferlerinin ötesinde 1936 Berlin, Nazi rejimi için kesin bir galibiyetti. Hem meşruiyetleri diğer Batılı güçlerce tasdiklenmişti hem de “Alman yolu”nun hesaplı, görkemli bir propagandası yapılmıştı. IOC bu başarıdan o kadar etkilenmişti ve Nazilerin savaş makinesini o kadar umursamıyordu ki Avusturya işgal edilip, Çekoslovakya ilhak edilmişken, 1940 Kış Olimpiyatları’nın ev sahipliğini Almanya’ya vermekte beis görmedi. Oyunların iptal edilmesi için Polonya’nın işgali beklenmişti!
Bu karanlık geçmişe, utanılması gereken kararlara ve acı hatıralara rağmen Nazilerin yeniden canlandırdığı “Olimpiyat meşalesi ve koşusu” geleneği hiçbir şey olmamışçasına savaşın ardından yoluna devam etti. 1948 Londra’da etkinliğin adı “Barış Koşusu”na çevrilmişti. Meşale, Yunanistan’dan sonra İtalya, İsviçre ve Fransa’dan geçti—Almanya’ya uğramadı—ve Wembley’e kadar ulaştı.
Nihayetinde IOC, Nazilerin canlandırdığı bir geleneği sürdürdüğü için eleştirilebilir ya da bir Antik Yunan ritüelinin bu yönünü unutturduğu için övülebilir.
Ancak şurası kesin: Uluslararası rekabeti gerektiğinde en sert, en acımasız şekillerde sürdüren dünya güçleri için spor ve Olimpiyat hiçbir zaman apolitik bir “kafa dağıtma aracı” olmadı, olmayacak. 1936 Berlin tüm yönleriyle bunun daimi hatırlatıcısı olmalı.
- *Editörün tavsiyesi: Nazilerin bu geleneği modernleştirmesini ve 1936 Berlin'i tüm yönleriyle merak edenlere Arnd Krüger'in "The Nazi Olympics" kitabını tavsiye ederim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Nazilerin modern olimpiyatlara "hediyesi" Olimpiyat ateşi bir kez daha Olympia'da yakıldı. Futbolda Avrupa kupalarında çeyrek finaller sona erdi, Manchester City-Real Madrid eşleşmesi hayal kırıklığına uğratmadı.
19 Nis 2024

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen
Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




