Kneecap: Ancak ayrıcalıklı insanlar siyaseti müzikten uzak tutun der

İrlanda’nın en politik rap gruplarından Kneecap, 1 Mayıs’ta “Fenian” albümünü çıkaracak ve dünya turnesi kapsamında 20 Temmuz’da İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta konser verecek. Gruptan Móglaí Bap ile Zoom’da buluşup ezilen haklar için yükselttikleri seslerine dair konuşuyoruz.
Kneecap: Ancak ayrıcalıklı insanlar siyaseti müzikten uzak tutun der

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İrlandalı rap grubu Kneecap, geçen yıl konser vermek için adım attıkları her ülkede Filistin’in yaşam hakkını savunup İngiltere’nin kolonileştirme ve işçi sınıfı politikasına dair eleştirilerini dile getirdi. Öyle bir korku saldılar ki Avrupa’da sözde ifade özgürlüğünün olduğu ülkelerde konserleri iptal oldu. Çünkü çok uzun zamandır hiçbir müzisyen sahnede bu kadar açık ve sert bir şekilde konuşmamıştı. Aslında Kneecap şarkılarında bilmediğimiz bir şey demiyordu. Dünya güllük gülistanlık bir hâlde değildi, savaşlar, protestolar, açlık, ekonomik zorluklar, şiddet dört bir yanımızdaydı.

  • Kneecap, global tanınırlıklarını ezilen hakların sesi olmak için kullanmaya 1 Mayıs’ta Heavenly Recordings etiketiyle yayımlanacak yeni albümleri Fenian'da da devam ediyor. Üç İrlandalı, esprili bir dil ve meydan okuyan bir müzikle aramıza dönüyor.

Gruptan Móglaí Bap ile Fenian albümünü ve 20 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ta verecekleri konseri konuşmak için Zoom’da buluşuyoruz. Üzerimde İrlanda'nın en aktivist futbol kulüplerinden biri olan Bohemian FC’nin Fontaines D.C. ve Kneecap ile ortaklaşa yaptığı Filistin'e destek formalarından biri var. Móglaí, Belfest’teki evinden ekranda gözüküyor ve ilk sözü “Tişörtün çok güzelmiş” oluyor. Sadece 15 dakikamız var ve sohbetimiz başlıyor…

İrlanda’da mısın şu an?

Evet, Belfast’tayım. Bu arada tişörtün çok güzelmiş. Sen neredesin?

Teşekkür ederim, ben de İstanbul’dayım. Sonunda burada konser vereceksiniz. Özellikle Gazze’ye olan desteğinizden dolayı Türkiye’de geniş bir hayran kitleniz var.

Ah, harika. Oraya hiç gelmedim. İrlanda’da çok fazla Türk ve Kürt arkadaşımız var. Bu yüzden de orada olacağımız için mutluyum.

Yeni albümünüz Fenian'a tek kelimeyle bayıldım. Her şarkı birer “banger”. Yürürken dinliyordum ve enerjisiyle adımlarım hızlandı. Bu albüm senin için ne ifade ediyor?

Böyle düşünmene çok sevindim. Sanırım prodüktör Dan Carey ile çalışmakla ilgili bir durum. Daha iddialı bir sound’la ve daha fazla enstrümanla, müzikal açıdan çok daha olgun tınlayan bir albüm yapmak istedik. Söz olarak da belki biraz daha fazla derinliği olan bir şeyler hedefledik. Albümdeki ilk parça olan “Éire go Deo” gibi... İçinde ailemizin ve bizden önce bu yollardan geçmiş, bu mirası bırakmış insanların ses kayıtları var. Yani bu albüm aslında hem Kneecap’in hem de İrlanda dilinin tüm engellere rağmen hâlâ dimdik ayakta kalışının bir kutlaması.

Ama Fine Art'a göre İngilizce sözler biraz daha fazla gibi... Bu albümün daha küresel olduğunu söyleyebilir miyiz?

Ah, bilemiyorum. Sanırım yine aynı miktarda İrlandaca var, değil mi? Fine Art ile aynı miktar ya da belki daha fazla. Kesinlikle daha fazla İngilizce olduğunu sanmıyorum. Gerçi Fine Art'ta da epey İngilizce söz vardı. Aradaki fark ne tam olarak emin değilim. Bu dediğin yüzünden sanırım birine İngilizce kelime sayımı yaptırmam gerekecek. (Gülüyor.)

“Occupied 6” parçasının sözleri resmen aklıma kazındı. “Headcase”in bazı yerlerinde The Prodigy enerjisini aldım. Bir de “An Ra” var tabii... Orada Swet Shop Boys göndermesine bayıldım. “Palestine”de Ramallahlı rapçi Fawzi ile işbirliği yapmanız çok özel. Albümdeki 14 şarkının dinleyici üzerinde nasıl bir etki bırakmasını istiyorsunuz?

Sadece kendi deneyimlerimizden ya da aramızda sıkça konuştuğumuz mevzulardan yola çıkarak şarkılar üretmeye çalışıyoruz. Mesela “An Ra”, bariz bir şekilde sömürgeciliğin ne kadar iyi bir şey olduğu bakış açısıyla yazıldı yani aslında bu fikirle dalga geçiyoruz. Sözlerde ironi yapıyoruz. Çünkü birileri bir ülkeyi sömürgeleştirdiğinde bunun oradakilerin yararına olduğunu düşünür.

“An Ra” ve “Occupied 6” aşağı yukarı aynı mesele etrafında dönüyor; sömürgecilik ve işgal. Her zaman kendi yorumumuzu katmaya çalışıyoruz çünkü tarihin ağırlığının bugünün üzerinde baskı kurmasını istemiyoruz. Bu yüzden geçmişi işlerken mizahı bir araç olarak kullanıyoruz. 

'Annemin vedasını 'Irish Goodbye' ile ilk kez kendi içimde işledim'

“Irish Goodbye”ı ilk dinlediğimde ve şarkıda yer alan Kae Tempest’in sesini duyduğumda derin bir melankoli hissettim. Şarkının hikayesini okuduğumda ise bu hüznü dinleyiciye anında geçirdiğini fark ettim. Bu şarkı senin için nasıl bir vedayı anlatıyor? ('Irish Goodbye' deyimi İrlanda usulü veda demektir ve bir ortamdan kimseye haber vermeden sessizce gitmek anlamına gelir.)

“Irish Goodbye”, dendiğinde herkesin aklına farklı anlamlar gelebilir ama genel bağlamda bu vedalaşmadan çekip gitmek anlamına gelir. Aslında gerçek bir veda değil sadece kimseye haber vermeden ayrılmaktır.

Bu şarkı annemle ilgili. Covid döneminde annemi kaybettim. Aslında veda eden ben değildim. Üzerinden altı yıl geçti ama şarkı, bu vedayı gerçekten ilk kez kendi içimde işlememe sebep oldu. Biraz hüzünlü biraz da mutlu bir şarkı olsun istedim. Birini kaybettiğinde aslında o en sıkıcı şeyleri, o önemsiz görünen günlük ve sıradan detayları özlersin. İşte öyle bir hatırlayış... Bu yüzden annemle ilgili özlediğim o basit, sıradan şeyler hakkında bir şarkı yazmak istedim; olay tamamen buydu aslında.

Kae ile stüdyoda nasıl bir an yaşadınız?

Stüdyoya geldiğimde sözleri yazmıştım. Orada okumaya başladım. Kae biraz duygulandı. Birinin seninle stüdyodayken bu kadar savunmasız, bu kadar içten olması büyük bir onur, büyük bir ayrıcalık. Kae’nin bölümü de o kadar iyi ki; resmen mükemmel bir uyum oldu. 

'Ancak ayrıcalıklı insanlar 'siyaseti müzikten uzak tutun' der'

Albüm 1 Mayıs’ta çıkıyor. Sence müzik günümüzde hâlâ bir dayanışma sembolü mü?

Bence müzik ve kültür doğası gereği politiktir. Çünkü müzik insanların bir nevi kutlamasıdır da. Bir halkı sömürgeleştirdiğinde, önce dillerini ve kültürlerini ellerinden alırsın çünkü önce onların kimliklerini yok etmek istersin. Kimlikleri ellerinden alındığında sömürgeleştirmek çok daha kolay olur. Bu yüzden insanlar "Siyaset müzikten ve kültürden uzak tutulmalı" der. Bunun çok büyük bir parçası olduğunu bildikleri için.

Politika zaten müzik ve kültürün ayrılmaz bir parçasıdır. Dünyanın neresine gidersen git müzik, insanları güçlendirmek için bir araç olarak kullanılır. Özellikle de ezilen halklar için... Tiyatro da öyle. Afrika’da Kenya’ya, Avustralya’da yerli halk olan Aborjinlere baktığında bunu görürsün. Yaşam tarzları ellerinden alınmış olan bu insanlar için müzik, bir nevi güçlenmelerinin aracıdır. Yani evet müzik, politiktir.

Tabii ki, bugünlerde politik olmayan ne kaldı ki!

Bence de öyle. “Bu mesele politik değil” diyenler genelde ayrıcalıklı pozisyonlarda olan insanlar. Ancak ayrıcalıklı insanlar “Siyaseti bu işlere karıştırmayın” derler çünkü siyasete ihtiyaçları yoktur. Zaten zengindirler ya da zaten çok rahat bir konumdalardır.

'Coachella performansımızı yayımlamaz diye Hasan Abi ile sahne aldık'

İptal edilen konserleriniz arasında sizi en çok hayal kırıklığına uğratan hangisiydi? 

Basına yansıdığı gibi öyle çok fazla iptal edilen konserimiz olmadı aslında. Birkaç tane oldu ama hepsi büyük konserlerdi... Mesela Glastonbury’de performansımızı iptal etmeye çalıştılar. Gizli bir mektubu dolaşıma sokup bizi sahneden indirmeye kalktılar. Ama öyle olmadı. Eğer Glastonbury iptal olsaydı, işte o zaman üzülürdüm. Ama onun dışında... 

Mesela Almanya’da birkaç kez konserlerimiz iptal edildi. Öyle olunca biz de gidip komşusu ülkede çaldık. Yani ne zaman bir iptal olsa, başka bir yerde veya hemen yakınındaki bir yerde sahne almaya çalıştık. O yüzden bizim üzerimizde büyük bir etkisi olmadı.

Budapeşte’deki Sziget Festival performansınız iptal edildikten sonra konser vereceğiniz sahneye video mesaj göndermeniz güzel bir protesto biçimiydi.  

Bak işte Sziget, en üzücü iptallerden biriydi. Çünkü festivalde üç-dört yıl önce sahne almıştık. Harika bir festival, çok fazla İrlandalı var ve resmen Avrupa’nın Glastonbury’si gibi... Macaristan’ın başında Viktor Orbán’ın olması çok yazık. (Bu röportajı yaptıktan kısa süre sonra Orbán Macaristan’da seçimleri kaybetti ve 16 yıllık iktidarı sona erdi.)

“Carnaval”da Coachella sahnesinden bahsediyorsunuz. O sahnenize Hasan Abi’yi çıkarmaya nasıl karar verdiniz? Belki biliyorsundur Hasan Abi, Türk kökenli ve kendisi şu an bazı davalarından dolayı Türkiye’ye gelemiyor...

Hadi ya, gerçekten mi? Bak bunu bilmiyordum. Hasan malum, yayıncı ve politika ile çok içli dışlı. Biz de mesajımızı Amerika’ya olabildiğince yaymaya çalışıyorduk ve onun da Amerika’da çok büyük bir platformu var. Bu biraz doğal gelişti. O da Coachella’ya gidiyordu. Biraz sohbet ettik, birlikte bir şeyler yapmak istiyorduk. Bir de şundan çekiniyorduk; Coachella performansımızı online olarak yayımlamaz diye endişeliydik. O yüzden konserin canlı kaydedilmesini istedik ki Coachella bizi keserse elimizde performansın kaydı olsun. Bu da birlikte çalışmamızın önemli sebeplerinden biriydi.

'İsrail’deki Spotify’da müziğimizi biz engelledik'

“Kneecap” filmi yayımlanıp bir süre geçtikten sonra inanılmaz bir patlama yaşadınız. Bir anda bütün bakışların üzerinizde olması nasıl bir duyguydu?

İrlanda’da yaşarken ünlü olmak bambaşka bir deneyim çünkü insanlar... Aslında İrlanda’da insanlar kendini pek ciddiye alamaz. Alırsan insanlar seninle dalga geçer. Tüm bu süreç bizim için çılgın bir deneyimdi. Japonya’da konserimiz vardı orada birkaç hafta geçirdik. İrlandaca şarkı söylüyoruz bu yüzden yaptığımız müziğin bir gün İrlanda dışında konser vermemizi sağlayacağını asla ama asla düşünmezdik. Japonlar gerçekten çok iyi insanlar ve tıpkı İrlandalılar gibiler içmeyi çok seviyorlar.

Yeni albümde hangi şarkının canlı performansını çok merak ediyorsun?
Ah, kesinlikle “Cocaine and Hell”i bekliyorum. Yavaş bir şarkı olmasına rağmen çok seviyorum; çok karanlık bir havası var. Sanki başka bir frekansa geçmişsin gibi hissettiriyor. Ama konserlerimizin çoğu genelde çok yüksek tempolu geçiyor. O yüzden belki “Big Bad Mo” da olabilir.

Müthiş bir dans şarkısı ve rave izleri var. Bu şarkıda dev bir parti vereceksiniz.

Evet, yükseltici bir etkisi var. İnsanların hangisini diğerinden daha çok seveceğini kestirmek zor. İlginç olacak. Albüm lansmanı için bazı konserlerimiz var. Orada insanların neye daha çok tepki verdiğini göreceğiz. Açıkçası bütün albümü çalmayı sabırsızlıkla bekliyorum çünkü çok uzun zamandır aynı şarkılarımızla performans sergiliyorduk. Şimdi yeni müzikler için çok heyecanlıyım. 

Sence bu albüm İsrail’de yasaklanabilir mi?
Şöyle söyleyeyim müziğimizin İsrail’deki Spotify’da çalınmasını kendimiz engelledik diye biliyorum. Zaten İsrail’de Spotify üzerinden Kneecap dinleyen var mıydı, emin değilim ama umarım yasaklıdır. Ama Filistin’de yasaklı değil. 

'Ezilen halklar adına konuşma konusunda köklü bir geçmişe sahibiz'

Annem, dindar bir kadın ve ona sizin Gazze için yaptıklarınızı anlattığımda ağladı. Dilinizi bile anlamayan insanlara müziğiniz dışında politik duruşunuzla böyle birleştirici bir iz bırakmak önemli bir duygu olsa gerek…

İrlandalı olmanın şöyle bir tarafı var; İrlanda’da insanların platformlarını kullanarak ses çıkarması bir gelenektir. Mesela Güney Afrika’daki apartheid (ırk ayrımcılığı) döneminde birçok İrlandalı sanatçı buna karşı sesini yükseltti. Sinéad O’Connor ise Katolik Kilisesi’ne karşı konuştu.

Bizler, ezilen halklar adına konuşmak için sesimizi duyurma konusunda köklü bir geçmişten geliyoruz. Çünkü İrlanda tarihinden biliyoruz ki sesini duyurma fırsatı olmayan insanlar için başkalarının sesini yükseltmesi hayati bir şeydir. İrlanda uzun süre İngiltere’nin sömürgesiydi ve 19. yüzyılda biz çok fakirken Kızılderililer (Native Americans) İrlanda’ya para yardımı yaptı. Bu tür küçük nezaket adımları insana görüldüğünü, duyulduğunu ve yalnız olmadığını hissettirir; akıl sağlığını korumasını sağlar. Bunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.

'İstanbul’da içki, yemek ve müzik için heyecanlıyım'

İstanbul’a dair neleri merak ediyorsun?

İnsanları ve kültürün nasıl olduğunu çok merak ediyorum ve tabii ki Türk yemeklerine bayılıyorum. Türk yemekleriyle aram çok iyidir, o yüzden yemek yemek ve ortamın nasıl olduğunu görmek için çok heyecanlıyım. Peki, Türkiye’de insanlar içki içiyor mu?

Evet, birçok yerde içki içebiliyorsun.

Eminim bir sürü İrlanda barı da vardır...

Tabii ki ama Türk içkisi olan rakıyı sana denetmeliyiz. Serttir ama sevebilirsin.

Tamam, o zaman onu deneyeceğim. İçmek, yemek, müzik... Kulağa mükemmel geliyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?