A Quiet Place: Day One


Akbank 42. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi devam ediyor
Nedir? Türkiye’nin sanat ekosistemine önemli katkılar sunan Akbank Sanat ’ın Resim ve Heykel Müzeleri Derneği iş birliğiyle çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri teşvik etmek ve genç sanatçılara destek olmak amacıyla düzenlediği Akbank…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: A Quiet Place: Day One
Yönetmen: Michael Sarnoski
Süre: 100 dakika
Yapım yılı: 2024
Yaşamak için sessiz ol. 6 yıl önce tanıştığımız A Quiet Place serisi, sese duyarlı fakat görme kabiliyeti olmayan dünya dışı varlıkların ansızın gezegenimize indiği ve en ufak ses çıkaran tüm canlıları yok ettiği bir senaryoya sahip. İlk film A Quiet Place (2018, John Krasinski) bu saldırının bir süre sonrasında geçiyor ve bizi izole ve sessiz bir yaşam süremeye alışmış Abbott Ailesi (John Krasinski, Emily Blunt, Millicent Simmonds ve Noah Jupe) ile tanıştırıyordu. Kadroya Cillian Murphy ve Djimon Hounsou gibi isimlerin eklendiği A Quiet Place II (2020, John Krasinski), ilk filmin hemen sonrasında geçiyor ve gerilimi yükseltiyordu. Bir korku unsuru olarak sessizliği ve sessizliğin sesini olabilecek en zekice şekilde kullanan filmlerin hikayesinde, ailenin çocuklarından birini kaybetmiş olması, hayatta kalan çocuklarından birinin işitme engelli olması ve annenin hamile olması gibi hem aile içi dinamikleri ve aile bağlarını güçlendiren hem izleyicinin duygusal bağını arttıran hem de gerilim katsayısını arttıran seçimler vardı. İkinci filmden dört yıl sonra gelen, Abbottların hikayesinden bağımsız, öncül film A Quiet Place: Day One ise, adı üzerinde, söz konusu post-apokaliptik dünyaya geçişin dönüm noktası olan olayların yaşandığı güne götürüyor izleyiciyi. (Böyle bir filmin ortaya çıkışı sürpriz değil: A Quiet Place II’nin açılış sahnesinde bunun bir denemesinin yapılmış olduğunu söyleyebiliriz.)

A Quiet Place: Day One | Kaynak: UIP Türkiye
A Quiet Place: Day One’ın merkezinde hayatının son günlerini yaşadığını anladığımız bir kanser hastası olan Sam (Lupita Nyong’o) var. Sam’i önce yaşamaktan bıkmış, her şeyden nefret eden bir hasta olarak tanısak da, sonradan onun sadece ölmeyi beklemekten ya da ölememekten bıktığını anlıyoruz. Sürekli ölmek üzere olduğu, sayılı ayları, günleri kaldığı söylenmesine rağmen hâlâ hayatta kalan Sam, adeta kendisi için oluşturulmuş bir arafta yaşıyor. Şehir merkezine yapılacak bir gezi için “Son bir kez şehre gitmek istemez misin?” diye ikna edilmeye çalışırlarken şöyle diyor Sam: “Son gidişimizin de son gidişim olması gerekiyordu.”
A Quiet Place’in uzaylıları, tam da Sam’in klinikteki hemşiresinin (Alex Wolff) ısrarıyla New York’a gittiği gün saldırıyorlar. Saldırı anının kaosuyla başlayarak Sam’in ölmek istemediğini, daha doğrusu “o şekilde” ölmek istemediği için hayata tutunmak için çabalamaya başladığını görüyoruz. Ölmeden önceki basit isteği (en sevdiği pizzacıda son bir dilim pizza yemek) bu felaket senaryosunda yerini daha kompleks, daha insani ve daha az bencil isteklere bırakıyor. Sam, karşısına çıkan bir hukuk öğrencisinin (Joseph Quinn) hayatta kalması için ona yoldaş olmayı görev ediniyor. Böylece çok sevdiği kedisi Frodo’yu da emanet edecek birini bulmuş oluyor tabii ki. Ölmeyi bekleyen Sam’in hayatının son günleri, daha iyi ve daha amaçlı bir ölüm seçebileceğinin farkına varınca anlam kazanıyor. Film, ölümü kabulleniş ve hayatta kalma arzusunu post-apokaliptik şartlarda çarpıştırıyor.

A Quiet Place: Day One | Kaynak: UIP Türkiye
Serinin ilk iki filminde olduğu gibi A Quiet Place, ses tasarımıyla öne çıkıyor. Yaratıkları çok daha fazla gördüğümüz bu filmde görsel efektler de etkileyici. Öte yandan ailenin yerini bireyin aldığı bu filmde Sam karakterinin derinliği, filmle ve karakterle empati kurmayı kolaylaştırıyor. (Diğer karakterler için aynı çabanın gösterildiğini söylemek mümkün değil. Fakat ne de olsa bu Sam’in kişisel arafının filmi: Hayaletinin halen hayatta olduğu ve rahata kavuşabilmek için amacını yerine getirmeyi beklediği bir hayalet filmi...) Daha önce Jordan Peele’in Us filminde de günümüz korku sinemasının en iyi performanslarından birine imza atmış Lupita Nyong’o iyi yazılmış bu karakteri layığıyla canlandırıyor. Kedi Frodo’nun performansı da yer yer ondan rol çalıyor.
Evreni genişleten ve seriye farklı bir derinlik ve boyut katan bu ayrık, öncül film bir yana A Quiet Place filmlerinin bir üçleme olması düşünülüyor. İlk iki film gibi John Krasinski’nin yöneteceği A Quiet Place Part III’nin 2025’te gösterime girmesi planlanıyor.
Nerede izleyebilirsin? A Quiet Place: Day One, bugün gösterime giriyor. Önceki filmlerde olduğu gibi, çoğunluğu sessizlikle ve sessiz olmaya çalışmakla geçen bu filmi izlerken çıkaracağın en ufak sesin salondaki diğer izleyicilerin izleme zevkini etkileyebileceğini unutma.
Benzer işler:
- I Am Legend (2007, Francis Lawrence)
- Hereditary (2018, Ari Aster)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Inside Out 2", ergenlik ve ergen psikolojisi üzerine bir sohbet. "A Quiet Place: Day One" filminden izlenimler.
28 Haz 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




