Açık bankacılık: Neden bugün?

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Lidio Kurucu Ortağı ve CEO'su
Tüketicilerin farklı platformlarda bıraktıkları izlerin ve verilerin demokratikleştirilebilmesinin, yine tüketicilerin istedikleri platformlarla bu verileri paylaşabilmesinin belki de ilk adımlarından biri olan “açık bankacılık” nihayet Türkiye’de de hayatımıza giriyor. Yurtdışında PSD2 olarak adından söz ettiren yeni nesil bu servisler, bankaları “banking as a platform” dediğimiz platformlara çeviriyor. Bankalar uzun yıllardır riskli olduğunu düşündüğü bu yeni yaşam tarzına nasıl yaklaşıyorlar, ne oldu da bu servisler o tarafta önceleri risk olarak addedilirken kurtuluş reçetesinin en üst sıralarına yazılmaya başlandı bir bakalım.
Burada konuyu daha iyi anlayabilmek için birkaç adım geri gitmek yararlı olabilir. Hemen herkesin yakından takip ettiği gibi yıkıcı (disruptive) inovasyona en açık sektörlerden birisinin bankacılık olduğunu düşünüyoruz. Katı düzenlemeler; eski nesil iş yapış şekillerinin hala çok kârlı olması ve yenilikçi servislerden yaratılabilecek gelirlerin, gelir-gider tablosu ile banka ölçeğinde kurumlar için bir anlam ifade etmemesi gibi sebepler bankaları bu konuda daha tutucu olmaya itti. Tabii ki eski nesil, emekliliğine 3-5 yıl kalmış yöneticiler de bu durumda büyük rol oynadı. Bankalar, zamanı geldiğinde yeni nesil finansal kuruluşlarla aralarında oluşabilecek açığı kapatabileceklerini düşündüler. Zira iş ağları, milyonlarca kullanıcıları, milyonlarca üye iş yerleri ve milyonlarca dolarları vardı. Bu arada haksız da sayılmazlardı, nitekim bugün gerek satın almalar gerekse kurdukları yeni nesil finansal teknoloji girişimleriyle uçtan uca çözümler geliştirmeye ilişkin yatırımlar yapmaya başladılar.
Hemen tüm sektörlerde dijital doğanlar için en büyük risk, konvansiyonel ağır topların bu dönüşümünü tamamlamasıdır. Zira dijital doğanlar genellikle gelir-gider tablosuna bakmaktan pek hoşlanmazlar, özellikle “gider” sekmesine. Zira yeni nesil girişimler için o girişimcinin değil, yatırımcının problemiymiş gibi düşünülür.
Uzun süredir finansal teknoloji girişimleri olarak yıkıcı (disruptive) inovasyonlar yaptığımız, bankaların belli dikeylerdeki işlerini ellerinden aldığımız söylenmeye devam etsin. Aslında bu inovasyonların daha çok “yapıcı” inovasyonlar olduğuna ve milyonlarca tüketicinin bulunduğu ortamlara, bankacılık ya da bankacılık dışı finansal teknoloji girişimlerini taşıyamadığımız senaryoda bu kurum veya girişimlerin hayatta kalamayacağına işaret ettik. Ne mutlu ki bundan birkaç yıl öncesine kadar kendi çevrim içi cüzdanına rakip banka kartlarını ekletmeyen bankalarımız bile açık bankacılık ve bunun gerek tüketici gerekse bankacılık alanında yapacağı dönüşüme hazırlanıyor.
İnovasyonun asıl tetikleyicisi olan tüketici davranışlarındaki değişimle birlikte tüketiciler hayatlarını kolaylaştırması gereken bankacılık servislerinden tek bir şey bekler oldu: Netflix, Spotify, Amazon gibi dijital platformlara benzer pürüzsüz bir deneyim etrafında şekillenen ödeme, para gönderme ve alma, kredi skorlama, kredi talebi gibi servisler. Bu beklentiler bizleri WeChat, AliPay gibi milyardan fazla kullanıcı tarafından kullanılan, bankacılık servislerini de içerisinde barındıran süper uygulamalara götürdü. Bu süper uygulamalar şu an girdikleri ülkelerdeki lokal rakiplerini yenerek ya da satın alarak büyümeye devam ediyor. Gün gelecek, zamanında MasterCard ve VISA’nın yaptığı gibi ortak bir platformda da buluşacaklar.
Açık bankacılık, beraberinde birçok fırsatla gelirken bu yolculukta daha önce köşe başlarını tutmuş birçok banka ve banka dışı finansal teknoloji girişimini zor bir dönem bekliyor. Bankalar ve finansal teknoloji girişimleri bu risk ve fırsatları birbirinden ayırt etmeye devam etsin, tüketiciler için yepyeni bir dönem başlıyor. 2021 yılı sonuyla birlikte tüketiciler lisanslı bir fintek veya bankacılık uygulamasından diğer tüm bankalardaki hesaplarına, kredi kartı bilgilerine, kredi skorundan kripto para hesaplarına, ön ödemeleri kartlarındaki bilgilere ulaşabilecek ve dilerse para transferi başlatabilecek. Yine bu uygulamaları önümüzdeki yıllarda Amazon ve Google gibi platformlarda, Trendyol, Gittigidiyor, Hepsiburada gibi pazar yerlerinde bırakılan izler takip edecek; tüketicilere çok daha hızlı, ucuz ve pürüzsüz servis sunulabilmenin önü açılacak. Öte yandan, birçok kurumun korkulu rüyası olan kötü bir deneyim, kullanıcıların bankacılık hizmeti aldığı başka bir uygulamaya, evet bu bir yemek siparişi uygulaması da olabilir, tek tuşla tüm verilerini taşımasına yol açabilecek.
Kısacası, tüketicinin gerçekten de kral olduğu döneme açılan devasa bir kapının önündeyiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta gündemimizde Ant Group’un rekor halka arzı, Dunkin’ Brands’in 8,8 milyar dolarlık değerlemesi, teknoloji ve enerji devlerinin üçüncü çeyrekleri ve karantina uygulamalarının dönüşüyle sıkıntıya düşen Avrupa merkezli havayolu şirketleri var.
02 Kas 2020

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.



