Thomas Schubert ve Langston Uibel ile yangınlar ve Petzold sineması üzerine


Sevdiğiniz teknolojileri içiniz rahat kullanın: Servis ve onarım hizmeti Teknosa’da Servis ve onarım hizmeti Teknosa mağazalarında Arıza ve onarım hizmetiyle Teknosa her zaman yanınızda. Nasıl? Elektronik cihazınızı Teknosa’dan satın almış olun ya da olmayın size en yakın Teknosa mağazasına getireceğiniz arızalı ürününüzün teknik servis işlemleri için Tekno Hizmet alanlarından destek alabilirsiniz. Üstelik ürünün garanti süresi sona ermiş olsa da onarım imkânına sahipsiniz. Avantajları neler? Servis ve onarım hizmetiyle Teknosa ; Ürün için alternatif tamir seçenekleri sunar, Ücretsiz arıza tespiti yapar, Ücretsiz kargo ve taksitli ödeme imkânı sağlar, Onarım sonrası altı ay garanti verir. Dahası: Teknosa.com veya mobil uygulama üzerinden farklı satıcılardan aldığınız ürünler için de bu hizmetten faydalanabilirsiniz. Teknosa.com 'a üye olup giriş yapanlar servisteki ürünlerinin durumunu öğrenebilir ve takip edebilirler. Ürününüzle ilgili sorun mu yaşıyorsunuz? Onarım için Teknosa ’nın güvenli ellerine emanetsiniz. Teknosa.com' a üye olup giriş yaptıktan sonra Teknosa'dan satın almanız fark etmeksizin garantisi olan veya olmayan tüm ürünlerin servis kaydını kendiniz oluşturabilirsiniz. Kaydınızla size en yakın Teknosa mağazasına giderek ürününüzü teslim edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İstanbul Film Festivali'nin İstanbul'a baharı getirdiğini söylerken çoğu zaman sinema tutkumdan beslenen bir metafor yapmayı amaçlasam da yalan değil, İstanbul'a bahar gerçekten de nisanın ilk haftalarında geliyor. Urban'ın ya da Ara Kafe'nin sandalyelerinin atıldığı ara sokaklarda güneşlenebildiğim, Beyoğlu'nun ve Kadıköy'ün tanıdık sokaklarında t-shirtle yürüyebildiğim festival günlerinin arasında sağanak yağmur sürprizleri de olabiliyor tabii. O gün de öyle bir sürprize yakalanıyor, Christian Petzold'un yeni filmi Afire'ın oyuncuları Thomas Schubert ve Langston Uibel'le buluşmamıza yetişmek için ıslanarak koşuyorum Şişhane metro durağından Deniz Palas'a. Afire, şimdilik benim için yılın ve Petzold filmografisinin en iyisi olmuş bile. "Filmdeki yangınları hâlâ içimde hissederken bu yağmur iyi geldi." diye düşünüyorum.
Filmin İngilizce adındaki ve filmin geneli boyunca çevredeki ormanları tehdit eden yangınlar, bir yandan iklim değişikliğiyle gelen yeni normalimizi yüzüme vururken, bir yandan da esas karakterlerden Leon'un, yani yazma zorluğu çeken ya da yazdıklarının bir şeye benzemediğinin kendi de farkında bir yazarın içindeki yangınları simgeliyorlar. Leon (Thomas Schubert) ve Felix (Langston Uibel), çalışmalarına odaklanmak için bir orman evine doğru yola çıkıyorlar filmin başında ve beklentilerin gerçeklerle çatışması burada başlıyor. Onlar dışında evde birinin daha olduğunu anlamalarıyla Nadja (Paula Beer) ve düzenli ziyaretçisi Devid (Enno Trebs) de doğanın içindeki kaçamaklarının zoraki birer parçası oluyorlar.

Langston, Thomas ve Emre, Deniz Palas'ta. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
İKSV Alt Kat’ta buluşuyoruz. Thomas'ı ilk kez 2012'deki 31. İstanbul Film Festivali'nde gösterilen Breathing (2011, Karl Markovics) filminde izlediğimi, üstelik o gün de soru-cevap için salonda olduğunu hatırlıyorum. Langston şaşırıyor: "11 yıl önce aynı anda aynı mekânda olmanız çok tuhaf." Uçakları İstanbul'a birkaç saat önce inmiş, Afire'ın o geceki gösterimi sonrasında izleyiciyle buluşmak için Kadıköy Sineması'na geçecekler. Dünyadaki farklı film festivallerinden, on bir senede bu festivalde ya da bu kentte nelerin değiştiğinden ve İstanbul'un gece hayatından konuşuyoruz.
Bir noktadan sonra soran-yanıtlayan dinamiğinin yok olmaya başlayıp her şeyin arkadaş ortamındaki bir sinema sohbetine dönüştüğü, benim fikrimin de merak edildiği, kahkahası bol, o keyifli röportajlardan birine dönüşüyor her şey. Sonunda ikisine de en sevdikleri Petzold filmlerini soruyorum. Langston soruyu anında bana geri yöneltiyor. Sonra hepimiz kendimizi Afire yanıtlarımızda samimi olduğumuz konusunda diğerlerini ikna etmeye çalışırken buluyoruz. "Doğru söylüyorum" diyorum. "Letterboxd hesabımdan kontrol edebilirsiniz, en yüksek puanı verdiğim Petzold filmi bu. Ve bence festivalin en iyisiydi." İkinciler konusunda ayrılıyoruz; Langston Yella, Thomas Transit, ben ise Jerichow yanıtını veriyorum. Kaydı durdurmadan önce Thomas, Petzold hakkında harika bir cümle kuruyor: "Onun ne kadar önemli olduğunu, filmlerinin ne kadar insanı etkilediğini ve insanların ne kadar ilgisini çektiğini düşünmek çok etkileyici. Bu delilik. Ne adam ama..."

Thomas Schubert | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Christian dört oyuncusunda özel olarak ne arıyordu?
Langston Uibel: Benim anladığım kadarıyla Christian hiç oyuncu seçmesi yapmıyor. Sanırım sadece geçmişte, çok özel bir arayışı olduğunda seçme yapmış. Ben seçmeye girmedim; bildiğim kadarıyla Paula ve Enno da girmedi. Sadece benimle görüşmek istediğini söyleyen bir telefon geldi; sonrasında rahmetli kast direktörümüz Simone Bär'ın ofisinde buluştuk ve yaklaşık bir saat konuştuk. Çok gergindim çünkü filmlerini çok beğeniyorum. Çok cana yakın ve konuşması çok rahat biri. O görüşmenin sonunda sanırım ikimiz de birbirimizle çalışmak istemiştik ve açıkçası bu gerginliğimi hiç hafifletmedi. Sonuçta ya sete girdikten, ilk sahnemden sonra yüzünde beklediğinin bu olmadığına dair bir işaret görseydim? Ama tamamen tersi oldu. İlk sahnemizi hatırlıyorum; filmin neredeyse tamamını kronolojik sırayla çektik zaten. Filmin başındaki otomobil sahnesi... Tek seferde çektik ve o an içim rahatladı. Çünkü bu bir projede görebileceğin en güzel şey; o da seçtiği oyunculara sonsuz güveniyor. Sadece iyi bir yönetmen değil, iyi bir insan da aynı zamanda. Böyle bir alan yaratıyor, birlikte çalıştığı insanları gerçekten destekliyor ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlıyor.
Thomas Schubert: Benim için de öyle. Ben projeye aslında oldukça geç dâhil oldum. Sanırım çekimlerden iki ay öncesinde - ki bu biraz sıra dışı. Menajerim beni telefonla aradı; şaşırmıştı. "Christian Petzold bana yeni senaryosunu yolladı ve senin başrolü oynamanı istiyor." dedi. Onunla tanışmamış, hatta hiç konuşmamıştım. Menajerimle genellikle önce senaryoyu okur, kendi aramızda tartışır ve ona göre karar veririz. Onun teklifini doğrudan kabul ettik.
Oyuncular olarak sizin aranızdaki grup dinamiği nasıldı ve karakterlerinizi daha iyi kavramak için özel bir hazırlık yaptınız mı?
TS: Klasik masa okumasını yaparak başladık. Ama ayrıca hep birlikte otobüse atlayıp, çekim mekanlarını ziyaret ettiğimiz birkaç günlük bir gezimiz oldu. Buna sadece biz dördümüz değil, rolü ne kadar küçük olursa olsun tüm oyuncular katıldı. Bundan sonrası çok doğal gelişti. Aslına bakarsan aktif olarak yaptığımız hiçbir iş yoktu; çok Mr. Miyagi stili.
LU: Kesinlikle. Ne üzerinde çalıştığımız her zaman çok açıktı, birlikte ne yaratmaya çalıştığımızı biliyorduk. Christian ne yapmak istediğini biliyordu. Bu onun filmiydi ama bizim fikrimizi de soruyordu; neyi neden yaptığını, neden böyle yapmak istediğini her zaman açıklıyordu.
Filmdeki yangınların simgesel olduğu aşikâr. Hikâyeyi ve Leon'un içindeki yangınları düşündüğünüzde, sizce hangi duygu daha baskın?
TS: Hissettiği ağırlıklı olarak bir tür endişe ve kaygı. Çünkü gerçekleştirmek istediği ve peşinden gitmeye çalıştığı, fakat çökmekte olan bir imaja sahip. Ve bir nevi gerçeği dışarıda bırakarak, gerçekliği görmezden gelerek kendi fikriyle ilerlemeye devam etmeye çalışıyor. Yangınlar burada devreye giriyor; gerçekliğin eninde sonunda seni takip edeceğini, her şeyi olduğu gibi görmeye ve değişmeye zorlayacağını gösteriyor. Aslında bu biraz da kendini olduğu gibi kabul etmekle ilgili - ki bu Leon'un istemediği bir şey.
LU: Bence Thomas da Leon'u muhteşem ve parlak bir şekilde canlandırıyor. Bence onun performansında bu genç adamın âşık olma unsurları ve planlandığı gibi gerçekleşmeyen şeylerin sonucunda aslında istemediği birine nasıl dönüştüğünü çok net bir şekilde görüyor, inanıyorsun. Leon'un bir şeylerin, dış etkilerin kontrolü altında olduğunu görüyorsun. Benim için yangınlar, Leon'un davranışlarıyla kendi başını belaya sokması. Çünkü duygularını kontrol edemediği için kendini serbest bırakacak, kendi gibi olacak, her şeyi olduğu gibi kabul edecek durumda değil.

Langston Uibel | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Langston, yanılmıyorsam Felix, Petzold filmografisindeki ilk kuir esas karakter. Ben Felix'i oldukça iyi yazılmış, kontekste ve senaryoya doğal bir şekilde yedirilmiş bir karakter olarak görmekten mutluluk duydum. Christian için kuir bir karaktere sahip olmak bir mesele miydi? Karakterine bunu düşünerek hazırlandın mı?
LU: Kesinlikle hayır; bence hiç değildi. Senin de söylediğin gibi, [kuir olması] karakterle ilgili ön plana çıkarılmayan bir detay. Dört genç insan bir arada, sıcak bir yaz ve bir şeyler oluyor. Sanırım ihtiyacımız olan gelişim bu. Kimin hangi cinsel yönelime sahip olduğu ya da hangi cinsiyetle seks yaptığı önemli değil; birini çekici buluyorsan onu çekici buluyorsundur, bu kadar. Bunda tartışacak bir şey olmamalı. Bu anlamda filmin oldukça modern olduğunu ve bu karakterin de buna hizmet ettiğini düşünüyorum. Benim hazırlığımın parçası olan bir parametre de değildi. Önemli olduğunu hissetmedim. Önemli olan [Felix'in] Leon'dan ilgi istediği, bir arkadaş onu ve onun işlerini "görmesini" istediği ve bir noktada vazgeçtiğiydi.
Thomas, Leon'un içsel yangınlarıyla ilgili konuştuk. Üzerine alınmazsın umarım ama bu yangınları onu çoğu zaman iğrenç bir insan yapıyordu. Sence bu hikâyenin villain'ı Leon mu?
LU: Bu soruyu sevdi.
TS: Evet! [Gülüşmeler ve düşünmeler.] Evet, o. Ama ona sadece bir villain demenin adil olduğunu da düşünmüyorum. Film boyunca bir ilerleme kaydediyor ve değişiyor. Gerçi kötüler de sonunda fikir değiştirebilirler. Belki de anti-kahraman demek daha doğru olur.
LU: Hikâyeyi düşünürsen, onu gerçek bir villain olarak da oynayabilirdin. Çünkü o gerçekten kötü bir insan olabilecek biri, sevilmeyen biri. Onu gerçek bir kötü yapabilirdin.
TS: Aslına bakarsan Leon kendine bile kötülük yapan biri. Yakınındakilerin tekliflerini reddeden, deniz kenarına gittiğinde onun bile tadını çıkaramayan biri...
Kim plaja siyah giyer ki?
TS: Kesinlikle!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Festivale veda, Afire filminin oyuncuları Thomas Schubert ve Langston Uibel ile röportaj, Ulusal Kısa Film Yarışması
26 Nis 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




