American Symphony: Bir çeşitlilik kutlaması, bir duygu patlaması


Cumhuriyetin 100 yıllık serüvenine bir armağan: 100 Yıl Perspektifinde Sanat
Nedir? Taksim Sanat ve Piramid Sanat birlikteliği, Cumhuriyetimizin 100. yılını 81 sanatçının eserleriyle birlikte kutlamak üzere herkesi 100 Yıl Perspektifinde Sanat: Türkiye’de Modern ve Çağdaşın Serüveni başlıklı sergiyi ziyaret etmeye…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: American Symphony
Yönetmen: Matthew Heineman
Yapım yılı: 2023
Süre: 104 dakika
Sinemayı müzikten çok daha yakından takip ediyor oluşumun kanıtlarından biri, Jon Batiste’i Soul filmi için bestelediği müziklerle tanımış olmam sanırım. Kendini ansızın arafta bulan ve müzik tutkusunu kullanarak dünyaya geri dönmeye çalışan New York’lu bir caz piyanistinin hikayesini anlatan Pixar animasyonunun piyano ve caz ağırlıklı müziklerini Trent Reznor ve Atticus Ross ikilisiyle besteleyerek o yıl Oscar ödülüne uzanan Jon Batiste çok daha fazlasıydı oysaki: 2000’lerin başından beri şarkıcı, söz yazarı, besteci olarak çalışıyor, birçok enstrüman çalıyordu. Üstelik 2015 yılından beri hafta içi her gece Stay Human adlı grubuyla The Late Show with Stephen Colbert’in yerleşik-müzik grubu olarak televizyonda izleyici karşısına çıkıyordu. Soul’un hemen ardından We Are adlı beşinci solo albümünü çıkaran Batiste, 64. Grammy Ödülleri’nde Yılın Albümü (We Are) ve Yılın Kaydı (Freedom) dahil 11 dalda aday gösterildi. Adaylıklarını elde ettiği kategoriler arasında klasik müzik, caz, American roots, r&b, caz ve film müzikleri vardı. Batiste, geceden Yılın Albümü dahil 5 Grammy ödülüyle ayrıldı.

American Symphony | Kaynak: Netflix
Cartel Land (2015), City of Ghosts (2017) ve The First Wave (2021) gibi belgeselleriyle uyuşturucu trafiği, İŞİD ve COVID-19 gibi toplumsal ve politik olayları mercek altına alan, Oscar ve Emmy adayı belgesel sinemacı Matthew Heinemann’ın yeni filmi American Symphony, Jon Batiste’i ve çoğu müzisyenin hayalini dahi kuramayacağı başarılarla dolu yılını benim giriş paragrafımdakinden katbekat iyi anlatıyor. Batiste’in kariyer patlaması ve parlaması yaşadığı yılın arka planında içindeki duygusal fırtınaların, anksiyete krizlerininin ve büyük aşkı, eşi Suleika Jaouad’ın yoğun kanser tedavisine dair endişelerinin ve onun yanında olma çabalarının olduğunu gösteriyor.
American Symphony, Batiste’in Carnegie Hall’da prömiyerini gerçekleştireceği, yıllarca üzerinde çalıştığı ilk senfonisinin de adı. Eserin Amerikan rüyasının bir parçası olan çeşitli kültürlerin bir arada yaşayabileceği olasılığına dair bir kutlama niteliğinde olmasını düşlüyor Batiste. Bunu başarıyor da - gerçekçi biri olmasına rağmen ütopyaların varlığına dair umudunu yitirmeyişini belki de umut ederek yaşamak zorunda oluşuna borçlu. Kameralar eşliğinde okulu Juliard’ı ziyaret ettiğinde melodikasıyla yer aldığı muralı görmek ona zamanında melodika çaldığı için nasıl aşağılandığını hatırlatıyor. Provalar sırasında kurduğu “ilk kez Jordan giyen bir orkestra şefi görüyorum” cümlesi ya da klasik müzik kategorisinde aldığı Grammy adaylığına yönelik eleştiriler bize kültürel hegemonyanın kuralcılığını ve kapalılığını hatırlatıyor. Batiste ve öznesi olduğu belgesel, Amerikan rüyasının anca kuralları yıkarak, kalıplara sığmayarak, kategorileri reddederek ve çeşitliliği kutlayarak gerçek olabileceğini kanıtlıyor. (Yani neden gerçek olamadığını.)

American Symphony | Kaynak: Netflix
Senfoniler farklı enstrümanları bir araya getirerek, ortaya hepsinin kendini gösterebildiği fakat kolektif olarak da uyum içinde olduğu bir müzik çıkarır. Senfoni olan American Symphony sadece farklı enstrümanlardan değil, farklı kültürlerden ve farklı müzik türlerinden oluşuyor. Batsite’in senfonisi bestecisinin dahi kendi notalarına bağlı kalmadığı, orkestrasını oluşturan bireylerin fikirleriyle geliştirdiği (hatta konserdeki şartlara göre doğaçlamaya yer açtığı), hiçbir türe ait olmayan, herhangi bir türe ait olmayı reddeden bir sanat eseri. Film olan American Symphony ise Batiste’in kariyerini ve özel hayatını, farklı duygularını ve şapkalarını farklı enstrümanlar gibi kullanıyor. Heinemann’ın filmi Batiste’in duygularının müziğine, müziğinin duygularına yansıdığı ve harmanlandığı bir sanat eserine dönüşüyor.
Dünya prömiyeri 50. Telluride Film Festivali’nde gerçekleşen ve hakları Netflix tarafından satın alınan American Symphony, henüz ödül sezonunun ilk haftalarında Critics’ Choice Belgesel Ödülleri ve Cinema Eye Honors gibi organizasyonlar tarafından ödüller kazanmaya başladı bile.
Benzer işler:
- Seymour: An Introduction (2014, Ethan Hawke)
- Fire of Love (2022, Sara Dosa)
Nerede izleyebilirsin? American Symphony 29 Kasım’da Netflix kataloğuna eklendi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Luxo Jr.’dan Bao’ya Pixar’ın kısa hikayeleri, Jon Batiste’in müzikal çeşitliliğini ve dehasını konu alan American Symphony belgeseli
01 Ara 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.




