ANGST MI?

ANGST'ın yeni döneminde soru soracakları tanımak üzere — ekibe sorular.
ANGST MI?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Yeni dönemde soruları kim soruyor? Son günlerde neler yapıyoruz? ANGST olduğumuz konular ne? Çözüm nerede? 

MARSEL TUĞKAN GÜNDOĞDU


Son günlerde neler yapıyorsun? En son hangi kitabı okudun, hangi filmi izledin, hangi konuyu eleştirdin, hangi sorunu çözmek üzere kafa patlattın?

Sovyet Ukrayna doğumlu Birleşik Krallık vatandaşı gazeteci ve yazar Peter Pomerantsev'in This is not Propaganda: Adventures in the War Against Reality kitabına daha yeni başladım. Pomerantsev, kitabında kendi hayat öyküsünden ve ailesinin göç deneyiminden de anekdotlar sunarak farklı taraflardan insanlarla röportajlar yapıyor. Bilginin kötüye kullanımı ve manipülasyonu, enformasyon savaşları ve propaganda araçlarının toplumu kontrol etmek için nasıl kullanıldıkları hakkında bir hikâye anlatıyor.

Cambridge Analytica ve benzeri pek çok skandalla gözlemleyebildiğimiz gibi artık bilgiye sahip olmak, toplumları kontrol etmek için yeterli değil. Gücü ve iktidarı elinde tutmak, sahip olduğunuz bilgiyi nasıl bükebildiğiniz ve topluma geri hangi içerik ve araçlarla servis edilebildiğiyle alakalı. Pomerantsev'in kitabıyla içinde yaşadığımız bu post-truth çağında açık ve demokratik toplum felsefesini tesis edebilmek için bilgi kirliliği ve etrafında kurulan propagandayla mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyorum.

-izm’ler hakkında ne düşünüyorsun? Ait olduğun bir -izm var mı?

Elbette asgari olarak herkes kadar bir ve bazen birden fazla -izm'le daha fazla yakınlık kurabiliyorum ve bu -izm'ler benim hayata baktığım pencerenin ne kadar büyük olduğuna, hangi materyalden yapıldığına, içerisi ve dışarısıyla olan ilişkisine, haşerelerin içeri girmesini engelleyen demir tele sahip olup olmadığına bile etki edebiliyor.

Burada önemli olan yegâne şeyin, yakınlık kurduğum -izm de dâhil olmak üzere, herhangi bir düşüncenin ahlaki değerlerimi belirler, eyleme geçer ve düşüncelerimi ifade ederken bir tahakküme dönüşüp dönüşmediği ve biricikliğimi gölgede bırakıp bırakmadığı. Bir diğer deyişle, kendimizi başrolünde sandığımız oyunun aslında figüranı olup olmadığımız. Diğer -izm'lerden daha doğru olduğuna inandığım kendi -izm'imi savunmaktan çok bunların olmaması için çabalıyorum.

ANGST olduğun konu ne?

Bu aralar en çok, toplumsal bir meseleyi kamusal olarak tartıştığımızda (Twitter gibi) "makul" olanın değil, o konuda en "radikal" olanı savunanların sesinin daha gür çıkmasına, insanların bu seslere daha çok itibar etmesine ve bu sesler etrafında pozisyon almasına, kamusal fikri tartışmanın bu insanların belirlediği o dar çerçeve içinde yapılmasına ve doğal olarak da tartışmanın boğulmasına angst oluyorum. 

Bu herhangi bir konuyu sağlıklı bir şekilde tartışmamıza set çeken bir durum hâline gelebiliyor. Aynı zaman da bu durumun kendisi toplumsal kutuplaşmayı da beraberinde getiriyor. Makullere daha çok kulak vermemiz ve ünlem işaretleriyle slogan atmadan önce "Biz bu konuda ne düşünüyoruz?" diye kendimize sormamız gerekiyor.

ALARA DEMİREL

Fotoğraf: Cemre Okyay


Son günlerde neler yapıyorsun? En son hangi kitabı okudun, hangi filmi izledin, hangi konuyu eleştirdin, hangi sorunu çözmek üzere kafa patlattın?

Son günlerde pandemiyle birlikte gündelik hayat pratiklerim üzerindeki etkisini artıran kaygı bozukluğumu düzenlemeye, sorularımla dünyada bir yer edinmeye, kendimi sorgulatan her şeyin beni meselelerimden uzaklaştırmaması için uğraşıyorum. Doğru soruları sormaya, böylece doğru cevapları alıp kendim için uygun olanı çözmeye çalışıyorum. Var olmak için elimden geleni yapıyorum. Sorguladığım şeylerden birine dönüşmemeye gayret ediyorum. Bir editör, yazar, öğrenci, kız arkadaş, kız çocuk, dost — biri oluyorum.

Kafamın içi durmuyor. Durdurmak için yeterli gayreti göstermiyorum. Sorularım var, Süpermen üstümden geçerken "Kuş mu? Uçak mı?" sorularıyla boğulduğum anlarım — o soruları hayatımda ilk defa uçan bir şey görmüşüm gibi anneme sormak istemelerim! Güvende hissetme arayışım ve kaosun ortasında bana cevap verecek bir şeyler ararken en son Selçuk Demirel'den Kıyıda Tek Başına'yı okudum; Boyacıoğlu'nun Siyah Beyaz'ını izledim. Küçüklüğüm birden karşıma çıksa ne kadar imreneceğimi, 2010'ları ne kadar özlediğimi fark ettim. Neden? Hangi meseleleri değiştirmek istediğim için kaostan yoruluyorum?

ANGST olduğun konu ne?

Neredeyse her şey. Kapıdan dışarı çıkmak, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kapıyı açmak için kapı koluna dokunmak, heteroseksizm, virüs varyantları, deadline'lar, ne yiyeceğime karar vermek, kent ve hafıza, bifobi, elime kolonya sıkmak, değişim, bir toplumda kadın kimliğiyle var olmak, ihtimaller... Makro ve mikro düzeyde herhangi bir şey. Yani cevap, herhâlde, kaygılarımı yönetmeye çalışmak.

"Sorun çözüm gerektirir. Sıkıntı ise içerdiği ruhsal yorgunluk, 'etkili ve sürekli yorgunluk' nedeniyle böyle bir eylemi daha baştan yasaklar." Hangi sıkıntın sorun olacak senin için?

Toplumsal cinsiyet rollerini sorgulamak, umarım. İçselleştirdiğimiz herhangi bir meselenin sorun tam önümüzdeyken orada olup olmadığından emin olmak, insanların "Her şeyi ona bağlıyorsunuz, sorun o kadar derin değil!" imalarından kaçabilmek, popülizm çağında orta yolculuk tuzağından uzaklaşmak, sıkıntılarımı soruna, çözüm için enerji bulmaya evriltecek diye umuyorum.

ELİF BAYRAM

Fotoğraf: Yasemin Gümen


Bugünlerde neler yapıyorsun ve sıkılmadan hangi soruları soruyorsun?

Son günlerde Aposto!'da yayınlar üzerinden birlikte yaratıp konuşabileceğimiz topluluklar kurmak, bağımsız yayıncılığın işlevsiz beton duvarlarını yıkmak ve açıklığa kavuşmak, medyanın toplumla etkileşimi üzerine çalışıyorum. Bir yandan da yoga uzmanlık eğitimi kapsamında meditasyon, nefes ve interoseptif farkındalık çalışmaları yapıyorum. 

"Nasıl etki zinciri oluşturabiliriz?" ve "Birlikte nasıl yaşayabiliriz?" soruları, odaklandığım her konu özelinde kafamda dönüp duruyor. İnsanların "ben"den ötesiyle bağ kurabilmeleri ve fikirleriyle bir araya gelebilmeleri üzerine kafa patlatıyorum anlayacağın. Dönüştürmek ve dönüşmek için. Ve fikirler — her gün onlarcasını çöpe atığımız ve yenilerini yarattığımız. Hangileri aksiyona dönüşebilir? Bir metin, nasıl bir etki alanı yaratabilir? İklim kültürünü sil baştan oluşturabilir miyiz? Toplululuk kültürü nasıl geliştirilir? Cevaplarımı bulursam, nasıl anlatabilirim? Senin cevaplarını nasıl duyabilirim? Nasıl daha fazla bir araya gelir ve konuşabiliriz?

Senin için en acil konu ne?

Benim için en acil konu bir olamayışımızın yıkıcılığı ve doğurduğu insanlık krizi. İklim aciliyetinin de insan ve hayvan hakları ihlallerinin de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de merkezinde bu var. "Biz" daha iyi olalım diye yok ettiklerimiz: en çok da kendimiz. Bundandır insanlık krizi deyişim ismine. İnsanın insana, insanın hayvana, insanın doğaya zulmü... Önceleri bu cevaba iklim aciliyeti diyebilirdim. Üzerine, çözümün bu konuda aldığım bireysel önlemler olduğu da anlatırdım. Fakat bu konuya gelmeden çok daha derinde başka bir durum olduğunu gördüm. Acil bulduğum, angst olduğum her konunun arkasında: bir olamayışımız.

Bir olamayışımız mı? Çok mu romantik geldi? Sanmıyorum. "Bir"likten kastım yediğimizin, içtiğimizin, giydiğimizin, inançlarımızın, konuştuğumuzun veya zevklerimizin bir olması değil. Bir olmaktan anladığım ve anlatmak istediğim doğanın, insanın, hayvanın, yani evrendeki tüm varlıkların içinde taşıdığı ortak parça, bir. Sen iyi olmadan, benim iyi olamayacağım. Yakarsam, yanacağım. Dönüşürsen, dönüşeceğim. Ege ve Akdeniz'dekini konuşuyoruz da Dersim'deki yangını neden konuşmuyoruz? Yangınlar ve sebepleri kadar bu da konuşmamız gereken acil bir konu değil mi?

Bu bahsetmeye çalıştığım bilinç evresine gelmedikçe dünyadaki hiçbir "krizin" ve ufacık gördüğümüz problemlerin dahi çözümüne tam olarak ulaşılamayacağını düşünüyorum. Mücadele, anlatma ve anlamaya çalışma her daim sürecek. Mesele "Nasıl başlayabilirim?" diyebilmekte. Ve tabii tüm "neden"leri "nasıl"a dönüştürübilmekte.

Özgürleşirken ötekileştiğimizi, ötekileştirdiğimizi düşünüyor musun?

Özgürleşirken ötekileşmiyor ve ötekileştirmiyoruz aslında. Özgürlüğü anlamıyoruz. Özgürlüğüm, "ben"in ötesindekini görebildiğim kadar. Bazen unutuyorum ki herkesin başka bir yolu var ama gittiğimiz yer bir. Bunu anladığım noktada başlıyor işte insan olmanın dayanılmaz hafifliği. Bir olamayışımızın yıkıcılığı git gide azalıyor.

HAZAL YILMAZ

Fotoğraf: Deniz Sabuncu


Son günlerde neler okuyorsun? Zihninde hangi soruları canlandırıyor?

Dünya batıdan ibaret değil. Bu aralar okumalarımı doğuya çevirdim. Lübnan doğumlu yazar Amin Maalouf'un Çivisi Çıkmış Dünya kitabı baş ucumda. Arada bir onu komidin üzerine bırakıyor, İsrail'de yaşayan romancı, kısa hikâyeci Etgar Keret'in sayfalarını çeviriyorum. Satırlar arasında gezinirken birbirine ne kadar benzediğini düşünüyorum iki komşu ülkenin. Kafamda bu soru: "Neden savaşıyoruz?" Benzin, petrol, devletler arası politikalar üzerinden aramıyorum yanıtını. 

İnsanın kendini üstün ırk görme yanılsamasını odaklandım. Bir programda yangınlar esnasında yok olmuş pek çok bölgenin yirmi yıl içinde yeniden yeşereceğini, bu zamanın doğada kısa bir zamana denk olduğunu dinledim, işin uzmanından. İnsan dokunmazsa doğa, köklerinden yeniden yeşerecek. 20 yıl insan için ne kadar uzun oysa. Çünkü biz, doğa gibi döngüsel, akışkan değiliz. Ölümle mücadelemiz, onu kabullenemeyişimiz, yeryüzünde bir ağaç kadar yaşayamayacak olmamız mı bizi dünyanın hakimi olduğumuz yanılsamasına kaptıran yoksa egomuz, bencilliğimiz, gaddarlığımız doğuştan mı? Yok etmeden var olamıyor mu insan?

Senin için en acil konu ne?

İklim aciliyeti. İklim değişikliğine neden olan karbon, gezegenimizin esenliğine karşı en büyük tehditlerden. Dünya genelinde son 50 yıldaki ısı artışı bir derecenin hemen altında seyretti, Kuzey Kutbu’nda son 10 yılda bir derecelik artış görüldü. Bu artış yüzünden buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, ormanlar yanıyor. 

Devletler ve bireyler olarak acil önlemler almazsak, bu yüzyılda değil iki derecenin altında kalmak, 4-6 derece artış yaşamamız bile olası. Karbondioksit salımı bugünkü seviyede kalsa bile, 2050 yılında küresel ısınmanın üç dereceyi aşacağı hesaplanıyor. O noktaya gelmemiz durumunda Afrika’da ciddi kıtlık meydana gelecek; El Niño kasırgası daha sık yaşanacak; deniz suyu seviyesinin yükselmesi ve kasırgaların neden olduğu deniz kabarmaları sonucu düşük rakımlı New York, Londra gibi büyük şehirler ve Hollanda gibi ülkeler su altında kalacak; dünyanın akciğeri Amazon Ormanları yok olacak; Avustralya’da aşırı kuraklık ve sıcak yüzünden yangınlar sıklaşacak, su sıkıntısı baş gösterecek; yeryüzünün alışagelmiş iklimi yok olacak ve bazı hayvan türleri ortadan kalkacak; tropikal bölgelerdeki buğday, mısır ve pirinç üretiminde büyük azalış olacak; açlık nedeniyle milyonlarca kişi göç etmek zorunda kalacak. (50 Maddede Vegan Olmak kitabından.)

Çözüm nerede?

Bireysel çözüm: veganlık. Vegan olmak önce doğru bildiğimiz yanlışlarla yüzleşmemize, ardından alışkanlıklarımızı değiştirme çabamıza, sonrasında da pek çok aşağılama karşısında sabır göstermemize neden. Veganlık bireyi sınayan, dünyayla ilişkisini yeniden tanımlayan bir eylem bana sorarsanız. Karbon ayak izimizi azaltmak için elimizden geleni yaptığımız dünyada hayvanların da insanlar kadar yaşamaya hakkı olduğuna dair bir inanç, bu inanç uğruna tatlardan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçtiğimiz bir yaşam biçimi, ulusal sınırları ve duvarları hiçe sayışıyla belki de ileriki yıllarda insanları bir araya toplayacak politik bir duruş.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

ANGST 36: DÖNÜŞÜM, ŞİMDİ

Dönüşümden bir önce — sırada ne var? Biz kimiz?

02 Eyl 2021

ANGST 36: DÖNÜŞÜM, ŞİMDİ

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?

Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Elif Bayram

·

25 Ağu 2026

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?
AngstAngst

HİKAYE

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Sinem Dönmez

·

22 Ağu 2026

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?
AngstAngst

HİKAYE

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Ümit Alan

·

21 Ağu 2026

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak
AngstAngst

HİKAYE

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Pelin Cengiz

·

17 Ağu 2026

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği
AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?