Atmak, kesmek, eksiltmek değil; bir araya getirmek ve anlamlı kılmak: Selda Taşkın

Kurgucu Selda Taşkın’la imajlarla kurduğu özgür ilişki üzerine.
Atmak, kesmek, eksiltmek değil; bir araya getirmek ve anlamlı kılmak: Selda Taşkın

27 Ekim - Galataport İstanbul - Duende
Galataport İstanbul ile birlikte

Cumhuriyet’in 98’inci yılını kutlamak üzere Galataport İstanbul'da buluşuyoruz 200 yıl sonra yeniden açılan Karaköy sahil şeridinde İstanbullularla buluşan Galataport İstanbul’da Cumhuriyet Bayramı coşkumuzu doya doya yaşayacağımız bir hafta sonu seni bekliyor sevgili Duende okuyucusu. Nedir? Cumhuriyet’in 98’inci yılına özel etkinliklerle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı bu sene Galataport İstanbul’da kutluyoruz. ‘Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’nin başlangıç noktası olan Galataport İstanbul, rıhtımda tüm İstanbullularla ve şehrin ziyaretçileriyle Cumhuriyet Bayramı neşesini birlikte paylaşacağımız 3 büyük kültür sanat etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhuriyet Konseri’ne davetlisiniz: Çok sesli evrensel müziği yaygınlaştırmak amacıyla 800’ü aşkın çocuğun bir araya getirilmesiyle kurulan Türkiye’nin ilk ulusal ve daimi çocuk senfoni orkestrası Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası (DÇSO), Cumhuriyetimizin 98. yıldönümü vesilesiyle 17.00-18.00 saatleri arasında Galataport İstanbul Rıhtım Meydanı’nda ücretsiz bir konser verecek. Eşsiz Tarihî Yarımada manzarası ve klasik müzik eşliğinde Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya hazırız! Programda başka neler var? Hafta sonu boyunca sürecek Cumhuriyet coşkusu, 30 Ekim’de kapılarını açacak sergilerle taçlanacak. Usta fotoğrafçı Ara Güler’in gözünden Beyoğlu’na bakmak üzere, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi’nden yeni fotoğrafların ikonik karelerle yer aldığı Denize İnen Yol sergisinde buluşacak, 19. yüzyıl Paris’ini Monet ve birçok ünlü ressamla gezeceğimiz dijital sanat sergisi Monet Friends’i ziyaret ettikten sonra Rıhtım Meydanı’ndaki eşsiz konserlerle bayramı kutlamaya hız kesmeden devam edeceğiz. Galataport İstanbul’un nefes kesen manzarasında Cumhuriyeti hep birlikte kutlamak üzere buluşuyoruz. Programla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Selda’yı keşfetmek: Türkiye sinemasının son yıllardaki birçok başarılı filminin künyesinde ismini görebildiğimiz Selda Taşkın, İzmir’de büyümüş, küçükken en çok Halit Refiğ’in Teyzem filminden etkilenmiş, ilk filmlerini Karaca ve Çınar sinemalarında izlemiş. 

“Sinemanın kendisiyle nasıl tanıştığımı bilmiyorum ama filmlerle ve görsellerle ilişkimin nasıl başladığını hatırlıyorum,” diyor ve Bulgar göçmeni ailesine ait bir aile albümünden söz ediyor. “87'de Bulgaristan'da ölen dedemin ölü fotoğrafıyla başlıyordu,” diyor bu albüm için. Yıllarca herkesin aile albümünde ölü fotoğrafları olduğunu hatta aile albümlerinin böyle başladığını düşünmüş — “Sonra fark ettim ki öyle değil.” 

Fotoğrafların başka türlü dizilmesi gerektiğini anlayıp sık sık o albümü yeniden düzenlemeye başlamış. Tuhaf ama gerçek işte — kurguyla ilişkisinin böyle başladığını o da biliyor.

Kurguyu keşfetmek: Selda’yla sohbetimiz sırasında film kurgusunun ne olduğunu oldukça geç kavradığımı ona da itiraf ediyorum. Yalnız olmadığımı da biliyorum aslında: “Film kurgusunun ne olduğunu sinemayla hiç ilgisi olmayan birine nasıl açıklarsın?”

Sözlüklere girebilecek bir yanıt veriyor, “Tüm o parçaların ve imajların anlamlı bir bütün olarak birleştirilme işi,” diye tanımlıyor mesleğini. Kurguyu “birleştirme ve bağlama” ya da “onların organik ilişkilerini kurabilmek” olarak düşündüğünü söylüyor: “Atmak, kesmek, biçmek olarak pek bakmak istemiyorum. Eksiltme işlemi değil de bir araya gelen şeyler nasıl bir arada daha güzel, anlamlı olurlar; filmde o imajlar, sahneler birleştiklerinde geldiklerinde nasıl daha güzel ve anlamlı bir bütün yaratabilirler diye düşünüyorum," dedikten sonra ekliyor: “İşte bunu kurgucular yapıyor.” 

Zuhal (2021), Kaynak: MUBI


“Tıkır tıkır” bir dinamizm ya da “durağan” uzun planlar: Buğra Dedeoğlu’nun kurgusunun üzerine Selda’nın son kurgusunu yaptığı Zuhal’den konuşuyoruz. Nazlı Elif Durlu’nun geçtiğimiz haftalarda Antalya’da yarıştıktan sonra yakında Tallinn’de, yeni yılda da vizyonda gösterilecek filmini, kurgunun bu filmle ilişkisini konuşuyoruz. 

Sonra diğer işlerini ziyaret ediyoruz; Kıvanç Sezer'in Küçük Şeyler’inden söz ederken kullandığım “tıkır tıkır” ya da Emre Yeksan’ın Körfez ve Yuva'sından bahsederken kullandığım “durağan” ifadelerinin hep kurguyla ilgili olduğunu fark ediyorum.

Selda ve Emre'yle Büyük Londra Oteli'nde, zaman yolculuğunun bir durağında


Selda’yla keşfetmek: Kayıtta, kayıttan önceki sohbetimizde, hatta aylar önceki telefon konuşmamızda da yönetmen sineması kavramından çok hoşlanmadığını anlıyorum. Üzerine konuşmak için Lucrecia Martel ve Andrea Arnold’ın filmlerinin değil, sadece La ciénaga ve Fish Tank’in arasında kalıyoruz zaten — kazanan La ciénaga oluyor. 

Önceki konuklarımla ya da Keşif Sineması tüyoları paylaştığım arkadaşlarımla, Selda'yla buluştuğumuzda hangi filmi konuşacağımızı söylediğimde hepsinin yüzünde bir gülümseme belirmişti: “Tam bir kurgu harikası!” gibi tepkiler veriyordu çoğu. Selda şöyle diyor: “Kurgusu iyi ya da kurgusu kötü diyebilir miyiz bilmiyorum ama eğer o filmin içine girebiliyorsam, sevebiliyorsam ve kaybolabiliyorsam bir şekilde, kurgusal olarak bir şeyler yapmışlar demektir.” 

Filmin bize hissettirdiklerini, düşündürdüklerini, tekinsiz atmosferini yaratmada kurgunun etkisini, böylesi çok karakterli filmlerin zor kurgu demek olduğunu konuşuyoruz. Her bölümde yeni şeyler öğreniyorum, farklı bakış açıları kazanıyorum. Bu bölüm de öyle oluyor. 

Diyor ki: “İmajlarla özgür ilişkimi kurmak istiyorum. Birlikte ne yapabiliriz; bana neler anlatıyorlar; ben bunu nasıl yorumlayabilirim; bundan nasıl bir bütün oluşturabilirim?”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🎬 Keşif Sineması #1.4: Selda Taşkın

Kurgucu Selda Taşkın’la ve imajlarla kurduğu özgür ilişkiyle tanış.

27 Eki 2021

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Yaren Serra Akgün

·

29 Eyl 2026

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

Müge Turan

·

28 Eyl 2026

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'