Atmak, kesmek, eksiltmek değil; bir araya getirmek ve anlamlı kılmak: Selda Taşkın


Cumhuriyet’in 98’inci yılını kutlamak üzere Galataport İstanbul'da buluşuyoruz 200 yıl sonra yeniden açılan Karaköy sahil şeridinde İstanbullularla buluşan Galataport İstanbul’da Cumhuriyet Bayramı coşkumuzu doya doya yaşayacağımız bir hafta sonu seni bekliyor sevgili Duende okuyucusu. Nedir? Cumhuriyet’in 98’inci yılına özel etkinliklerle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı bu sene Galataport İstanbul’da kutluyoruz. ‘Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’nin başlangıç noktası olan Galataport İstanbul, rıhtımda tüm İstanbullularla ve şehrin ziyaretçileriyle Cumhuriyet Bayramı neşesini birlikte paylaşacağımız 3 büyük kültür sanat etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhuriyet Konseri’ne davetlisiniz: Çok sesli evrensel müziği yaygınlaştırmak amacıyla 800’ü aşkın çocuğun bir araya getirilmesiyle kurulan Türkiye’nin ilk ulusal ve daimi çocuk senfoni orkestrası Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası (DÇSO), Cumhuriyetimizin 98. yıldönümü vesilesiyle 17.00-18.00 saatleri arasında Galataport İstanbul Rıhtım Meydanı’nda ücretsiz bir konser verecek. Eşsiz Tarihî Yarımada manzarası ve klasik müzik eşliğinde Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya hazırız! Programda başka neler var? Hafta sonu boyunca sürecek Cumhuriyet coşkusu, 30 Ekim’de kapılarını açacak sergilerle taçlanacak. Usta fotoğrafçı Ara Güler’in gözünden Beyoğlu’na bakmak üzere, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi’nden yeni fotoğrafların ikonik karelerle yer aldığı Denize İnen Yol sergisinde buluşacak, 19. yüzyıl Paris’ini Monet ve birçok ünlü ressamla gezeceğimiz dijital sanat sergisi Monet Friends’i ziyaret ettikten sonra Rıhtım Meydanı’ndaki eşsiz konserlerle bayramı kutlamaya hız kesmeden devam edeceğiz. Galataport İstanbul’un nefes kesen manzarasında Cumhuriyeti hep birlikte kutlamak üzere buluşuyoruz. Programla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Selda’yı keşfetmek: Türkiye sinemasının son yıllardaki birçok başarılı filminin künyesinde ismini görebildiğimiz Selda Taşkın, İzmir’de büyümüş, küçükken en çok Halit Refiğ’in Teyzem filminden etkilenmiş, ilk filmlerini Karaca ve Çınar sinemalarında izlemiş.
“Sinemanın kendisiyle nasıl tanıştığımı bilmiyorum ama filmlerle ve görsellerle ilişkimin nasıl başladığını hatırlıyorum,” diyor ve Bulgar göçmeni ailesine ait bir aile albümünden söz ediyor. “87'de Bulgaristan'da ölen dedemin ölü fotoğrafıyla başlıyordu,” diyor bu albüm için. Yıllarca herkesin aile albümünde ölü fotoğrafları olduğunu hatta aile albümlerinin böyle başladığını düşünmüş — “Sonra fark ettim ki öyle değil.”
Fotoğrafların başka türlü dizilmesi gerektiğini anlayıp sık sık o albümü yeniden düzenlemeye başlamış. Tuhaf ama gerçek işte — kurguyla ilişkisinin böyle başladığını o da biliyor.
Kurguyu keşfetmek: Selda’yla sohbetimiz sırasında film kurgusunun ne olduğunu oldukça geç kavradığımı ona da itiraf ediyorum. Yalnız olmadığımı da biliyorum aslında: “Film kurgusunun ne olduğunu sinemayla hiç ilgisi olmayan birine nasıl açıklarsın?”
Sözlüklere girebilecek bir yanıt veriyor, “Tüm o parçaların ve imajların anlamlı bir bütün olarak birleştirilme işi,” diye tanımlıyor mesleğini. Kurguyu “birleştirme ve bağlama” ya da “onların organik ilişkilerini kurabilmek” olarak düşündüğünü söylüyor: “Atmak, kesmek, biçmek olarak pek bakmak istemiyorum. Eksiltme işlemi değil de bir araya gelen şeyler nasıl bir arada daha güzel, anlamlı olurlar; filmde o imajlar, sahneler birleştiklerinde geldiklerinde nasıl daha güzel ve anlamlı bir bütün yaratabilirler diye düşünüyorum," dedikten sonra ekliyor: “İşte bunu kurgucular yapıyor.”

Zuhal (2021), Kaynak: MUBI
“Tıkır tıkır” bir dinamizm ya da “durağan” uzun planlar: Buğra Dedeoğlu’nun kurgusunun üzerine Selda’nın son kurgusunu yaptığı Zuhal’den konuşuyoruz. Nazlı Elif Durlu’nun geçtiğimiz haftalarda Antalya’da yarıştıktan sonra yakında Tallinn’de, yeni yılda da vizyonda gösterilecek filmini, kurgunun bu filmle ilişkisini konuşuyoruz.
Sonra diğer işlerini ziyaret ediyoruz; Kıvanç Sezer'in Küçük Şeyler’inden söz ederken kullandığım “tıkır tıkır” ya da Emre Yeksan’ın Körfez ve Yuva'sından bahsederken kullandığım “durağan” ifadelerinin hep kurguyla ilgili olduğunu fark ediyorum.

Selda ve Emre'yle Büyük Londra Oteli'nde, zaman yolculuğunun bir durağında
Selda’yla keşfetmek: Kayıtta, kayıttan önceki sohbetimizde, hatta aylar önceki telefon konuşmamızda da yönetmen sineması kavramından çok hoşlanmadığını anlıyorum. Üzerine konuşmak için Lucrecia Martel ve Andrea Arnold’ın filmlerinin değil, sadece La ciénaga ve Fish Tank’in arasında kalıyoruz zaten — kazanan La ciénaga oluyor.
Önceki konuklarımla ya da Keşif Sineması tüyoları paylaştığım arkadaşlarımla, Selda'yla buluştuğumuzda hangi filmi konuşacağımızı söylediğimde hepsinin yüzünde bir gülümseme belirmişti: “Tam bir kurgu harikası!” gibi tepkiler veriyordu çoğu. Selda şöyle diyor: “Kurgusu iyi ya da kurgusu kötü diyebilir miyiz bilmiyorum ama eğer o filmin içine girebiliyorsam, sevebiliyorsam ve kaybolabiliyorsam bir şekilde, kurgusal olarak bir şeyler yapmışlar demektir.”
Filmin bize hissettirdiklerini, düşündürdüklerini, tekinsiz atmosferini yaratmada kurgunun etkisini, böylesi çok karakterli filmlerin zor kurgu demek olduğunu konuşuyoruz. Her bölümde yeni şeyler öğreniyorum, farklı bakış açıları kazanıyorum. Bu bölüm de öyle oluyor.
Diyor ki: “İmajlarla özgür ilişkimi kurmak istiyorum. Birlikte ne yapabiliriz; bana neler anlatıyorlar; ben bunu nasıl yorumlayabilirim; bundan nasıl bir bütün oluşturabilirim?”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kurgucu Selda Taşkın’la ve imajlarla kurduğu özgür ilişkiyle tanış.
27 Eki 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.




