Atmak, kesmek, eksiltmek değil; bir araya getirmek ve anlamlı kılmak: Selda Taşkın


Cumhuriyet’in 98’inci yılını kutlamak üzere Galataport İstanbul'da buluşuyoruz
200 yıl sonra yeniden açılan Karaköy sahil şeridinde İstanbullularla buluşan Galataport İstanbul’da Cumhuriyet Bayramı coşkumuzu doya doya yaşayacağımız bir hafta sonu seni bekliyor sevgili Duende okuyucusu. Nedir? Cumhuriyet’in 98’inci…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Selda’yı keşfetmek: Türkiye sinemasının son yıllardaki birçok başarılı filminin künyesinde ismini görebildiğimiz Selda Taşkın, İzmir’de büyümüş, küçükken en çok Halit Refiğ’in Teyzem filminden etkilenmiş, ilk filmlerini Karaca ve Çınar sinemalarında izlemiş.
“Sinemanın kendisiyle nasıl tanıştığımı bilmiyorum ama filmlerle ve görsellerle ilişkimin nasıl başladığını hatırlıyorum,” diyor ve Bulgar göçmeni ailesine ait bir aile albümünden söz ediyor. “87'de Bulgaristan'da ölen dedemin ölü fotoğrafıyla başlıyordu,” diyor bu albüm için. Yıllarca herkesin aile albümünde ölü fotoğrafları olduğunu hatta aile albümlerinin böyle başladığını düşünmüş — “Sonra fark ettim ki öyle değil.”
Fotoğrafların başka türlü dizilmesi gerektiğini anlayıp sık sık o albümü yeniden düzenlemeye başlamış. Tuhaf ama gerçek işte — kurguyla ilişkisinin böyle başladığını o da biliyor.
Kurguyu keşfetmek: Selda’yla sohbetimiz sırasında film kurgusunun ne olduğunu oldukça geç kavradığımı ona da itiraf ediyorum. Yalnız olmadığımı da biliyorum aslında: “Film kurgusunun ne olduğunu sinemayla hiç ilgisi olmayan birine nasıl açıklarsın?”
Sözlüklere girebilecek bir yanıt veriyor, “Tüm o parçaların ve imajların anlamlı bir bütün olarak birleştirilme işi,” diye tanımlıyor mesleğini. Kurguyu “birleştirme ve bağlama” ya da “onların organik ilişkilerini kurabilmek” olarak düşündüğünü söylüyor: “Atmak, kesmek, biçmek olarak pek bakmak istemiyorum. Eksiltme işlemi değil de bir araya gelen şeyler nasıl bir arada daha güzel, anlamlı olurlar; filmde o imajlar, sahneler birleştiklerinde geldiklerinde nasıl daha güzel ve anlamlı bir bütün yaratabilirler diye düşünüyorum," dedikten sonra ekliyor: “İşte bunu kurgucular yapıyor.”

Zuhal (2021), Kaynak: MUBI
“Tıkır tıkır” bir dinamizm ya da “durağan” uzun planlar: Buğra Dedeoğlu’nun kurgusunun üzerine Selda’nın son kurgusunu yaptığı Zuhal’den konuşuyoruz. Nazlı Elif Durlu’nun geçtiğimiz haftalarda Antalya’da yarıştıktan sonra yakında Tallinn’de, yeni yılda da vizyonda gösterilecek filmini, kurgunun bu filmle ilişkisini konuşuyoruz.
Sonra diğer işlerini ziyaret ediyoruz; Kıvanç Sezer'in Küçük Şeyler’inden söz ederken kullandığım “tıkır tıkır” ya da Emre Yeksan’ın Körfez ve Yuva'sından bahsederken kullandığım “durağan” ifadelerinin hep kurguyla ilgili olduğunu fark ediyorum.

Selda ve Emre'yle Büyük Londra Oteli'nde, zaman yolculuğunun bir durağında
Selda’yla keşfetmek: Kayıtta, kayıttan önceki sohbetimizde, hatta aylar önceki telefon konuşmamızda da yönetmen sineması kavramından çok hoşlanmadığını anlıyorum. Üzerine konuşmak için Lucrecia Martel ve Andrea Arnold’ın filmlerinin değil, sadece La ciénaga ve Fish Tank’in arasında kalıyoruz zaten — kazanan La ciénaga oluyor.
Önceki konuklarımla ya da Keşif Sineması tüyoları paylaştığım arkadaşlarımla, Selda'yla buluştuğumuzda hangi filmi konuşacağımızı söylediğimde hepsinin yüzünde bir gülümseme belirmişti: “Tam bir kurgu harikası!” gibi tepkiler veriyordu çoğu. Selda şöyle diyor: “Kurgusu iyi ya da kurgusu kötü diyebilir miyiz bilmiyorum ama eğer o filmin içine girebiliyorsam, sevebiliyorsam ve kaybolabiliyorsam bir şekilde, kurgusal olarak bir şeyler yapmışlar demektir.”
Filmin bize hissettirdiklerini, düşündürdüklerini, tekinsiz atmosferini yaratmada kurgunun etkisini, böylesi çok karakterli filmlerin zor kurgu demek olduğunu konuşuyoruz. Her bölümde yeni şeyler öğreniyorum, farklı bakış açıları kazanıyorum. Bu bölüm de öyle oluyor.
Diyor ki: “İmajlarla özgür ilişkimi kurmak istiyorum. Birlikte ne yapabiliriz; bana neler anlatıyorlar; ben bunu nasıl yorumlayabilirim; bundan nasıl bir bütün oluşturabilirim?”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kurgucu Selda Taşkın’la ve imajlarla kurduğu özgür ilişkiyle tanış.
27 Eki 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




