AURORA: 'Siyasetin müziğin içinde olması çok önemli'

2016 yılında "Runaway" şarkısıyla Norveç sınırlarını aşarak müziğini dünyaya duyurdu; ruha işleyen sesi, etkileyici şarkı sözleri ve Norveç’in eşsiz ve mistik doğasının içindeymiş gibi hissettiren müziğiyle yeni kuşağın dikkatini çekti. 12 Temmuz'da KüçükÇiftlik Park sahnesinde izleyiciyle buluşacak AURORA ile Filistin konusundaki tutumunu ve sanatının gücünü konuşuyoruz.
AURORA: 'Siyasetin müziğin içinde olması 
çok önemli'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

AURORA, 2016 yılında "Runaway" şarkısıyla Norveç sınırlarını aşarak müziğini dünyaya duyurdu. Ruha işleyen sesi, etkileyici şarkı sözleri ve Norveç’in eşsiz ve mistik doğasının içindeymiş gibi hissettiren müziğiyle yeni kuşağın dikkatini çekti. Kusursuzluğu yüceltmek yerine kendisi olmaya odaklanan parçaları Spotify’da aylık 16 milyondan fazla dinlenme elde etti. 

AURORA, 12 Temmuz’da Küçükçiftlik Park sahnesinde olacak. Konser öncesi sanatçı ile Zoom’da buluşuyorum. Norveç’teki evinin koltuğunu oturmuş sorularımı cevaplarken ses tonunun ne kadar sakin ve kucaklayıcı olduğunu düşünüyorum. Bu şefkat hissi müziğinde zaten hep var fakat sahnede de olacağından şimdiden eminim. AURORA ile Filistin konusundaki tutumunu ve sanatının gücünü konuşuyoruz.

Sence müziğin, dinleyicilere dünyada hâlâ şefkatin var olduğunu hatırlatıyor mu?

Umarım öyledir. Konserlere giden, müziği seven insanları seviyorum çünkü onlar da bana aynı şekilde hissettiriyor. Genellikle protestolar ya da bir şeyleri haykırmak zorunda kaldığımız yürüyüşlerde biraraya geliyoruz. Ve müzik de bir araya gelmemizi sağlıyor ve bunu seviyorum. Ama bu sefer öfkeyle değil sadece sevgiyleyiz. Tabii ki öfkeye de ihtiyacımız var ama müziğin bizi çok büyük kalabalıklarla sadece güzel ve pozitif bir şey etrafında birleştirmesi bence çok değerli. O yüzden umarım müziğim şefkatli bir birleşme sağlıyordur.

Şarkı söylemek, duygularını ifade etmen için güçlü bir alan mı?

Evet, hatta çok daha fazlası. Gerçekten bana çok yardımcı oluyor. Eğer gençken müzik yapmasaydım ya da kafamın içindekileri ve duygularımı dışa vurabileceğim bir alanım olmasaydı, bu hayatı yaşamak çok daha zor olurdu. Müzik hem dünyayı hem de kendimi daha iyi anlamama yardımcı oldu. Öyle harika bir şey ki bazen çok net ve doğrudan bir şey söylediğini düşünüyorsun ama herkes onu farklı şekilde yorumlayabiliyor. Aynı şarkının farklı insanlar için tamamen başka anlamlar taşıması bana çok büyülü geliyor. Kim olduğunuza göre değişiyor bu. Bence bu gerçekten çok havalı bir şey.

Hakkında araştırma yaparken müziğin sayesinde psikolojik anlamda iyileştiğini söyleyen insanların yorumlarına rastladım. 

Bence eğer ruhundan gelerek ve gerçekten hissederek şarkı söylüyorsan işte o zaman tuhaf bir şey oluyor. Sahnede bazen çok yorgun oluyorum çünkü dans edip duruyorum ama buna rağmen bedenim bir şekilde o yorgunluğu unutuyor. Çünkü müzik ruhuna öyle bir şey yapıyor ki... Bağırabildiğin kadar bağırıp, içindeki her şeyi dışarı attığın bir yer. Gerçekten bunu her akşam yapabildiğim için çok minnettarım. Bence insanlar da bunu benim gibi daha sık denemeli. Çünkü bağırmak ya da şarkı söylemek insana çok iyi geliyor. Tüm bedeni ve zihni açıyor. Müzik böyle bir güce sahip. Seni iyileştirebilir ya da ağlatabilir. Ama aynı zamanda dans etmeni de sağlar.

Derler ki eğer müziğin derin bir ritmi varsa kalp atışları da o müzikle senkronize olmaya başlarmış. Yani hem fiziksel hem de duygusal olarak müzik bizi çok derinden etkileyebiliyor. Bu yüzden bence müzikte önemli şeyler söylemek çok kıymetli. Dünyadaki önemli mesajları müzikle duymaya ihtiyacımız var. Çünkü o mesaj, müzikle doğrudan ruhun içine işliyor ve bu gerçekten çok etkileyici bir şey.

Otoriteye havlayınca o da sana havlıyor

Türk dinleyicisinin Norveçli sanatçılara karşı derin bir sevgisi var. Sen, Kings of Convenience, Ane Brun, Resa Saffa Park... Hep ilgi gören isimler. Sence aramızda duygusal bir bağ var mı?

Evet, var. Çünkü nereden geldiğimiz, kim olduğumuz, müzikte asla önemli değil. Müzik ruhtan, bazen doğadan, bazen öfkeden gelir. İnanılmaz insani duygular barındırır. Ve bence iş müziğe geldiğinde benim Norveçli olduğum ya da senin Türk olduğun hissedilmiyor. Sadece insanlar kalıyor geriye. Daha çok şeyi bu şekilde düşünebilsek… İnsanların birbirinin sanatını, kültürünü, müziğini paylaştığı ve keyif aldığı bir yer olsa dünya, çok daha güzel olur. Dünyadaki insanlar toprak sınırlarına fazlasıyla önem veriyor. Bu bölücü bir şey.

Politik olarak da açık sözlüsün. Kneecap ve Fontaines D.C. gibi grupların sesini Filistin için yükselttiğini gördük. Politik görüşünü ifade etme özgürlüğüne hâlâ sahip olduğunu düşünüyor musun?

Bu aslında tüm dünyadaki insanlar için geçerli. Çünkü söyleyecek bir gerçeğin olduğunda konuşmak çok önemli. Feminizm, istediğimizi sevebilme hakkı, ırkçılık ya da tüm meseleler hakkında konuşmalıyız. Dünyada saygıyı hak eden herhangi birini savunmalıyız. Ama aynı zamanda bu konular hakkında konuşmak korkutucu da olabiliyor. Bazen benim için de öyle. Çünkü biliyorsun, dünyada karşı çıktığın güçlere, insanlara adil davranmadıklarını düşündüğün otoritelere karşı havlamaya başladığında onlar da sana havlıyor. Bu, karşılıklı bir şeye dönüşüyor. Ama bence önemli olan, bunun, sesini susturmasına izin vermemek. Her ne olursa olsun konuşmak, sesini duyurmak... Çünkü insan, kadın ve sanatçı olarak sesimi elimden geldiğince kullanmak bana mantıklı geliyor. Eğer siyasetten nazik bir dille söz edebilirsen yani insanlara saldırıyormuşsun gibi hissettirmeden, o zaman anlatmak istediğini anlamaya daha açık olabilirler. Bu da daha az tartışma, daha çok anlayış getirir.
Feminizm hakkında da konuşmak önemli ama bunu yaparken erkeklerden nefret etmek zorunda değiliz. Önemli olan düşman yaratmamak. İnsanları açık kollarla karşılayabilmek ki birbirimizi daha iyi anlayabilelim.

İnsanlar yanılmaktan, fikirlerinin yanlış olduğunun söylenmesinden gerçekten çok korkuyorlar. İşte bu yüzden müzik, politik anlamda çok önemli. Çünkü müzikle bir şey söylediğinde insanlar kendilerini suçlanmış hissetmek yerine daha çok anlamaya yönelir. Ama sanırım her iki tarafa da ihtiyacımız var; hem anlayışa hem de öfkeye. Bazen ne hissettiğimizi gerçekten güçlü bir şekilde dile getirmek gerekiyor. Ama evet, siyasetin müziğin içinde olması bence gerçekten çok önemli.

İnsanların bedenlerinde özgür olmanın önemli olduğunu görmeye ihtiyacı var

Sahnedeki varlığın hep ilham verici bulunuyor. Peki, canlı performans sergilerken nasıl birine dönüşüyorsun?

Bilmiyorum… Sanırım tamamen özgür hissetmeyi seviyorum. İzleniyor olduğumu çok fazla düşünmemeye çalışıyorum. Sadece dans etmek, bağırmak, ağlamak ve her şeyi hissetmek istiyorum. Hem bedenimde hem zihnimde tamamen özgür olmak istiyorum. Ve gerçekten seyircilere doğru şekilde şarkı söylemek. Gösteri sırasında insanların gözlerinin içine bakıyorum ve onlar tek bir kelime söylemeden bile çok güzel şeyler söylüyor. Bu o kadar güçlü ki...

Sadece bakışlarla bile çok şey anlatıyorlar. Ben de sahnede olabildiğim kadar özgür hissetmeye çalışıyorum ve çok fazla düşünmemeye. Çünkü bence insanların kendi bedenlerinde özgür olmanın ne kadar önemli olduğunu görmeye ihtiyacı var. Ve isterim ki konserimden çıkan insanlar, içlerinde böyle özgürleştirici bir his taşısınlar.

Kız kardeşlerinle Londra’da Some Type Of Skin adında bir sergi açtın. Aileyle birlikte çalışmak nasıl bir deneyimdi?

Ah, çok güzel bir şey. Gerçekten seviyorum çünkü her şeyi daha da özel kılıyor. Bir kız kardeşim tasarımcı, diğeri de makyaj sanatçısı ve stilist. Ve çok komik ki ben sanatçı olmadan daha önce ikisi de bu alanlarda eğitim aldı ve çalışmaya başladı. Sonra ben geldim, üçüncü parça gibi. Şimdi birlikte çalışıyoruz. Televizyon programları, müzik videoları yapıyoruz ve her şey çok daha eğlenceli hâle geliyor. Bence kıyafetleri kendin yapmak, gidip pahalı şeyler almaktan çok daha iyi. Çünkü bu moda endüstrisi de gezegenimizi mahvediyor. Ve üretmek beni daha iyi hissettiriyor.

Peki tüm bu yaratım süreci senin için hiç zorlu olmuyor mu? 

Aslında şarkıları çok kolay yazıyorum. Eğer ilham orada değilse, “Tamam, bugün o gün değil,” derim ve yazmam.

Kendini zorlamıyorsun...

Hayır. Eğer yapman gereken bir iş varsa ama içinde o gücü bulamıyorsan, o zaman kendine mola vermen gerek. İlham verecek başka bir şey yapmalısın. Kalbine ve beynine biraz ara verip geri döndüğünde çok daha iyi çalışıyorsun. Benim sanat yapmayla çok rahat bir ilişkim var. Ve bu bana gerçekten iyi geliyor.

Bu çok önemli çünkü birçok sanatçı, plak şirketleri ve dinleyici baskısı nedeniyle kendini zorlamaya başlıyor. Bu da yaratıcı süreci çok zorlaştırıyor.

Kesinlikle öyle.

Bu arada komik bir tesadüf var: Senin sahne aldığın gün İstanbul’da Morrissey de konser verecek. Biz de arkadaşlar arasında “hangisine gitsek” diye soruyoruz. Morrissey mi, sen mi? 

Ah, sanırım Morrissey’i seçerdim. (Gülüyor)

Sosyal medya ruhu besleyen bir şey değil

Bazı müzisyenler profesyonel olarak üretmeye başladıktan sonra başka müzik dinlemeyi bırakıyor. Sen en son ne dinledin? 

Aslında garip ama ben de çok fazla müzik dinlemiyorum. Biraz heavy metal seviyorum. Bir de film müzikleri. Mesela Yüzüklerin Efendisi film müziklerine bayılıyorum, inanılmaz güzel ve sık sık dinlerim. Kendimi bir masalın içindeymişim gibi hissettiriyor. Arka planda çalan müzikleri hoşuma gider. Belki bunu söylememem gerekir ama evet, sessizliği de seviyorum. Ama müziği canlı dinlemeyi, insanlarla birlikte deneyimlemeyi de… Bu inanılmaz güzel bir şey. Bir de sanırım kafam sürekli dolu. Sürekli bir şeyler yazıyorum, küçük fikirler, notlar... O yüzden yazarken kafamın çevresinde sessizlik olması bana iyi geliyor.

Sosyal medyada müziklerini başka videolarda görünce ne hissediyorsun?

Ah evet, garip değil mi? Bence insanların bunu kullanması güzel bir şey. Sosyal medyada bazen her şey çok tuhaf oluyor, çünkü insanların davranışlarına bakıyorsun ve “Reels gibi şeylere bu kadar çok zaman harcamak bize ne veriyor?” diye merak ediyorsun. Ama belki de insanlara iyi geliyor ve belki ben farklıyım, anlamıyorumdur.

Kimin için ne iyi ya da kötü olduğuna karar vermek bana düşmez ama bazen gerçekten garip geliyor. Çok apatik bir şey gibi, ruhu besleyen bir şey değil. Çok tuhaf zamanlar. Özellikle gençler için çok yoğun olmalı. Tüm dünyaya erişimleri var ve kendilerini tüm dünyaya sunmak zorundalar. Bu büyük bir yük.

İnsanların sosyal medyada yaptıkları şeyleri genellikle anlamıyorum. Ama eğer insanları mutlu ediyorsa, bence bu da iyi bir şey olabilir.

Tanju Okan’ın 'Kadınım’ı dünyadaki en hüzünlü şarkı

6 yıl sonra yeniden İstanbul’a geri geliyorsun. Burayı nasıl hatırlıyorsun?

Çok güzel ve çok iyi insanları hatırlıyorum. Kedileri çok seviyorum. 6 yıl önce konser öncesi alışveriş merkezini gezerken üzerimde crop bir üst vardı, yani bütün karnım açıktaydı. AVM’de bir anne-kız ve büyükanneleri ile birlikte yürüyüş yapıyordu. “Acaba alışveriş merkezinde karnım açık dolaşmam biraz uygunsuz mu? Çünkü çevrede bunu yapan pek kimse yok,” diye düşündüm. Sonra büyükanne bana döndü ve “Üstüne bayıldım!” dedi. Bu çok tatlıydı, ben de teşekkür ettim. İnsanlar gerçekten çok sıcaktı.

Türk müziğini de çok seviyorum. Özellikle geleneksel olanları. Mesela Özdemir Erdoğan’ın “Gurbet” adlı şarkısını çok seviyorum. O şarkıda çalan bir enstrüman var, sesi o kadar büyüleyici ki… “Kadınım” Türkçe bir şarkı mı?

Evet Türkçe ve Tanju Okan söylüyor.

O kadar hüzünlü bir şarkı ki… Bir adam, birlikte yaşadığı kadını anlatıyor. Evini, birlikte paylaştıkları hayatı… Ama kadın artık yok. (Şarkıyı mırıldanmaya başlıyor.) Şarkının sözlerinin şöyle olduğunu hatırlıyorum, “Artık senin kokun yok evde… Penceremde güneş yok… Masada çiçekler yok…” Bir kadının hayata kattığı büyüyü ve anlamı anlatıyor. Dünyadaki en hüzünlü şarkılardan biri. Bayılıyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?