Bag It belgeseli: Plastiksiz bir dünya mümkün


Bir ben yapsam ne değişecek ki? Çok şey değişir !
Dijital ekstreye geçmek, yürümeyi tercih etmek, geri dönüşüme atmak… Bir tercih çok şey değiştirir. Yapı Kredi Step ile siz de ortak geleceğimizi değiştirebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Plastiksiz Temmuz Hareketi Avustralyalı bir vatandaşın harekete geçme kararının, nasıl kitlesel bir eyleme dönüştüğünün ve bir girişimin, geleceğimiz için nasıl fark yaratabileceğinin oldukça ilham verici bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. 2010 yılında çıkan Bag It belgeselinin de benzer bir motivasyonu var.
Suzan Beraza tarafından yönetilen film, “sıradan” bir ABD vatandaşı olan Jeb Berrier’in hayatımızda plastiklerin ne kadar yaygın olduğunu anlamak için çıktığı bir yolculuğu takip ediyor. Bu sorgulama durumu, plastik poşetlerin kullanım alanlarını irdelemekle başlıyor ve plastik kirliliğinin etki alanlarına dair bir araştırmaya dönüşüyor.
Beraza’nın anlatısı, plastiğin üretim ve kullanım alanlarıyla imha edilme süreçlerini ele alıyor. Bununla birlikte, plastik dolu hayatımızın yaban hayatını nasıl etkilediğini, okyanuslar ve insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini de vurguluyor. Ayrıca bilim insanları, politika yapıcılar ve aktivistlerle yapılan röportajlar aracılığıyla da plastik bağımlılığımızın “gizli” sonuçlarını ortaya koyuyor ve izleyiciler, tüketim alışkanlıklarını yeniden düşünmeye teşvik ediliyor.

Plastik dünya: Ucuz, dayanıksız ve sahte
Science History Institute’un özetine göre, okyanuslardaki plastik atıklar ilk olarak, 1960’larda gözlemlendi. Rachel Carson’ın 1962 yılında yayımlanan Silent Spring (Sessiz Bahar) kitabı, kimyasal pestisitlerin tehlikelerini ortaya koydu. Çevresel sorunlarla ilgili farkındalık yayılırken, plastik atıkların kalıcılığı da gözlemcileri rahatsız etmeye başladı. Plastik, zamanla ucuz, dayanıksız veya sahte olanı tanımlamak için kullanılan bir kelime hâline geldi.
Ancak 2024’te plastik kullanımının verdiği zararla yaşamayı hâlâ sürdürüyoruz. Bag It yapımı da tam olarak şu fikri anlatmaya çalışıyor: Plastiklerin, özellikle deniz ekosistemleri üzerinde yıkıcı etkileri var. Mikroplastiklerin deniz canlıları üzerindeki etkilerine daha çok dikkat çekilmeli çünkü plastiklerin besin zincirine girmesi ve bu durumun insan sağlığı üzerindeki etkisi oldukça tehlikeli.
- Örneğin plastik üretiminde kullanılan kimyasallar, hormon bozukluklarına ve diğer sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Peki ne yapılabilir? Belgesel, bu tehlikelerin altını çizdikten sonra plastik bağımlılığından kurtulmak için çözüm önerileri de sunuyor. Geri dönüşümle ilgilenebilir, yeniden kullanım alışkanlıkları edinebilir ve biyobozunur alternatifleri tercih edebiliriz. Berrier, günlük hayatında plastik poşetler, şişeler ve ambalajlarla etkileşimini minimuma indirmeye çalışırken, bir yandan da bu süreçte karşılaştığı zorlukları samimi bir şekilde paylaşarak bile plastiksiz bir dünya için mücadele ediyor.

Plastik endüstrisi
Bütün bu çevresel kaygılara rağmen, günümüz dünyasında kâr odaklı söylemler, plastik kullanımının "daha yeşil" bir tercih olduğunu iddia edebiliyor. Aslında Jeb’in Bag It belgeseli kapsamında Algalita Deniz Araştırmaları Vakfı’ndan Anna Cummins ile yaptığı röportaj, dünyanın içinde bırakıldığı kafa karışıklığını yansıtıyor:
“Plastik endüstrisi; kağıt ve plastik arasında seçim yapma durumunda, plastiğin daha çevreci bir çözüm olduğunu iddia ediyor. Plastik, hafif ve nakletmek için çok az fosil yakıt gerekir ancak bu denklemde bilerek göz ardı edilen bir nokta var. O da, bütün o plastiğin okyanusa uçtuğunda ne olacağı? Bu durum hesaba katılsa ve çıkan rakamlara göz atılsa, inanın, ortada kıyas falan kalmaz.”
Bag It, sadece kâr odaklı dünya ve sürdürülebilir bir gelecek isteği arasındaki uçurumu göstermekle kalmıyor, bu sorunlara çözüm arayan bireyleri ve toplulukları tanıtmasıyla da umudun bir parçası hâline geliyor. Belgesel, plastik kirliliğine karşı mücadele eden ve sürdürülebilir alternatifler geliştiren projeler ve girişimlere yer veriyor. Bu sayede izleyicisine, kişisel ve toplumsal değişimin mümkün olduğunu gösteriyor.
Özet olarak bu belgesel, plastik kirliliğinin dünya genelindeki ciddi etkilerini gözler önüne seren ve bu konuda harekete geçmeye teşvik eden güçlü bir yapım. İzleyicilere yalnızca bilgilendirici değil, ilham verici bir deneyim de sunuyor. Bu deneyim ile plastik tüketimimizi yeniden değerlendirmek ve daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemek için elimizde bir fırsat olduğunu hatırlıyoruz.

Daha fazlası
Plastiksiz Temmuz’u, plastiksiz bir geleceğe dönüştürmek istiyorsanız, aşağıdaki belgeselleri de izleyebilirsiniz:
- A Plastic Ocean, gazeteci Craig Leeson’ın, mavi balina arayışı sırasında okyanusta plastik atıklarla karşılaşmasıyla başlıyor. Leeson, serbest dalış yapan Tanya Streeter ve bilim insanlarından oluşan ekibiyle, 4 yıl boyunca 20 farklı lokasyonda plastik kirliliğinin küresel etkilerini araştırıyor.
- Emmy ödüllü The Story of Plastic, plastik kirliliğinin kökenlerini, üretim süreçlerini ve atık yönetimindeki zorlukları ele alıyor. Belgesel, plastik kirliliğiyle mücadele eden aktivistlerin ve toplulukların hikayelerini de içeriyor. Ayrıca, plastik tüketiminin azaltılması için bireysel ve toplumsal çözümler öneriyor.
- Angela Sun’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Plastic Paradise: The Great Pacific Garbage Patch, Büyük Pasifik çöp alanına odaklanıyor. Yapım, atık alanının çevresel etkilerini araştırırken, plastik atıkların deniz yaşamı üzerindeki yıkıcı etkilerini ve küresel plastik kirliliğinin ardındaki nedenleri inceliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sokak hayvanları yasasındaki son gelişmeler, Kamboçya'da yumurtadan yeni çıkan siyam timsahı yavruları, hızlı modanın başımıza açtığı belalar, Olimpiyat Oyunları'nın akıbeti ve yavaşlayan dünya...
20 Tem 2024

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.




