Bağımsız sinemanın markalaşması: A24

Everything Everywhere All at Once’ın Oscar zaferinin ardından bir A24 incelemesi.
Bağımsız sinemanın markalaşması: A24

24 Mart - O'art - Duende
O'art ile birlikte

Her cuma Kadıköy’de: Piksel. | O’art Talks

Odeabank ’ın sanat platformu O’art , Türkiye’de dijital sanata katkıda bulunmak ve yeni medya sanatçılarını desteklemek üzere önemli eğitim ve destek programlarından biri olan Piksel. ile iş birliğine giderek Piksel.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Filmler başlarken dağıtımcı şirketlere ve yapımcı stüdyolara ait logoların arzıendam ettiği hareketli görüntüler, birçokları için filmlerin ya da film izleme deneyiminin bir parçası değil. Oysa birkaç saniyelik bu hareketli görüntülerdeki logolar; günümüzde sinemanın daha özel alanlarına yoğunlaşmış, farklı sinema dillerini imzası hâline getirmiş stüdyo ya da dağıtım şirketlerinin etkisiyle sanıldığından çok daha fazlasını ifade etmeye başladı. Zıplayan bir masa lambası nasıl bir animasyon beklemesi gerektiğini, peri tozuyla beliren masallardan fırlamış bir şato nasıl karakterlerle tanışacağını (ve muhtemelen nasıl şarkılar dinleyeceğini) ve perdede sayfaları karıştılmaya başlanan çizgi roman sayfaları nasıl bir olay örgüsüyle karşılaşacağının sinyallerini veriyor izleyiciye. Peki bu tahmin edilebilirlik her zaman olumsuz bir anlam mı taşıyor? Anaakım sinemanın milyar dolarlık markalarını tekelinde barındıran Disney’in alt stüdyolarını bir yana bırakır ve bağımsız sinemadaki örneklere bakacak olursak hayır. Lafı dolandırmaya gerek yok, çoğunlukla siyah fon üzerine beyazla yazılmış o üç karakteri gördüğümüzde hissettiklerimizden söz ediyorum: A24.

İlk yıllar: A24'un yükselişi

Spring Breakers (2013, Harmony Korine) | Kaynak: A24

Ağustos 2012’de New York’ta bir dağıtım şirketi olarak Daniel Katz, David Fenkel ve John Hodges tarafından A24 Films adıyla kurulan ve bir süredir hem bir dağıtım şirketi hem de bir bağımsız film stüdyosu olan A24, bugün film endüstrisinin marka bilinirliği en yüksek şirketlerinden. 2013’te dağıtıma beş film birden sokan A24; Roman Coppola, Sally Potter, Harmony Korine, Sofia Coppola ve James Ponsoldt gibi bağımsız sinemacılarla yola çıktı. Film endüstrisi analisti Stephen Follows’un verilerine göre 1999 - 2018 yılları arasında ABD’de dağıtıma sokulan bağımsız filmlerin sadece %3.4’ünün kâr ettiği, %90’a yakınının ise sinemalarda gösterim şansı dahi yakalayamadığı bir ortamda Spring Breakers (2013), A24’u endüstrinin radarına sokan film oldu: Bir grup üniversite öğrencisinin Florida’daki bahar tatilleri sırasında kendilerini bir suç örgüsünün içinde bulduğu film, 5 milyon doların biraz üzerindeki küçük bütçesine rağmen 31.7 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.

A24 kataloğuna her biri ayrı bir meydan okuma denilebilecek niş alt türlerde filmler eklemeye devam etti. Uzaylı bir seri katili merkezine alan bir cinsel gerilim Under the Skin, tamamı tek bir otomobilde ve tek bir karakterle geçen Locke, zombi komedileri ve romantik komedileri harmanlayan Life After Beth, görsel efektlerin minimumda tutulduğu bir bilimkurgu Ex Machina… 2015’te üç filmle birlikte Akademi’nin radarına girmeyi başaran dağıtımcı, En İyi Kadın Oyuncu (Brie Larson, Room), En İyi Görsel Efektler (Ex Machina) ve En İyi Belgesel (Amy) kategorilerinde Oscar ödülleri kazandı. 2016’da şirketin hem adında hem de yapısında değişiklikler oldu; artık A24 aynı zamanda bir bağımsız film stüdyosuydu. Şirketin prodüksiyonunu üstlendiği ilk film olan Moonlight, En İyi Film dâhil 3 dalda Oscar ödülüne uzandı. Florida sahillerinde yaşayan siyah bir gencin hayatının üç dönemine odaklanan büyüme hikâyesi, hem bağımsız sinema hem de kuir sinema için iz bırakacak bir zaferdi. Oscarlık film tanımı ve ödül sezonu pazarlama stratejileri bu zaferle değişecek, bağımsız sinemanın potansiyeline yeni şanslar verilmesinin önünü açacaktı.

Yüksek hikâye anlatıcılığı ve yeni bir tanıtım stratejisi

Moonlight (2016, Barry Jenkins) | Kaynak: A24

The Economist’in Eylül 2022’de yayımlanan yazısı, A24’un yükselişini ve başarılarını iki temele dayandırıyor: "İlk olarak A24, genellikle tarihi dramalar ve yaşça büyük izleyiciye hitap eden diğer ‘prestijli’ türlerle özdeşleşmiş yüksek hikâye anlatıcılığı hakkındaki önyargıları sorgulamaya çalıştı. Genç sinemaseverlerin ilgisini çekebilecek, anlatacak ve çalışacak benzersiz hikâyelerle auteur'leri savunacaktı. İkincisi, bir filmin nasıl tanıtılması gerektiğini yeniden düşündü. Basılı reklamlar gibi yerleşik ve pahalı reklam biçimlerine bel bağlamak yerine, dijitale ve hedef kitlesine ulaşmanın en iyi yolu olarak sosyal medyaya yöneldi."

2018’de şirketin kurucularından John Hodges’ın da yönetimden ayrıldığı süreçte A24 prodüksiyonlarının ve haklarını elinde tuttuğu filmlerin ödül sezonu başarısında bir düşüş gözlemlense de bu dönemde A24’un başarısız olduğunu söylemek büyük bir haksızlık. A24’un yükselişinin ardından bir düşüşe değil bir duraklamaya geçtiğini söylemek daha doğru. Hereditary (2018), Eighth Grade (2018), Uncut Gems (2019) ve The Farewell (2019) gibi ödül sezonu pazarlamasının odağında olan dört film de ödül sezonunu başarısızlıkla kapatsa da sosyal medya aracılığıyla ve kulaktan kulağa yayılan bir popülariteyle geniş kitlelere ulaşarak gişede zarara uğramadıklarını not düşmek gerek. 

A24 bu dönemde bir yandan sosyal medya pazarlamasına, “meme”leşmeye ve konuşulmaya, öte yandan açtığı çevrimiçi mağaza A24 Shop aracılığıyla satışa sunduğu ürünlerle koleksiyoner sinefillerin marka bağlılığını artırmaya özen gösterdi, bu alanlara yatırım yaptı. A24 Shop’un hazır giyim ürünleri, Midsommar referanslı “kafesteki ayısı” gibi sinefil oyuncakları ve konsept senaryo kitapları, sadece şirkete kâr getirmekle kalmadı; birer arzu nesnesine dönüşerek A24 filmlerini gündemde tuttu ve tuhaf denilebilecek şekilde bir dağıtım şirketini bir lovemark hâline getirdi. Game of Thrones’tan sonra HBO’nun en popüler dizisi hâline gelen Euphoria’yla televizyonda da yükselişe geçti, kitlesini genişletti.

Ke Huy Quan, Michelle Yeoh, Brendan Fraser ve Jamie Lee Curtis Oscar sevinçlerini paylaşıyor. | Fotoğraf: Mike Coppola

Pandemi döneminde Minari ile En İyi Film Oscar yarışına geri dönen A24, geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen 95. Akademi Ödülleri’nde 10 yıllık tarihinin (şimdilik) zirvesine ulaştı. Tarihte ilk kez tek bir bağımsız prodüksiyon stüdyosu sekiz ana kategorinin yedisinde ödüle uzandı, ilk kez tek bir bağımsız prodüksiyon stüdyosunun dört oyuncusu yan yana, ellerinde Oscar heykelleriyle poz verdi: Michelle Yeoh, Brendan Fraser, Jamie Lee Curtis ve Ke Huy Quan. A24’un prodüksiyonunu da üstlendiği Everything Everywhere All at Once ve The Whale toplam sekiz Oscar ödülünün sahibi olmuş; üstelik Aftersun, Causeway, Close ve Marcel the Shell with Shoes On filmleriyle beraber A24 filmleri toplam 18 adaylık almıştı.

Güvende, huzurlu ve evde

Her şeyden önce bağımsız sinemayı yakından takip eden bir sinema tutkunu olarak A24 logosunu görmek bende bambaşka duyguları harekete geçiriyor: A24’un yapımcı ya da dağıtımcı şapkasıyla dâhil olduğu bir projenin hangi janrda olursa olsun anlatım, biçim ve estetik açıdan belli standartları koruyacağını biliyorum. Öte yandan, bu standartların sinemacıları kısıtlayacak ve onları yaratıcı farklılıklar nedeniyle profesyonel yol ayrımlarına itebilecek tepeden inme dayatmalardan uzak olduğunu; A24'te ticari kaygıların bağımsız ruhun önüne geçmediği yapıcı bir tartışma ortamının sağlandığını biliyorum. Keza henüz prodüksiyon aşamasındayken hakları A24 tarafından satın alınmış Room (2015) filminin yapımcılarından Ed Guiney; şirket yöneticilerinin dağıtımcı kimliğiyle dahi set süreciyle ilgilendiğini ve bunu bir stüdyodan çok bir işbirlikçi, film yapım ekibinin bir uzantısı gibi yaptığını söylüyor. A24; Ari Aster, Sean Baker, Bo Burnham, Robert Eggers, Greta Gerwig, Andrew Haigh, David Lowery, Safdie Kardeşler, Trey Edward Shults ve Lulu Wang gibi vizyoner, yaratıcı, genç ve şaşırtıcı isimlerin uzantısı olmaya, onlara alan açmaya devam ediyor.

A24 logosunu gördüğümde güvende, huzurlu, evde hissediyorum. Üstelik karşıma çıkacağına emin olduğum sürprizler ya da dramatik yükseliş ve düşüşler beni asla korkutmuyor, konfor alanımın içinde kalıyor. İzlediğim bir korku filmiyse jump-scare’lerle oyalanmayacağımı; senaryonun, görüntülerin ya da karakter dönüşümünün derinlerinde kaybolarak korkacağımı biliyorum. İzlediğim bir komediyse anlık esprilere değil sürece yayılmış hâllere güleceğimi, mizahın trajediyle ya da hüzünle güçleneceğini biliyorum. A24 logosunu görmek bana biraz !f ruhunu anımsatıyor. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin hiçbir zaman keskin çizgilerle tanımlamadığı ama festivalin sadık izleyicisinin ne anlama geldiğini en az festivalin yaratıcı ekibi kadar iyi bildiği o “!f filmi” hissini veriyor. Nasıl ki söz konusu festival artık var olmasa da !f ruhu ve !f filmi arayışı; izlediğim, izlemeyi arzuladığım ya da tesadüfen tanıştığım filmlerle benim içimde yaşattığım bir his olarak kalıyor, A24’ün yolu ne uzunlukta olursa olsun A24 filmi tanımının ve o logonun yarattığı hislerin bende kalacağını biliyorum.

Öte yandan bağımsız olanın markalaşmasının, yaratıcı özgürlük vadedenin kalıplaşmasının, bağımsız sinema ve ticari kaygının omuz omuza ilerlemesinin doğruluğu, etikliği ve sürdürülebilirliği tartışmaya açık. A24’un ardından benzer bir formülü özellikle ABD sınırları dışından ithal ettiği filmler üzerinden uygulamaya çalışan (ve Parasite’ın başarılarıyla ile henüz ilk yılında fırtınalar estiren) Neon gibi şirketlerin varlığı şimdilik A24’un tartışmanın kazanan tarafında olduğunu düşündürüyor. Bu şirketlerin çoğalmasıyla A24’ün aradığı, bulduğu, uyguladığı ve sürdürmeye çalıştığı standartların ödül kaygıları ya da ticari kaygılarla basit ve tekdüze formüllere dönüşmesiyse olası. İzleyicinin anaakım sinemanın ve büyük stüdyoların kalıplaşmış sinema dilleriyle oluşturduğu formüllerden uzaklaşmak için sığındığı limanların sayısının çoğalmasına, özelin genelleşmesine, şaşırtıcı olanın normalleşmesine ne kadar ihtiyacı var ki?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

📽️ A24 ve markalaşan bağımsız sinema

Markalaşan bağımsız sinemanın bir örneği olarak A24, Sam Mendes'in parıldayan kadrosuyla yeni filmi Empire of Light, Yves Tumor'un punk şifası son albümü.

24 Mar 2023

O'art ile birlikte
Fotoğraf: Mike Coppola

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar