Batı'da Ölümün Tarihi


İyi tasarım, özel kağıtlar: Paper Street Co.
Antik Mısır, Antik Yunan, Çin ve Akdeniz topluluklarının ortak miraslarının önde gelenleri arasında şüphesiz hikâyesi papirüsle başlayan kağıtlar yer alıyor. Dijital bir çağda yaşıyor olsak da kağıdın önemi ve kullanımı hiçbir zaman…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Bir yılı aşkın bir süredir hayatımızda olan salgın gündelik yaşantımızı derinden etkiledi. En son 1917 yılında İspanyol Gribi olarak bilinen salgında küresel çapta bu denli büyük bir sorunla karşılaşan dünya, 103 yıl aradan sonra yeniden böylesi bir problemin üstesinden gelmeye çalışıyor. Rutinimizden ve sosyal yaşantımızdan büyük oranda feragat ettiğimiz bu dönem elbette yalnızca bize mahsus değil. Akdeniz coğrafyası, Antik Çağ'dan günümüze çok defa büyük çaplı can kayıplarının yaşandığı salgınlara tanıklık etti. Bu trajik can kayıpları dönemin nüfus dengesini değiştirdi ve zaman zaman da toplumsal dönüşüme neden oldu. Özellikle "uzun" Orta Çağ yüzyılları, buna en iyi örnek olarak karşımıza çıkıyor. Annales Okulu'nun önemli tarihçilerinden Philippe Aries'nin kaleme aldığı Batı'da Ölümün Tarihi bu zorlu çağların trajik yönüne dair en önemli başvuru kaynaklarından biri.
Batı'da Ölümün Tarihi: Tarihin yazılış biçimini derinden etkileyen ve dönüştüren Annales Okulu'nun "bir şeylerin tarihleri" üzerine eğildiği yapıtlar, geçmişi sadece savaş meydanları ve saray yazışmalarına hapsolmaktan çıkarıp ona toplumsal bir perspektifle bakabilmeyi sağladı. Marc Bloch, Fernand Braudel, Lucien Febvre, Jacques Le Goff ve Roger Chartier isimler bu yeni bakışın kendi dönemlerinde önemli tarihçileri oldu. Annales Okulu'nun üçüncü kuşak temsilcileri arasında yer alan Philippe Aries'nin Özel Hayatın Tarihi, Çocukluğun Tarihi gibi tarihçilik açısından başyapıt olarak kabul edilebilecek çalışmalarının yanı sıra bu yazıda değineceğimiz Batı'da Ölümün Tarihi, bu alanda mutlaka okunması gereken çalışmalardan biri olma özelliği taşıyor.
Bir "uyku hâli" olarak ölüm: Türkçeye Işın Gürbüz'ün çevirisiyle kazandırılan Batı'da Ölümün Tarihi, Everest Yayınları tarafından 2015 yılında yayımlandı. Üzücüdür ki Türkçede şu anda Philippe Aries'nin kaleme aldığı kitaplar arasındaki tek çeviri bu çalışması. Bir dönem Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Özel Hayatın Tarihi isimli beş ciltlik kapsamlı çalışmayı Georges Duby ile birlikte hazırlayan Philippe Aries'in, Batı'da Ölümün Tarihi adlı çalışması iki bölümden oluşuyor. Kitabın ilk bölümü Orta Çağ'da ağırlıklı olarak salgın kaynaklı hastalıklarla meydana gelen ölümler ve savaş meydanlarındaki ölümlerin toplum nezdindeki algılanışını irdeliyor. Orta Çağ boyunca, sonraki devirlerin aksine hayatın içinden bir olgu olan ölümün, "ben" ve karşı taraftakilerin gözünden algılanışının yanı sıra Katolik inancının ağırlığı çerçevesinde kabullenilişi ve bu dönemde bir "uyku hâli" olarak değerlendirildiğini görüyoruz. Bir yazgının kabulü olarak değerlendirilen ölüm, bu dönemde halk hikâyeleri anlatısında en az hayatta olanlar kadar yer buluyor.
Orta Çağ'dan bu yana: Hayatın içinde bir kavram olan ölümün Rönesans'ın hazırlayıcısı olan 14. yüzyıldan itibaren özellikle de üst sınıflarda yavaş yavaş gündelik yaşamın dışına çıkarılmaya başlandığını da görüyoruz. Cenaze konvoyları, matem giyisileri Orta Çağ sonrasında da ölümün törensel yönünün parçası olmaya devam ederken; ölüm kavramı bu süreçte yavaş yavaş bir yazgı olmasının yanı sıra romantize edilmiş bir olgu olarak da karşımıza çıkmaya başlıyor.
Bu kıyaslamaların ardından Batı’da Ölümün Tarihi kitabının ikinci bölümünde Philippe Aries, konuya daha spesifik açılardan bakmaya başlıyor. Orta Çağ inanışında ölülerin gösterdiği mucizeler, bu dönemde kaleme alınan vasiyetnameler, aile anlayışı ve belki de en dikkat çekici biçimde ölüm karşısında zaman içinde değişen tavırlar, Aries’nin kaleme aldığı makaleler olarak karşımıza çıkıyor. 1984 yılında 70 yaşındayken hayatını kaybeden Philippe Aries’nin farklı tarihlerde ölümle ilintili yazılarından oluşan bu ikinci bölüm, kitabın ilgi çekici bir diğer yönü.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Kendine doğru giden yollarda William Doyle, müziğin içindeki karanlık notalardan bir albüm kapağı: Everything That Happens Will Happen Today, Ödül sezonunda son durak Oscar ve dahası.
23 Nis 2021

YAZARLAR

İhsan Dindar
Kitap yazarı @ Duende

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.




