Belgesel | İklim Aşırılıkları: Uçurumun Kenarında Mıyız?


Bir ben yapsam ne değişecek ki? Çok şey değişir ! Dijital ekstreye geçmek, yürümeyi tercih etmek, geri dönüşüme atmak… Bir tercih çok şey değiştirir. Yapı Kredi Step ile siz de ortak geleceğimizi değiştirebilirsiniz. Nedir? Türkiye'deki sürdürülebilirlik kültürünü ve bilincini ileri taşımaya rehberlik eden Yapı Kredi Step yani Sürdürülebilir Tercih Programı , bireysel dönüşümü destekleyerek sürdürülebilirlik alanında farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve sürdürülebilirlik yolculuklarında bireylere destek oluyor. Bu dönüşüm programı, hem bireysel hem de toplumsal anlamda sürdürülebilir hayata geçişi yaygınlaştırmak üzere kullanım alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını ve günlük tercihleri sürdürülebilir bir hâle getiriyor. Nasıl? E-dekont, e-ekstre, ESG yatırım fonları, sürdürülebilir markalardan alışveriş yapma, toplu taşımayı kullanma gibi sürdürülebilir tercihler yapan Step kullanıcıları, Yapı Kredi Mobil üzerinden Step puan kazanıyor. Bu puanlar, kullanıcılara program içerisinde yer alan sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösteren STK’lardan kendilerinin seçecekleri projelere bağış yapma imkânı sağlıyor. Böylece Step puanlar geleceğimiz için bağışa dönüşüyor. Bir tercih çok şey değiştirir. Daha iyi bir gelecek için Step , Yapı Kredi Mobil ’de.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
25 Ekim’de yayımlanan İklim Aşırılıkları: Uçurumun Kenarında Mıyız? belgeseli Türkçe altyazılı olarak YouTube’dan izlenebiliyor. İklim krizinin ardındaki bilimsel gerçekleri ve bizi geri dönüşü olmayan değişimlere doğru iten olayları basit ve görsel olarak doyurucu bir dille anlatan 52 dakikalık belgesel, oldukça kritik bir sorunun etrafında şekilleniyor:
“Gezegenin iklim dönüm noktalarını aşmaya ne kadar yakınız?”
İklim Aşırılıkları’nda Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü, ABD Atmosferik Araştırma Merkezi gibi iklim alanında çok önemli çalışmalar yapan kurumlardan uzmanlar; eriyen buzullar, düzeni bozulan okyanus akıntıları ve orman niteliğini kaybeden devasa alanlar gibi aşina olduğumuz iklim krizi kaynaklı doğa olaylarını; iklim dönüm noktaları, doğrusal olmayan değişim, negatif ve pozitif doğa geri bildirimleri gibi çok sık karşılaşmadığımız bilimsel terimler üzerinden yalın ama çarpıcı bir dille, anlaşılması kolay örneklerle anlatıyor. Biz de bugün olduğu gibi yaşamaya devam edersek, gelecekte bizi nelerin beklediğini merak edenler için belgeselde altı çizilen bazı kavramları ve bu kavramları anlamayı kolaylaştıran örnekleri açıkladık.
Doğrusal olmayan değişim
Belgeselin genelinde, iklim krizinin etkilerini anlamak için ilk olarak “doğrusal olmayan değişim” kavramını benimsemenin ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılıyor. İklim açısından doğrusal olmayan değişimin önemi, insanlığın doğanın dengesine düzenli ve azar azar müdahalede bulunmasına rağmen belirli bir noktadan sonra, gezegenin insanların yarattığı bu hasar karşısında tampon görevi görme kabiliyetinin azalmasıyla birlikte yaşanacak sonuçların çok daha büyük ve bazı durumlarda geri döndürülemez olmasından kaynaklanıyor.
Bu durum, bir masanın üzerindeki bardağı kademe kademe masanın kenarına itmeye ya da oturduğunuz sandalyeyi arka iki ayağının üzerinde yavaş yavaş geriye itmeye benzetilebilir. Bir noktaya kadar sizin her itişiniz sandalyeyi ya da masanın üzerindeki bardağı belirli ve güvenli bir mesafede ilerletse de son itişinizde bardak masadan aşağı düşer ya da sandalye arkaya devrilir. Bu devrilme veya düşme anına da “kritik eşik” deniyor. Bu eşiği aştıktan sonra, yaptığınız son değişimin sonuçlarını geri alma şansınız kalmıyor.
İklimin dönüm noktaları
Araştırmacılar, insanlığın dünyadaki yaşamının yaklaşık 250.000 yıldır devam ettiğini ve bu dönemin son 11.700 yılının şu anda da içinde bulunduğumuz ılıman iklimli Holosen’de geçtiğini düşünüyor. İklim tartışmalarında sıkça duyduğumuz 1,5 derecelik kritik ısınmanın önemini, bu bağlamda düşünmek önemli olabilir.
Bilim insanları, küresel sıcaklık ortalamasının Sanayi Devrimi öncesi döneme göre şimdiden 1,3 - 1,4 derece arttığını söylüyor. Bu artış ilk bakışta çok büyük bir artış gibi görünmese de 19.000 - 23.000 yıl önce yaşanan son buzul çağında, yani günümüzde yaşadığımız kentlerin yüzlerce metrelik buzulların altında olduğu dönemde, küresel sıcaklık ortalamaları şimdikinden yalnızca birkaç derece daha düşüktü. Bu da gezegenin doğal seyrinde binlerce yılda yaşanan sıcaklık değişimlerinin, fosil yakıtların atmosfere pompalanması sebebiyle bir insan ömrüne sığacak kadar kısa sürede yaşandığını gösteriyor.
Bir dönüm noktasının aşılması da yaşanan bu deneyimlerin belirli bir seviyeden yani iklim dönüm noktasının aşılmasından sonra, insanlık olarak hiçbir katkıda bulunmasak da stabil hâle geleceği ve kendi kendine hızını artırarak devam edeceği anlamına geliyor. Dönüm noktasını aşmaya en yakın ve bazı bilim insanlarının bulgularına göre aşmış olabileceği söylenen doğa olayı ise buzulların erimesi.
Örneğin, Grönland’daki buzul erimesini ele alalım: Gezegenin buzdolapları olarak anılan buzullar, ısınmayı önlemede kilit öneme sahip çünkü güneşten gelen sıcaklığın yüzde 90’ını geri yansıtıyorlar. Küresel ortalama sıcaklık arttıkça buzul erimesi de normal olarak artıyor. Bu da buzul yüzeyinin giderek küçülmesi ve daha fazla tatlı suyun okyanuslara karışması anlamına geliyor. Açık renk buzlarla kaplı alanlar azaldıkça ve koyu renk suyla kaplı alanlar arttıkça bu bölgelerdeki güneş ışınlarını yansıtma kapasitesi azalır. Böylece, Dünya’nın güneş ışınlarını emme oranı ve dolayısıyla sıcaklık da artıyor. Yani biz buzulların erimesine katkıda bulunmasak da bu sistemin “kendi kendini döndürebilir” hâle geldiği ve ısınmanın içsel dinamiklerin etkisiyle beslenerek “doğrusal olmayan” bir hızla arttığı sistem ortaya çıkıyor.
Doğal sistemlerin geri bildirimleri
Büyük resme bakacak olursak, doğrusal olmayan değişimlerin ve iklim dönüm noktalarını aşma eşiğine gelinmesinin ardında yatan temel neden gezegendeki yaşamın devamının işleyen tüm sistemlerin birbiriyle bağlantılı ve istikrarlı olması. Yerleşik hayata geçmemizin ardında da aslında bu istikrar yatıyor. Toprağa bir tohum ektiğimizde ürünü ne zaman hasat edebileceğimizi, hangi ayda, nasıl hava koşullarıyla karşı karşıya kalabileceğimizi öngörüyor ve buna göre yaşıyoruz.
Bir sistemin istikrarını koruması ve bize öngördüğümüz yaşam koşullarını sağlaması için de değişime verdiği tepkiyi ayarlayarak kendi kendini düzenlemesi, neden-sonuç ilişkisine benzer şekilde hareket ederek geri bildirimde bulunması gerekiyor. Geri bildirim döngüleri, sistemlerin istikrarlı koşullara geri dönmek için değişime yani zorlayıcı faktörlere verdikleri tepkiyi ayarlamalarını sağlıyor.
Dünyanın en büyük karbon yutaklarından Amazon Ormanları, sulak alanları ve kendi ekosistemi içerisinde yarattığı nem dengesi sayesinde bir yandan atmosferdeki karbondioksiti toprak ve bitki gövdelerine hapsederken bir yandan da bölgeye düşen yağmurun yüzde 40’ını kendiliğinden oluşturan bir geri bildirim sistemiyle çalışıyor. Bölgedeki ormansızlaştırma yoğunlaştıkça, yok olan bitki örtüsü nedeniyle bu sistem bozunuyor; eş zamanlı olarak daha az karbon emen, kuraklaşan, nem ve dolayısıyla yağış yoğunluğunu kaybederek çölleşme ve yangınlara karşı çok daha hassas bir alan hâline geliyor. Bütün bu etkiler de doğrusal olmayan değişimleri ve dönüm noktalarını tetikliyor.
Birbirini tetikleyerek iklim krizinin ivmesini artıran bu olayların önüne geçmek için hızlı ve etkili çözümler üretmek gerekiyor. Bilim insanları bu “dönüm” ya da “devrilme” noktalarına ne zaman şahit olacağımızı henüz tam olarak kestiremese de bizi şu soruyla baş başa bırakıyor:
“Size yüzde 5 ihtimalle düşeceği söylenen bir uçağa biner miydiniz?”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kuş gözlemcisi Alper Tüydeş, X'te yaptığı paylaşımda Yaren Leylek'e de ev sahipliği yapan Eskikaraağaç'ın karşı karşıya kaldığı tehlikeye dikkat çekti. Peru yağmur ormanlarında 27 yeni tür keşfedildi.
21 Ara 2024

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?




