Belgesel | İklim Aşırılıkları: Uçurumun Kenarında Mıyız?


Bir ben yapsam ne değişecek ki? Çok şey değişir !
Dijital ekstreye geçmek, yürümeyi tercih etmek, geri dönüşüme atmak… Bir tercih çok şey değiştirir. Yapı Kredi Step ile siz de ortak geleceğimizi değiştirebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
25 Ekim’de yayımlanan İklim Aşırılıkları: Uçurumun Kenarında Mıyız? belgeseli Türkçe altyazılı olarak YouTube’dan izlenebiliyor. İklim krizinin ardındaki bilimsel gerçekleri ve bizi geri dönüşü olmayan değişimlere doğru iten olayları basit ve görsel olarak doyurucu bir dille anlatan 52 dakikalık belgesel, oldukça kritik bir sorunun etrafında şekilleniyor:
“Gezegenin iklim dönüm noktalarını aşmaya ne kadar yakınız?”
İklim Aşırılıkları’nda Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü, ABD Atmosferik Araştırma Merkezi gibi iklim alanında çok önemli çalışmalar yapan kurumlardan uzmanlar; eriyen buzullar, düzeni bozulan okyanus akıntıları ve orman niteliğini kaybeden devasa alanlar gibi aşina olduğumuz iklim krizi kaynaklı doğa olaylarını; iklim dönüm noktaları, doğrusal olmayan değişim, negatif ve pozitif doğa geri bildirimleri gibi çok sık karşılaşmadığımız bilimsel terimler üzerinden yalın ama çarpıcı bir dille, anlaşılması kolay örneklerle anlatıyor. Biz de bugün olduğu gibi yaşamaya devam edersek, gelecekte bizi nelerin beklediğini merak edenler için belgeselde altı çizilen bazı kavramları ve bu kavramları anlamayı kolaylaştıran örnekleri açıkladık.
Doğrusal olmayan değişim
Belgeselin genelinde, iklim krizinin etkilerini anlamak için ilk olarak “doğrusal olmayan değişim” kavramını benimsemenin ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılıyor. İklim açısından doğrusal olmayan değişimin önemi, insanlığın doğanın dengesine düzenli ve azar azar müdahalede bulunmasına rağmen belirli bir noktadan sonra, gezegenin insanların yarattığı bu hasar karşısında tampon görevi görme kabiliyetinin azalmasıyla birlikte yaşanacak sonuçların çok daha büyük ve bazı durumlarda geri döndürülemez olmasından kaynaklanıyor.
Bu durum, bir masanın üzerindeki bardağı kademe kademe masanın kenarına itmeye ya da oturduğunuz sandalyeyi arka iki ayağının üzerinde yavaş yavaş geriye itmeye benzetilebilir. Bir noktaya kadar sizin her itişiniz sandalyeyi ya da masanın üzerindeki bardağı belirli ve güvenli bir mesafede ilerletse de son itişinizde bardak masadan aşağı düşer ya da sandalye arkaya devrilir. Bu devrilme veya düşme anına da “kritik eşik” deniyor. Bu eşiği aştıktan sonra, yaptığınız son değişimin sonuçlarını geri alma şansınız kalmıyor.
İklimin dönüm noktaları
Araştırmacılar, insanlığın dünyadaki yaşamının yaklaşık 250.000 yıldır devam ettiğini ve bu dönemin son 11.700 yılının şu anda da içinde bulunduğumuz ılıman iklimli Holosen’de geçtiğini düşünüyor. İklim tartışmalarında sıkça duyduğumuz 1,5 derecelik kritik ısınmanın önemini, bu bağlamda düşünmek önemli olabilir.
Bilim insanları, küresel sıcaklık ortalamasının Sanayi Devrimi öncesi döneme göre şimdiden 1,3 - 1,4 derece arttığını söylüyor. Bu artış ilk bakışta çok büyük bir artış gibi görünmese de 19.000 - 23.000 yıl önce yaşanan son buzul çağında, yani günümüzde yaşadığımız kentlerin yüzlerce metrelik buzulların altında olduğu dönemde, küresel sıcaklık ortalamaları şimdikinden yalnızca birkaç derece daha düşüktü. Bu da gezegenin doğal seyrinde binlerce yılda yaşanan sıcaklık değişimlerinin, fosil yakıtların atmosfere pompalanması sebebiyle bir insan ömrüne sığacak kadar kısa sürede yaşandığını gösteriyor.
Bir dönüm noktasının aşılması da yaşanan bu deneyimlerin belirli bir seviyeden yani iklim dönüm noktasının aşılmasından sonra, insanlık olarak hiçbir katkıda bulunmasak da stabil hâle geleceği ve kendi kendine hızını artırarak devam edeceği anlamına geliyor. Dönüm noktasını aşmaya en yakın ve bazı bilim insanlarının bulgularına göre aşmış olabileceği söylenen doğa olayı ise buzulların erimesi.
Örneğin, Grönland’daki buzul erimesini ele alalım: Gezegenin buzdolapları olarak anılan buzullar, ısınmayı önlemede kilit öneme sahip çünkü güneşten gelen sıcaklığın yüzde 90’ını geri yansıtıyorlar. Küresel ortalama sıcaklık arttıkça buzul erimesi de normal olarak artıyor. Bu da buzul yüzeyinin giderek küçülmesi ve daha fazla tatlı suyun okyanuslara karışması anlamına geliyor. Açık renk buzlarla kaplı alanlar azaldıkça ve koyu renk suyla kaplı alanlar arttıkça bu bölgelerdeki güneş ışınlarını yansıtma kapasitesi azalır. Böylece, Dünya’nın güneş ışınlarını emme oranı ve dolayısıyla sıcaklık da artıyor. Yani biz buzulların erimesine katkıda bulunmasak da bu sistemin “kendi kendini döndürebilir” hâle geldiği ve ısınmanın içsel dinamiklerin etkisiyle beslenerek “doğrusal olmayan” bir hızla arttığı sistem ortaya çıkıyor.
Doğal sistemlerin geri bildirimleri
Büyük resme bakacak olursak, doğrusal olmayan değişimlerin ve iklim dönüm noktalarını aşma eşiğine gelinmesinin ardında yatan temel neden gezegendeki yaşamın devamının işleyen tüm sistemlerin birbiriyle bağlantılı ve istikrarlı olması. Yerleşik hayata geçmemizin ardında da aslında bu istikrar yatıyor. Toprağa bir tohum ektiğimizde ürünü ne zaman hasat edebileceğimizi, hangi ayda, nasıl hava koşullarıyla karşı karşıya kalabileceğimizi öngörüyor ve buna göre yaşıyoruz.
Bir sistemin istikrarını koruması ve bize öngördüğümüz yaşam koşullarını sağlaması için de değişime verdiği tepkiyi ayarlayarak kendi kendini düzenlemesi, neden-sonuç ilişkisine benzer şekilde hareket ederek geri bildirimde bulunması gerekiyor. Geri bildirim döngüleri, sistemlerin istikrarlı koşullara geri dönmek için değişime yani zorlayıcı faktörlere verdikleri tepkiyi ayarlamalarını sağlıyor.
Dünyanın en büyük karbon yutaklarından Amazon Ormanları, sulak alanları ve kendi ekosistemi içerisinde yarattığı nem dengesi sayesinde bir yandan atmosferdeki karbondioksiti toprak ve bitki gövdelerine hapsederken bir yandan da bölgeye düşen yağmurun yüzde 40’ını kendiliğinden oluşturan bir geri bildirim sistemiyle çalışıyor. Bölgedeki ormansızlaştırma yoğunlaştıkça, yok olan bitki örtüsü nedeniyle bu sistem bozunuyor; eş zamanlı olarak daha az karbon emen, kuraklaşan, nem ve dolayısıyla yağış yoğunluğunu kaybederek çölleşme ve yangınlara karşı çok daha hassas bir alan hâline geliyor. Bütün bu etkiler de doğrusal olmayan değişimleri ve dönüm noktalarını tetikliyor.
Birbirini tetikleyerek iklim krizinin ivmesini artıran bu olayların önüne geçmek için hızlı ve etkili çözümler üretmek gerekiyor. Bilim insanları bu “dönüm” ya da “devrilme” noktalarına ne zaman şahit olacağımızı henüz tam olarak kestiremese de bizi şu soruyla baş başa bırakıyor:
“Size yüzde 5 ihtimalle düşeceği söylenen bir uçağa biner miydiniz?”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kuş gözlemcisi Alper Tüydeş, X'te yaptığı paylaşımda Yaren Leylek'e de ev sahipliği yapan Eskikaraağaç'ın karşı karşıya kaldığı tehlikeye dikkat çekti. Peru yağmur ormanlarında 27 yeni tür keşfedildi.
21 Ara 2024

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.




