Berlin’de bir David Bowie


Gerçek potansiyelinizle tanışın: TheLifeCo Pandemi gerçeğiyle yaşamayı öğrenirken bir yandan da kendimizi bu dönemde en uygun şekilde korumaya odaklanmış durumdayız. Yoğun çalışma temposuna kısa bir mola vermek isteyen iş insanları, gündelik hayatlarında sağlık arayışına yanıt bulamayanlar, verilen bir konser, biten bir set ya da stresli iş görüşmeleri sonrası dinlenme ve yenilenme ihtiyaçlarını karşılamak isteyen sinema, müzik, sanat dünyasının ünlü isimleri… Hepsinin ortak noktası sağlıklı yaşama verdikleri önem. Kendine iyi davranan, bedeninin ve zihninin ihtiyaçlarını dinleyen, sağlığa yaklaşımında önleyici bir metot izleyen bu başarılı isimlerin ihtiyaçlarını anlayarak hayattan maksimum performans almalarını sağlayan TheLifeCo Wellbeing, sizleri unutulmaz bir sağlık yolculuğuna davet ediyor. Başarıya doğru yürürken yavaşlayın ve nefes alın... Türkiye’de fark yaratmış pek çok markanın altında imzası bulunan Ersin Pamuksüzer’in yüksek tempolu, stresli hayatından Tayland’ın egzotik adalarına kaçışı ve Türkiye’ye eli boş dönmemesi ile başladı TheLifeCo’nun global başarı hikayesi. Kişisel bir ihtiyaçtan yola çıkarak kurulan TheLifeCo, nihayetinde dünyanın her yerinden 35 bin kişinin hayatına dokunmayı başaran bir marka haline geldi. Ersin Pamuksüzer TheLifeCo felsefesini, “ Fiziksel ve zihinsel olarak arınan bir beden mükemmel bir makine gibi çalışıyor. Uyku kaliteniz, düşünce berraklığınız, vücudunuzun zindeliği tavan yapıyor. Daha verimli bir iş hayatına sahip oluyorsunuz. Bu nedenle, her yönetici düzenli aralıklarla arabasına olduğu kadar bedenine ve zihnine de yatırım yapmalı. ” sözleri ile açıklıyor. Hayatının kontrolünü eline almak isteyenler için: TheLifeCo Avrupa’nın önde gelen sağlıklı yaşam merkezlerinden TheLifeCo Wellbeing, ilk andan itibaren misafirlerinin kendilerini en iyi hissedeceği ortamı hazırlıyor ve onlara kaliteli bir yaşamın kapılarını açıyor. TheLifeCo’nun ödüllü programları, detoksla bedenin toksinlerden arınmasını, yaşlanma karşıtı ve bağışıklık güçlendirici doğal terapilerle enerji seviyesinin yükselmesini sağlıyor. TheLifeCo misafirleri, programlarını SPA, yoga, meditasyon, nefes terapisi, masaj ve fitness aktiviteleriyle zenginleştirerek stres yönetiminden uyku problemine pek çok konuda uzman desteği ile bedensel ve zihinsel potansiyellerine ulaşıyor. Aynı zamanda doktorlar, diyetisyenler ve alanında uzman wellness koordinatörleri tarafından hazırlanan programlarla, kronik rahatsızlıkların (obezite, hipertansiyon, kolesterol, diyabet, sindirim problemleri) doğal yollarla önüne geçilerek vücudun iyileştirici potansiyeli açığa çıkarılıyor. Program boyunca gerçekleşen kazanımla gündelik hayatta ihtiyaç duyulacak motivasyon sağlanmış oluyor. TheLifeCo’yu Instagram’dan ve YouTube’dan da takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
The Thin White Duke’a veda: Yıl 1976. Müziğini, yarattığı personalarla sahneye taşıyan Bowie, Station to Station albümüyle birlikte dünyayı yeni bir personayla tanıştırıyor: The Thin White Duke. Beyaz gömleği, siyah pantolonu ve yeleği, geriye taranmış sarı saçlarıyla bir kabareden fırlamış gibi görünen bu karakter, Ari ırk merakı ve Nazi sempatizanı yorumlarıyla çok tartışma yaratıyor. Bowie, yıllar sonra Station to Station dönemini değerlendirirken The Thin White Duke personasıyla söylediği her şeyin performanstan ibaret olduğunu açıklıyor ve bu dönemi hayatının en karanlık zamanı olarak anıyor. Kendi ifadesiyle “astronomik” boyutlardaki kokain kullanımı, basının odak noktasında olmanın verdiği yorgunluk, kişisel hayatında yaşadığı çalkantılar ve The Thin White Duke karakteri nedeniyle karşı karşıya geldiği faşizm yanlısı olduğu suçlamaları, onu üzerinde kötü bir etkisi olan Los Angeles’tan ayrılıp Avrupa’da gözlerden uzak kalmaya yöneltiyor. Önce İsviçre’ye, sonra yakın arkadaşı Iggy Pop ile Batı Berlin’e taşınıyor.
“Berlinliler umursamıyor”: Los Angeles’ta sokakta yürüyemezken, Berlin’in kendisine sağladığı herhangi biri olma hissinin tadını çıkaran Bowie, bir röportajında “Berlinliler umursamıyor.” diyor.“En azından bir İngiliz rock şarkıcısını”. Ziyaret ettiği bir kabarede sahneye çıkıp Frank Sinatra şarkıları söylediği bir gece, başka birini izlemek üzere orada bulunan seyircilerin sahneden inmesini istemesi, çok ferahlatıcı olsa gerek.
Bowie, Berlin sokaklarının verdiği özgürlükle, kendisini fiziksel ve ruhsal bir uçurumun kenarına getiren alışkanlıklarından sıyrılmaya başlıyor. Şehrin yeşil mahallelerinden Schöneberg’de önce elektronik müzik grubu Tangerine Dream’in kurucusu Edgar Froese ile kalıyor, sonra Iggy Pop ile Hauptstrasse 155 numaraya taşınıyor. Asistanı Coco ile dışa vurumcu ressamların eserlerinin bulunduğu Brücke Müzesi’ne yaptığı ziyaret onu çok etkiliyor. Tangerine Dream, Kraftwerk, Neu! gibi grupların müziğine ilgi duyuyor. Şehrin yeraltı sahnesini takip ediyor. Yine bu dönemde, uzun süre Brian Eno’nun ambient albümü Discreet Music’i dinliyor. Berlin’in onu kendi hâline bırakarak ve barındırdığı yaratıcı mirasla besleyerek mümkün kıldığı bu iyileşme, keşif ve demlenme süreci, 1977’den itibaren “Berlin Üçlemesi” olarak bilinen üç albümle gün yüzüne çıkıyor.

David Bowie, Robert Fripp (solda) ve Brian Eno (sağda) ile Hansa Tonstudio'da.
Fotoğraf: Christian Simonpietri/Sygma/Corbis
Low, Heroes, Lodger: Bowie’nin müziğini krautrock, ambient ve elektronik müzik etkilerine açtığı bu üç albüm “Berlin Üçlemesi” olarak adlandırılsa da aslında kayıtlarının tamamı Berlin’de yapılmıyor. Onları birleştiren, kaydedildikleri yer değil, sahip oldukları müzikal yaklaşım. 1968’de çalışmaya başladığı ve son albümü Blackstar’a kadar tüm albümlerinin prodüktörü olan Tony Visconti ve ambient çalışmalarından etkilendiği Brian Eno ile iş birliği içinde ortaya çıkan Low (1977), Heroes (1977) ve Lodger (1979), Bowie’nin kendi sözleriyle, onun tüm varlığını, DNA’sını barındırıyor.
Duvarın gölgesinde: Yayımlandığı tarihten itibaren birçok müzisyene ilham kaynağı olan ve müziğin seyrine etki eden bu üç albümden iki şarkıyı ayrıca anmak istiyorum. İlki, Berlin’in "Türk mahallesi" sayılan Kreuzberg’de, duvara 150 metre mesafede bulunan Hansa Tonstudio’da kaydedilen Heroes. Bowie, diskografisinin en bilinen şarkılarından olan Heroes’u Tony Visconti ve kız arkadaşını Berlin Duvarı’nın gölgesinde birbirlerine sarılırken gördüğünde yazmaya başlıyor. Doğu ve Batı Berlin’de yaşayan iki sevgilinin hikâyesini anlatan şarkı, duvarın yıkılışında da simgesel öneme sahip. Bowie’nin ölümünden sonra Almanya Dışişleri Bakanlığı, yayımladığı taziye mesajında kendisinin 1987’de Batı Berlin’de verdiği ve duvarın diğer tarafından da dinlenen konseri hatırlatarak, Bowie’ye duvarı yıkmaya yardım ettiği için teşekkür ediyor.
Lodger albümünde bulunan Yassassin’in hikâyesi de anlatmaya değer. Kreuzberg gibi Türkiye'den göçmenlerin yoğunlukta olduğu Neukölln’de bir duvarda “yaşasın” sözcüğünü gören Bowie, Türkiye Büyükelçiliği’nden kelimenin anlamını öğrendikten sonra, reggae ritimleriyle Türk müziğinden melodileri birleştiren bu şarkıyı, Türkiye’den Almanya’ya göçen bir işçinin gözünden yazıyor .
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Berlin'de bir David Bowie, mavinin her tonuyla Elori Saxl, iPhone ile çekilmiş filmler, mahşerin dördüncü atlısı salgınlar, (V)apur.
07 May 2021

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




