Bir devin iflası: Osmanlı moratoryumu

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Osmanlı ekonomisi, özellikle klasik dönemde kusursuz olmasa da tıkırında işleyen bir yapıya sahipti. Ekonomik hayatın önemli bir kısmı ya devlet idaresi, ya da devletin destek verdiği yapılar tarafından birçok ayrıntısına kadar düzenlenmişti. Zaman zaman çıkan ekonomik problemler paranın tağşiş edilmesi ya da yeni vergiler konulması gibi basit uygulamalarla çözüme kavuşturuluyordu.
Yeni Dünya’nın keşfi üzerine Avrupa’da gerçekleşen fiyat reformu ve tımar topraklarının terk edilmesine neden olan ‘büyük kaçgun’ gibi gelişmeler 17.yüzyılda tıkırında işleyen ekonomik yapının bozulmaya başlamasına sebep oldu. Ekonomik sorunlar özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda devlet hazinesini önemli ölçüde zorlamaya başladı.
Büyük toprak kayıpları, füttühatın sona ermiş olması, tımar topraklarının terk ediliyor olması ve vergi toplama sürecinin etkin yürütülemiyor olması devlet gelirlerini önemli ölçüde azaltmıştı.Osmanlı Devleti bu tarz sorunlar karşısında müsadereleri hızlandırmak, yeni vergiler koymak, taşraya merkezden vergi memurları atamak, terk edilen tımar topraklarını birleştirerek mukataa haline getirmek ya da tımar gelirlerinin menkul kıymetleştirilmesi yoluyla oluşturulan “esham-ı cedide” isimli iç borçlanma senetlerini ihraç etmek gibi yollarla mücadele etmeye çalıştı.
Maalesef hiçbiri sorunların çözümü olmadığı gibi, bazı girişimler imparatorluk için daha büyük zararlara yol açtı. Çare bulunamayan sorunlar üzerine nihayet Müslüman olmayan ülkelerden dış borç alınması çözümü gündeme getirildi.
Maliyede önemli sorunların baş göstermesi üzerine Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın girişimiyle 1850 yılında ilk dış borç alma denemesi yapılmış, ancak Sultan Abdülmecid’in borçlanmanın gerçekleşmesi hâlinde tahttan feragat edeceğini açıklaması üzerine bu girişim rafa kaldırılmıştı.
Ancak aynı devlet erkânı, Kırım Savaşı’nın patlak vermesinin ardından maliyenin memur ödemelerini dahi yapamaz hâle gelmesi üzerine 1854 yılında ilk dış borcun alınmasına razı olmak durumunda kaldı.
Dent Palmer ve Goldschmid’in aracılık ettiği ilk tahvil ihracı ile 33 yıl vade için 3,3 milyon Osmanlı altın lirası tutarında borçlanıldı. İhalede ihraç fiyatı %80, efektif faiz ise %7,9 düzeyinde gerçekleşmişti. Bu borçlanmadan Osmanlı Devleti’nin eline 2,5 milyon lira geçti.
1854 yılında gerçekleştirilen ilk yabancı istikrazın ardından moratoryum sürecine kadar ihtiyaç üzerine 14 yabancı ihraç daha yapıldı. Bu ihraçların neredeyse tamamı, güvensizlik ve yüksek aracı kurum komisyonları nedeniyle devlet hazinesine itibarî değerinin çok altında gelir sağladı.
Kimi zamanlarda itibari değer/ihraç değeri oranı %50’nin altına bile iniyordu. Öyle ki; moratoryum sürecine kadar gerçekleştirilen 15 ihraç ile Osmanlı Devleti toplamda 238 milyon 772 bin liralık borçlanma yapmış, fakat bu ihraçların karşılığında devletin eline yalnızca bu miktarın %53,23’üne tekabül eden 127 milyon 120 bin liralık bir tutar geçmişti. Yüksek borçlanma maliyetleri ve devletin faaliyetlerini sürdürebilmek için sürekli borçlanma yapmak durumunda kalıyor olması, mali iflasa giden yolu hazırladı.
Moratoryumun ilanı
Osmanlı Devleti zayıf malî tablolar ve borç ödemeleri nedeniyle 1850’li ve 1860’lı yıllarda zaman zaman ödeme darlığına düşse de, yeni bir ihraç ile uluslararası piyasalardan borçlanarak yoluna devam ediyordu. Ancak 16 yıl içinde dağ gibi biriken borçlar 1870’li yıllara gelindiğinde Osmanlı Devleti için şartları daha da ağırlaştırmıştı. Devlet, artık en basit ihtiyaçları için dahi borçlanma yapacak duruma gelmişti.
1873 yılına gelindiğinde uluslararası piyasalarda ortaya çıkan küresel finans krizi ve yine aynı yıllarda Anadolu’da şartları zorlaştıran kuraklık hem vergi gelirlerini önemli ölçüde kısıtlamış, hem de dış borç alma şartlarını zorlaştırmıştı. Öyle ki; 1873-74 yıllarında kupon ödemeleri yapılamadığı için devletin rehin verdiği tahvillere el konulmuş, hükümet sıkışık durum nedeniyle Galata bankerlerinden ve yabancı bankalardan ağır şartlarda aldığı 5 milyon liralık avans ödemesi ile güçlükle ödemeleri yapabilmişti. Ancak hiçbirinde durum 1875’teki gibi değildi.
Bir karşılaştırma yaparsak; 1863 yılında devletin borç giderleri toplam bütçenin %17’sini oluşturmaktayken, 1875 yılında bu oran %59’a yükselmişti. Yani 1875 yılında devlet, bütçe gelirlerinin yarısından fazlasını borç ödemelerine ayırmak zorunda kalmıştı. Yapılan bütçelerde yer alan rakamlar tahmini olduğu için durum daha da sıkıntılıydı. Örneğin, 1875 öncesi yapılan bütçelerde yıllık öşür vergisi tahsilatı 9 milyon lira olarak tahmin edilmesine rağmen, öşür geliri ancak 1910’lu yıllarda bu miktara ulaşabilmişti. Dolayısıyla bütçe gerçekleşmelerine göre yıllık borç ödemeleri toplam bütçenin %73’ünü buluyordu.
Devlet öyle zor durumdaydı ki, Bosna Hersek’te patlak veren isyanı bastırmak üzere Rumeli’ye asker sevkiyatı için vapur acentelerine ödenecek para dahi bulunamıyordu. Savaş harcamaları için Galata bankerlerinden çok ağır şartlarda avanslar alınmıştı. Bu sırada hükümdar Sultan Abdülaziz kendisini durumun vehametinden haberdar eden Sadrazam Hüseyin Avni Paşa’yı görevden almış ve onun yerine kendisine para bulmayı vadeden Mahmut Nedim Paşa’ya sadaret mührünü vermişti.
Mahmud Nedim Paşa sadarete geldiğinde durum tam anlamıyla bir felaketti. Yıllık bütçe açığı 5 milyon Osmanlı lirasını bulmuş, buna karşın devletin yıllık anapara ve faiz ödemeleri 14 milyon Osmanlı lirasına ulaşmıştı. Ayrıca Rumeli’deki isyanlarla mücadele eden Osmanlı ordusu, acilen 2 milyon liralık ödeneğe ihtiyaç duymaktaydı. Mevcut bütçe ile ne açıkları kapatmak, ne de ödenek ayırmak mümkün görünmemekteydi. Nedim Paşa bulmayı vadettiği yabancı kaynağı da bulamamıştı. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’ne borçları ödeyemeyeceğini ilan etmekten başka seçenek kalmadı.
Sadrazam Nedim Paşa’nın, sadaretinin ikinci ayına denk gelen 6 Ekim 1875 tarihinde çıkardığı Ramazan Kararnamesi ile Osmanlı Devleti borçlarını ödeyemediğini ilan etti. Kararnamede yer alan ifadelere göre Osmanlı Devleti, ödemesi yapılmayan borçların anapara ve faiz ödemelerinin yarısını 5 yıl içinde nakit olarak yapacak, kalan yarısı içinse alacaklılara 10 yıl vadeli, %5 faizli tahviller verilecekti. Devlet buna karşılık olarak gümrük, tütün, tuz ve Mısır eyaleti vergisi tahsilatını gösterecek, bu yeterli gelmezse ağnam vergisi de bu karşılıkların arasına katılacaktı.
Nitekim aradan belirli bir süre geçtikten sonra vadedilen ödemelerin yapılmasında da birtakım zorlanmalar baş gösterdi. 1876 yılının Mart ayında yapılması gereken 1858 tarihli tahvillerin kupon ödemeleri yapılamadı. 1869 ve 1873 tarihli tahvillerin kupon ödemeleri ise sonraki bir tarihe ötelendi. Mahmud Nedim Paşa en sonunda Nisan 1876’da kalan borçların da ödenemeyeceğini duyurarak borç ödemelerini durdurdu ve moratoryum, yani malî iflas ilan etti.
İflasın yankıları
Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmesi, hem Avrupa hem de İstanbul malî çevrelerinde şok etkisine sebep oldu. Osmanlı hükümetine avans kullandıran bankalar ve Galata bankerleri ciddi zarara uğramış, ayrıca yüksek getiri hevesiyle Osmanlı tahvillerine yatırım yapan yatırımcılar da yatırımlarının önemli kısmını yitirmişlerdi.
Bir örnek vermek gerekirse; moratoryum ilanı ile 1869 yılında ihraç edilen tahvillerin değeri, 235 franktan 43,5 franka düşmüş, 1 Osmanlı altın lirasının değeri ise bir yıldan kısa bir sürede 235 kuruştan 900 kuruşa inmişti. Yani 1869 serisi Osmanlı tahvillerine yatırım yapmış olan bir kimse, bir yıl içinde elinde tuttuğu yatırımların %81,5’ini kaybetti.
Moratoryumdan en çok zararlı çıkanlar Osmanlı tahvil istikrazlarına aracılık etmiş olan bankalar ve hükümete avans kullandıran Galata bankerleri oldu. Son Osmanlı istikrazlarının önemli kısmına aracılık eden Credit General Ottoman gibi bankalar uğradıkları zarar nedeniyle iki yıldan fazla süre paydaşlarına kâr payı dağıtımı yapamadı. Hükümete avans kullandıran bankalardan biri olan Banque de Constantinople ise bir yıl içinde hisse değerinin %40’ını yitirdi.
Avrupa’da Osmanlı tahvilleri alan küçük yatırımcılar, moratoryum nedeniyle tahvillerde gerçekleşen ani düşüşe tepki göstererek sokaklara döküldü. İngiliz gazetelerinde konuyla ilgili "İstanbul’un Türkler tarafından zapt edildiği haberi bile bu kadar büyük şok etkisi yaratmamıştır'' gibi başlıklar atıldı. Avrupalı otoriteler isyan eden yatırımcılara, hukukî olarak yapılacak bir şey olmadığını ve yüksek faizli tahviller almak için onları kimsenin zorlamadığını söylese de, Osmanlı Devleti kendilerinden yardım istediğinde bunu unutmayacaklardı.
Moratoryumun Osmanlı İmparatorluğu içinde ciddi siyasi sonuçları da oldu. İflasın ilanını takiben Mayıs 1876’da İstanbul’daki medrese öğrencileri, devlet işlerinin bozulmasını gerekçe gösterip ayaklanarak Talebe-i Ulum isyanını başlattı. İsyanın başlamasının üzerinden henüz bir ay bile geçmeden askerî darbe oldu. Mahmut Nedim Paşa sadaretten alındı ve Sultan Abdülaziz tahttan indirildi. Abdülaziz’in yerine tahta çıkan V. Murad’ın hükümdarlığı da akli problemleri nedeniyle yalnızca 93 gün sürünce, onun yerine Ağustos 1876’da II. Abdülhamid tahta çıktı. Tahta çıkışının üzerinden henüz bir yıl dahi geçmeden 93 Harbi olarak da bilinen Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi.
Sonuç olarak
Osmanlı Devleti’nin moratoryum ilanı yalnızca bir mali kriz değil, İmparatorluğun çöküş sürecinde kritik bir anı teşkil ediyordu. Dış borçların ödenememesi, aslında devleti neredeyse yüz elli yıldır rahatsız eden çok daha geniş ekonomik ve siyasi sorunların bir varış noktası gibiydi.
Moratoryumun hemen ardından çıkan Osmanlı-Rus Savaşı’nda Doğu Anadolu’daki önemli merkezlerin yitirilmesi ve İstanbul’un işgal tehlikesi altında kalması, savaşın Avrupalı devletlerin müdahalesi ile güç bela sona erdirilebilmesi ve devletin savaştan bir süre sonra dış borçların tahsili için vergi gelirlerini yabancı güçlerin kontrolüne bırakan Düyun-u Umumiye İdaresi’ni kurmak durumunda kalması, bir zamanlar Viyana kapılarına kadar ilerleyen Osmanlı İmparatorluğu'nun, yüzyıllar sonra Avrupa'nın mali ve siyasi gücüne ne ölçüde bağımlı hale geldiğinin acı bir göstergesiydi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
TCMB tarafından açıklanan sektörel enflasyon beklentilerine göre piyasa katılımcılar ve reel sektörün enflasyon beklentileri geriliyor. Hanehalkının enflasyon beklentisi ise gerilese dahi hâlâ çok yüksek seviyede.
26 Eyl 2024

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.

20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), 'Çalkantılı Bir Dönemde Uluslararası Yatırım' temalı 2026 Dünya Yatırım Raporu'nu yayımladı. Raporda hem Türkiye'yi, hem de bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren ilginç veriler mevcut.




