
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Duende ekibi olarak farklı bir şeyler üretme, güçlerimizi birleştirme ve farklı bakış açılarımızla ortak içerikler yazma fikri doğrultusunda ikişerli eşleştik. İhsan Dindar ve Burcu Dimili eşleşmesinde kişisel yazım pratiklerimiz ve deneyimlerimiz ışığında, görsel sanatlar ve edebiyat alanlarında bizi buluşturan sanatçı biyografileri oldu.

Bir sanatçının eserlerini daha iyi anlamanın gizli anahtarı hayat hikâyesini bilmektir. Takip ettiğimiz çoğu sanatçının üretimlerinde çocukluğundan, gençlik dönemlerinden, aşklarından ya da acılarından izler görürüz. Sanatçı biyografileri sinemadan edebiyata, tiyatrodan müziğe birçok disiplinde varlığını gösterir. Biz ise bu yazıda sanatçı biyografilerinin edebiyatla ilişkisine Francis Bacon ve René Magritte üzerinden değineceğiz. Sanatçıların hayatları, esin kaynakları, üretim pratikleri için yol gösterici kaynaklarımız: Hep Kitap İşte Sanat Serisi’nden İşte Bacon ve Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Michel Foucault’nun René Magritte ekseninde kaleme aldığı Bu Bir Pipo Değildir. Hep Kitap’ın İşte Sanat Serisi’nin yanı sıra artık baskıları ne yazık ki pek bulunmayan Yapı Kredi Yayınları’nın ressamlar serisi bu konuda önemli kaynaklar arasında. Bir diğer dikkat çekici kaynak ise İş Bankası Kültür Yayınları’nın Da Vinci’den Turner’a, Degas’dan Michelangelo’ya detaylı ressam biyografilerinden oluşan serisi.

Sıra dışı portreleriyle Francis Bacon
Francis Bacon kendine has portre tekniğiyle bütünleşmiş bir ressam. Gerçekçi bir üslup yerine soyut çizgiler ve fırça darbeleriyle bu tekniğin alışılmamış tarafında yer alıyor. Hep Kitap’ın İşte Sanat serisinde yer alan Kitty Hauser imzalı İşte Bacon yayınından öğrendiğimiz kadarıyla Bacon, portre yapmaya şans eseri başlıyor. Tesadüfi bir fırça darbesi ya da yanlışlıkla çizdiği bir nokta portrenin bir parçasına dönüşüyor. Sanatta doğru ve yanlış, güzel ve çirkin olmadığının önemli örneklerinden olabilecek bu olay sonucu Bacon’ın meşhur portre tarzı oluşuyor. “Benim için en ideali bir avuç dolusu boyayı alıp tuvale fırlatmak ve portrenin oluştuğunu ummak oldu.” diyen sanatçının çizimleri referans alınan kişiye benzeme hatta bir insan figürüne benzeme kaygısı taşımıyor. İnsan görünüşünü tanınmaz hâle getirerek benzerlik ve kimlik algısını yeniden tanımlamayı hedefleyen Bacon’ın bir diğer özelliği ise modelsiz çalışması.
Bu Bir Pipo Mu?
Francis Bacon ile çağdaş olan ve 20. yüzyılın en dikkat çekici işlerine imza atan bir diğer ismi René Magritte, Michel Foucault’da tedirginlik uyandırıcı bir seviyede takıntı oluşturmayı başarmıştı. Bu takıntı hâli Michel Foucault ile René Magritte’i bir araya getirip ressamın en çok bilinen eserlerinden birine ithafen Bu Bir Pipo Değildir adında bir kitaba dönüştü.

Gerçeküstü çalışan ressamın çalışmalarının ana konularından biri hâline gelen düş ürünü temalar ve bunların içinde yer alan korku ve komedi gibi unsurların karışımı, 20. yüzyılın bir diğer önemli figürü Michel Foucault’nun ortaya bu çalışmayı çıkarmasına neden oldu. Gerçeküstü resmin en sadık temsilcilerinden biri olarak kabul edilen René Magritte’in hem sanatsal duruşu hem de Foucault’nun açtığı yoldan ilerleyen açıklamaları kronolojik bir biyografi olmasa bile, ressamın düşünce ve duygu dünyasının yansımalarına dair oldukça önemli bir çalışma. Selahattin Hilav’ın çevirisiyle okurla buluşan kitap ilk olarak La Cahiers du Chemin’de 1968 yılında yayımlanmıştı. Adeta psikanalitik çözümlemelerle ilerleyen metin altı bölümden oluşuyor. Bir ek olarak da René Magritte’in, Michel Foucault’ya yazdığı iki mektup yer alıyor. Kitabın arkasında mektupların aslının yanı sıra Türkçe tercümesi de yer alırken her iki metin de Magritte’ten Foucault’ya bir cevap ve teşekkür özelliği taşıyor.

Kolaj
Sanatçılara, yapıtlarına ve benimsedikleri akımlara daha yakından bakmak ve farklı bir gözle deneyimlemek için sanatçı biyografilerine göz atmanızı öneriyoruz. Aradığınız ilham sandığınız kadar uzakta olmayabilir.
Kolaj çalışmaları: Ece Tugay
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bir şarkının izinde bir öykü, bir sahnenin izinde bir şarkı, bir sanatçının izinde bir kitap.
04 Ara 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.



