Bir ses heykeltıraşı: Colleen

Karşımızda çello, viyola da gamba, rüzgâr çanları, melodika, klarnet, kalimba ve daha pek çok enstrümanla yakın ilişkili bir sanatçı var.
Bir ses heykeltıraşı: Colleen

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Neredeyse iki yılın ardından tekrar büyüdüğüm evdeyim. İlk kez masamdan, kitaplığımdan, bana zamansal atlamalar yaşatan objelerden uzakta, denize bakan bir sahil mahallesinde bir keşif sahnesinin hemen kıyısındayım. Bu bir tesadüf değil. Birazdan okuyacağınız Keşif Sahnesi de bir başlangıcın sonu, dönüşümün gizemli bir parçası ve “iyi ki”lerin samimi fikirlerle kucaklaşması… 

Bugüne kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan her ismi ilk önce müziğiyle tanımaya başladım. Sonrasında dudaklarından dökülen sözcüklere, klavyesinden ve kaleminden çıkan cümlelere tanıklık ettim. Her seferinde de tanıdıkça yolumuz, yolculuğumuz bir yerlerde kesişti. Nitekim Colleen için de bu durum değişmedi. Hatta onun yedi albümlük arşivine baktığımda geç kalınmış bir buluşmadan bile söz edilebilir. 

Cécile Schott’ın bir röportajında “İçimde kaç albüm olduğundan emin değilim. Sadece boşa harcayacak zamanım olmadığının farkındayım,” şeklinde dile getirdiği sözler, çoktan aile evinden dönüş yolu hesapları yapan zihnimde duygusal bir karşılık buldu. Evin en sevdiğim yerinde, balkonda, hayatımın başka hangi evrelerinde ve nasıl bir ruh hâlinde bulunacağımdan emin değilim. Sadece kısık gözlerle baktığım ufuk çizgisinin bulutlu tarafında olduğumun farkındayım. Tıpkı Schott’ın “Bildiğim bir şey var ki şarkı yapıyorum. Bu yüzden bazen sadece garip şarkılar yaptığımı söylüyorum,” cümleleriyle dışı vurduğu etkileşime açık bilinci gibi.

Onu “şarkıcı, söz yazarı, multi-enstrümantalist” gibi klasik etiketlerle tanıtmak istemedim. Bunun yerine “bükülmüş zaman dilimlerine yerleşmiş bir ses heykeltıraşı” demek daha iyi hissettirdi. Hakikaten karşımızda çello, viyola da gamba, rüzgâr çanları, melodika, klarnet, kalimba ve daha pek çok enstrümanla yakın ilişkili bir sanatçı var. Üstelik dürüst ve samimi dışa vurumu da cabası.

Cécile Schott, Fotoğraf: Estudio Primio

Cécile Schott, Fotoğraf: Estudio Primio


Dönüm noktaları: Paris’in 100 km güneyindeki Montargis isimli küçük bir Fransız kasabasında doğan Cécile Schott, 13 yaşında bir gün radyodan The Beatles’ın A Day In The Life şarkısını dinledi. John Lennon’ın gazetelerdeki rastgele hikâyelerden aldığı lirik ilham ve şarkının finali için tutulan 40 kişilik orkestranın enstrümanlarıyla çıkartabildikleri en düşük notadan E majöre doğru yaptıkları 24 barlık sıra dışı yolculuk, Schott için bir dönüm noktası oldu. 

15 yaşında basit bir klasik gitarla başlayan müzikal üretim yürüyüşü, dönem dönem bambaşka yollara sapsa da temeldeki motivasyonunu hiç kaybetmedi. Akustik gitarın alçak gönüllü ve dürüst doğasının onda bıraktığı izleri her yeni öğrendiği enstrümana taşıdı. Bir kırılma anı da Noel’de ona hediye edilen dönemin popüler müzik aleti Bontempi organıyla yaşandı. Schott’un bu müzik aletiyle yaptığı denemeler, seslerin manipüle edilme ihtimalini görünür kıldı. O dönem izlediği, iki Barok besteciyi konu alan Tous les Matins du Monde filminde tanıştığı ve kendi sözleriyle “âşık olduğu” viola da gamba, her dönemine eşlik eden müzikal kılavuzu oldu.

İdeal oyun alanı: Müzik sevgisiyle lise ve üniversite yıllarını geçiren Cécile Schott, İngilizce öğretmeni olarak çalışıp para kazanmaya başladığında ilk iş kendine orta boy bir çello aldı. Bu onun sadece bir viyola yaptırıp onunla kendi müziğini üretmesindeki engelleri düşüneceği temsili bir adımdı. 2003 yılında yayımlanan ilk albümü Everyone Alive Wants Answers ve hemen ardından 2005 yılında paylaştığı The Golden Morning Breaks’te çellonun ve sample’ların merkezde olduğu sade bir kompozisyonla üretim yapan Schott, bu süreçte biriktirdiği para ve kazandığı öz güvenle viola da gamba çalma hayaline bir adım daha yaklaştı. 

2006 yılında sipariş ettiği ve yapımı 9 ay süren viola da gambasıyla hemen eğitim almaya başladı. Daha üç-dört ay geçmeden, Schott, kendi bestelerini yaptı. Böylelikle sanatçı, Colleen kimliği altında müzik tutkusunun henüz tam-zamanlı bir iş haline gelmediği “masumiyet ve güzellik” dönemini yaşadı. Bu dönem aynı zamanda ona üretimindeki temel yapıları da keşfettirdi: “Aslında bir albüm yapma sürecinin tamamı, disiplinli, ısrarlı bir çalışma ve akışına bırakarak sözde kazalara izin verme birleşiminden oluşuyor. Elektronik müzik merkezli üretim de bunun için ideal oyun alanı.”

Cécile Schott, Fotoğraf: Bryan McKay


Döngülerden biri: 2003 ve 2007 tarihleri arasında üç albüm yayımlayan ve müzikal karekterini olgunlaştıran öğrenim çemberlerinin içinden geçen Cécile Schott, tam-zamanlı bir sanatçı olmak için öğretmenliği bıraktı. Evin her duvarının bir çerçeve gibi taşıdığı hayalî senaryolar bir bir gerçeğe dönüşmeye başladığında sıradaki aşama için iştah artar — hayatın hızıyla üretim telaşı her zaman bir arada yürümez. Nitekim Schott için de durum bundan ibaretti. Yaşadığı yaratıcı tükenmişlik nedeniyle bir yıl müzik yapmayı bırakan Schott, taşıdığı suçluluk hissi sebebiyle kulaklarını tüm seslere kapadı. Seramik ve taş oymacılığı dersleri alan Schott, farklı üretim ortamlarında kendini aramaya başladı. 

Bu süreçte Tim Lawrence’ın kaleme aldığı Arthur Russell biyografi kitabı Hold On to Your Dreams’i okuduktan sonra ilk ve tek müzikal kahramanını buldu. Russell sayesinde bir yandan enstrümantal müzik yapabileceğime ve diğer yandan klasik şarkıcı/şair kriterlerine uymak zorunda olmadan yoluna devam edebileceğine inanan Schott, 2013 tarihli The Weighing of the Heart albümüyle ve ilk defa kullanmaya başladığı samimi vokalleriyle geri göndü. Evet, hayat döngülerden ibaretti ve henüz biri tamamlanmıştı.

Cécile Schott, Fotoğraf: Luis Torroja

Cécile Schott, Fotoğraf: Luis Torroja


Melankolik anılar: 2015 yılında yayımlanan Captain Of None albümüyle Cécile Schott, cesur ve kalıcı olanla savunmasız ve kırılgan olanı buluşturdu. En mutlu anın kalp atışlarına sığınan albüm, aynı zamanda üreticisinin duygusal olgunluğunun da en somut yansıması oldu. Albümün ardından kasım ayında hastalanan annesini ziyarete gitmeden önce bir günlüğüne Paris’e uğrayan Schott, viyola yayı tamiri için lutiyere doğru yola çıktığı sırada şehirde terör saldırıları gerçekleşti. Yaşanan bu toplumsal travmadan sonra müziğine sığınarak iyileşmeye çalışan Schott’un bu dönemdeki üretimleri 2017 çıkışlı A flame my love, a frequency albümüyle daimi evine kavuştu. 

2018 yılında yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla uğraşmaya başlayan Schott, kendini iyi hissetmeye başladığı sırada pandemi kapıya dayandı. Üstüne üstlük bu dönemde bir de 16 yıllık ilişkisi sona erdi. Ertesi gün Schott uyanır uyanmaz evdeki en huzurlu köşeye, stüdyoya, aletlerinin başına geçti. Birkaç yıldır yeni albüm için üzerinde çalıştığı tüm dosyaları sildi ve kendi söylemiyle “neşeli, hareketli, ritmik şarkılar” için çalışmaya başladı. Ortaya çıkan ise avant-pop ve elektronik müzik arasına yerleşen melankolik anılar dolu The Tunnel and the Clearing albümü oldu.

Hâlâ balkondayım. Ufuk çizgisinin yerini, kıyı şeridini süsleyen şehrin ışıkları aldı. Bir daha ne zaman mı? Bilinmez. Yeni Keşif Sahnesi'nde görüşmek üzere. Sevgiyle kalın.


Bu zamana kadar Keşif Sahnesi'ne konuk olan sanatçıların tamamını Spotify çalma listemizden dinleyebilirsiniz.

Dinle


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Bir başlangıcın sonu

Son Keşif sahnesi, yoksa ilk mi? Bükülmüş zaman dilimlerine yerleşmiş bir ses heykeltıraşı Colleen'le tanışıyoruz. Dönsün Dursun'da konuğumuz Merve Çalkan.

03 Ağu 2021

Fotoğraf: Estudio Primio

YAZARLAR

Taner Turna

grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?

14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Emre Eminoğlu

·

25 Eyl 2026

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Aslı Perker

·

25 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

Burcu Dimili

·

25 Eyl 2026

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Mehmet Sindel

·

24 Eyl 2026

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.

Soner Can

·

24 Eyl 2026

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah