“Bir şeyler biriktirip yazmayı seviyorum."

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sokağa çıkmanın yasak olduğu zamanlarda geleceğin belirsizliği beni ister istemez geçmişin kayda düşmüş eserlerine itti. Sevdiğim, bağ kurduğum sanatçıların hayatlarına konuk olma fikri hem zamansal hem de mekânsal boyut atlamama yardımcı olabilirdi. Tam böyle bir dönemde Bernhard Zeller’in Hermann Hesse biyografi kitabını okumaya başladım. Hesse’nin iki dünya savaşı arasına sıkışan ve ötekileşen hayallerini gördükçe birinin kaosun içinden beni uzaklaştırdığını hissettim.
Yazarın yaşamından bana kalanlardan biri, ömrünün çoğunda ona mektup yazan okurlarını cevapsız bırakmadığını öğrenmek oldu. Her güne biriken mektuplara cevap yazarak başlayan Hesse’nin sadece hayatının on yıllık bölümünde gün yüzüne çıkan ve onun için hazırlanan müzeye bağışlanan otuz bin mektup var. Dünyanın herhangi bir yerinden zamanda açılan boşluğa girip iletişime geçmek, o gün olduğu gibi bugün de çok sihirli.
Kitap sonrası pek çok uzun e-postalaşmam oldu. Bu eylemin bir adı yoktu bende. Ta ki Simge’nin sevdikleriyle dört yılı devirdiği bu iletişime "dijital mektuplaşma" dediğini öğrenene kadar.

Simge'yle Umberto Eco kitaplarının önünde bugünlerde neler okuduğumuzu konuşurken
Simge’nin yıllar önce tam da bu zamanlar Türkiye’den ayrılan arkadaşlarıyla iletişimi sürdürmek için başlattığı mektuplaşma, bugün yüzlerce kişinin buluştuğu bir paylaşım ağına dönüştü. Zaten Simge’yle beni 4-5 yıl önce ortak bir arkadaş evinde gerçekleşen tanışmanın ardından tekrardan buluşturan temel şey de yazma ve anlatma dürtüsü oldu. İster cümlelerle ister şarkılarla olsun, çıktığı yer, dolaştığı evren aynı.
“Bir şeyler biriktirip yazmayı seviyorum,” diyen Simge’yle sesli bir günlüğe dönüşen şarkılarının ardına geçerek müzikle kurduğu bağlara daha yakından bakmak istedim. Birinin anılarından çekip çıkardığı duygusal formlar arasında dolaşmak, başımı kaldırdığımda kendi hayalime kapılmak ve birlikte hissedebilmek bana iyi geldi. Bu sayfa doldu. Yenisinin başlığı Simge Pınar.
Müziğin açtığı yollardan geçen şehirli bir hikâyeye davetlisin. Başlamadan Simge'yle birlikte hazırladığımız bu çalma listesini dinleyebilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Simge’nin "Birinci bölüm, büyük ümitler geçti. İkinci bölüm, küçük hakikatler öğrendim,” diyerek anlattığı yolculuğunu dinlemeye davetlisin.
07 Kas 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Yıldız Tozu'nda bu haftaki konuğumuz tutkunun, hüznün, kırılganlığın cesur ve sıcak dili; İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar. Yeni bir Almodóvar filmine giderken sizi neyin beklediğini hiçbir zaman tam olarak bilemezsiniz. Büyük bir filmle de karşılaşabilirsiniz, küçük bir hayal kırıklığıyla da…

Cannes’da prömiyerini yapan "Fatherland" ile ikinci En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Paweł Pawlikowski'yle Thomas Mann’dan savaş sonrası Avrupa’ya, minimalizmden müziğe, entelektüellerin toplumdaki rolünden kendisinin bugünkü dünyada hissettiği yabancılığa uzanan bir sohbete daldık.

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.



