Biz kıyafetlere değil onlar bize uymalı: 'Aslında Yüzü Güzel' kaygılarımıza ayna tutuyor

Beden algımız, toplumsal baskılar ve türlü zorbalık... Derya Atlas ve Belkıs Aksu, "Aslında Yüzü Güzel" projesinde kendi hikayeleriyle hepimizin kaygılarına ayna tutuyor.
Biz kıyafetlere değil onlar bize uymalı: 'Aslında Yüzü Güzel' kaygılarımıza ayna tutuyor

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İstanbul Comics and Arts Festival’dan dönerken aklımda tek bir şey vardı: Hayatı boyunca beden algısı ve kaygılarıyla mücadele etmiş ancak bu mücadeleyi bir sanata dönüştürmüş iki kadını tanımak. Derya Atlas ve Belkıs Aksu ile buluşmam böyle oldu. Londra’da yaşayan yazar Derya ile Üsküp’te yaşayan çizer Belkıs, kendi deneyimlerini Aslında Yüzü Güzel adlı projelerine yansıtıyor. Bu proje, sadece bir çizgi roman serisi ya da webcomic değil, aynı zamanda bedenlerimizle kurduğumuz karmaşık ilişkiyi ele alan bir rehber gibi.

2000’li yılların "zayıflık" takıntısıyla büyümüş bir kuşağın sesi olan bu ikili, mizah ve samimiyetle yazdıkları ve çizdikleri hikayelerde, “normal” olmanın ne kadar zor olduğunu anlatıyor. Orta koltukta seyahat etmekten herkes size bakarken mantı söylemeye ve hızlı moda markalarının kafasına göre değişen bedenlere kadar mikro anları ve sistemsel sorunları gözler önüne seriyorlar. İkilinin ergenlik anılarından doğan bu malzeme, yiyip içerken varolan Ela karakterinde vücut buluyor.

Derya Atlas, Ela’nın hikayesini kaleme alıyor; yaratıcı kimliğini, Türkiye'de yaşayan kadınların “sıradan” hikayelerini anlattığı @onlyherstory projesiyle genişletiyor. Belkıs Aksu ise Ela’yı çiziyor ve Üsküp’te yaşıyor. Farklı yaş grupları için çizdiği kitapların yanı sıra 2020’de kurduğu @illustrasyonkulubu çatısı altında sanat atölyeleri düzenlemeye devam ediyor. 

Siz de bu samimi ve dönüştürücü projeyi @aslindayuzuguzel Instagram hesabından ve Substack sayfasından takip edebilirsiniz. İkilinin ayrıca her ayın ilk pazartesi günü, grafik romanları üyelerle birlikte değerlendirdikleri bir kitap kulübü var. Bazen yazarları ya da çevirmenleri de bu toplantıya davet ediyorlar.

Derya ve Belkıs ile zoom üzerinden biraraya geldik ve Aslında Yüzü Güzel’in ortaya çıkış hikayesinden yakında çıkacak olan grafik romana, okuyucularıyla kurdukları o eşsiz bağa kadar her şeyi konuştuk. Belki de asıl sorun “Hiç diyet yapmayı denedin mi?”, “İnsülin direnci olmasın?”, “Aslında az da yiyorsun, nasıl bu kadar kilo aldın?” gibi sorular soranlarda.


Aslında Yüzü Güzel fikri nasıl ortaya çıktı? 

Derya: Biz aslında ikimiz de İzmirliyiz. Ama ne beraber büyüdük ne de beraber okula gittik. Tesadüf eseri Belkıs’ın şu anda da yaşadığı Üsküp’te biraraya geldik. Bir gece oturduk, bira içtik, pizza yedik ve bir anda şöyle konuşmaya başladık: “Ya biz çok şişmandık ya. Hâlâ da şişmanız. Hani zorlanıyoruz. İşte insanlar ne berbattı, değil mi? İşte nasıl zorbalandık…” Ama bunların hepsi böyle kahkahalar içinde böyle gözümüzden yaşlar gele gele. Tabii ki birbirimizi çok sevdiğimiz için bir daha buluştuk. Dedik ki biz acaba bunları bir şey mi yapsak?

Belkıs: O ilk akşamki konuşma o kadar güzel geçti ki bu beden kaygısıyla ilgili daha fazla konuşma ihtiyacı hissettim Derya'yla. Aynı şeyleri yaşıyoruz, yaşamaya devam ediyoruz. Böyle çok insan var. Bunu konuşmalıyız. Derya’nın kalemini çok seviyordum. Sonra o yazsa, ben çizsem bu nasıl bir formatta olur acaba diye düşünürken aklıma grafik roman formatı geldi. “Aslında Yüzü Güzel” ismini ise henüz o buluştuğumuz ilk gün buldu Derya. Bence daha iyi bir isim seçilemezdi.

Şu anda size internet ve sosyal medyadan takip edebiliyoruz. Peki kitap ne zaman gelir?

Belkıs: Bir grafik romanı çizmek çok uzun sürüyor. Ama artık sonunu görebilmeye başladık. Önümüzdeki yıl 2026’da çıkmasını planlıyoruz. 

Biriniz Üsküp’te, diğeriniz Londra’dasınız. Nasıl böyle verimli bir şekilde çalışıyorsunuz birlikte?

Derya: En baştan keşfettiğimiz bir şey var. İkimizin de karakterleri çok benzer. Bir şeyi yapacağız dediğimizde yapıyoruz. İyi görev dağılımı yapıyoruz. Bir de doğal olarak bir ayrım da var bizim projede. Ben yazıyorum. Belkıs çiziyor. Bütün fikirleri beraber konuşuyoruz, planları beraber yapıyoruz. Ama kreatif anlamda ikimizin alanı çok belli. Ve çok eğleniyoruz.

Belkıs: Kendimize ve birbirimize karşı sorumluluk hissediyoruz böyle hayata geçirebiliyoruz bunu. Çizmek çok uzun zaman alan ve çok yalnız yapılan bir eylem. Çizeceklerim Derya ile konuştuğum şeyler oluyor. Ve hakikaten eğleniyoruz. Ben çok eğleniyorum Ela’yı çizerken. Şimdiye kadar pek çok şey çizdim ama Ela, üzerinde en uzun süre çalıştığım proje oldu. Bir gün bitireceğim bunu çizmeyi diye üzülüyorum.

Sosyal medya ve dijital dünyaya çok yakın olmayan insanlar için soracağım bunu. Instagram ve Substack sayfaları arasında ne gibi farklar var? Yani okuyucular neden her ikisini birden takip etsin? 

Derya: Daha yeni oluşumlara, daha esnek formatlara ihtiyacımız var. Hem yazan hem çizen bir proje için Instagram’ın yapabilecekleri kısıtlı. Bir de algoritması yaratıcıları cezalandıran bir şeye de dönüştü. Bizim takipçi kasalım, sürekli gönderi paylaşalım, story yapalım böyle şeylere ihtiyacımız yok. Bir şey söylemek istediğimizde paylaşım yapıyoruz. Ama yine de olmamız gereken bir platform. Substack’te uzun metinler yazabiliyor, insanlarla mesajlaşabiliyoruz, podcast yükleyebiliyoruz. Abonelik ücreti bile alabiliyoruz.

Belkıs: Aslında Instagram bizim vitrinimiz, Substack arşivimiz gibi. Çünkü orada grafik romanda ne durumdayız? O aralar ne yaptık, ne ettik? Onları da paylaşıyoruz. Webcomic’leri de yine oradan paylaşıyoruz.

Beden algısı ve kaygıları konusuna gelelim. Okuduğum kadarıyla 2000’lerde yetişmişsiniz. Zayıflığın önemli olduğu zamanlar. Sizde nasıl tezahür etti bu algı?

Derya: Hayatım bununla şekillendiği için kendimi beden algısı ya da kaygılarından ayrı konumlandıramıyorum. Benim gibi düşünen çok fazla insan olduğunu biliyorum. Bu sadece şişman olmakla alakalı değil. Bir tarafınız “normal”den azıcık farklıysa hemen bir kutuya konuyorsunuz ve ona göre bir muamele görüyorsunuz. Ona göre zorbalığa uğruyorsunuz. 2000’lerin başında bu gerçekten çok fenaydı.

Zayıf değilseniz, sülün gibi bir vücudunuz, ince kaşınız, çerçevelenmiş dudaklarınız yoksa vay hâlinize. Her şey o kadar kalıplaşmıştı ki... Böyle bir güzellik anlayışı vardı. Ne zaman ki yedi sene önde Londra’ya taşındım. Nasıl göründüğümün kimsenin umrunda olmadığını farkettim. O kaygıyı daha az hissetmeye başlayınca hayattan daha çok zevk alır oldum. 

Belkıs: Ergenlik yılları benim de bedenimle, nasıl göründüğümle ilgili başkalarının bir şey söylemeye başladığı zamanlar. Ortalamanın biraz üstünde kilosu olan ve uzun boylu bir çocuktum. Çevremdeki insanlara göre daha büyüktüm. Bunun hep çok kötü bir şey olduğunu zannediyordum. Ben 88’liyim Derya 90’lı. 2000’lerin başı çok fena yıllardı bu bakımdan. Bedensel kaygı ve bunun yansımaları hâlâ benim hayatımın merkezinde olan şeyler. Şimdi çok daha iyi hissetsem de kendimi, benim için en iyi yöntem bunları çizerek aktarmak. Yaptığımızın böyle güzel iyileştirici bir tarafı var.


Webcomic’lerde şişmanken seyahat etmek, herkes bakarken yemek söylemek gibi gündelik hayat anlarından bahsediyorsunuz. Hepsi evrensel kaygılar. Bu örnekler nereden geliyor? 

Derya: Bunların hepsi yaşanmış şeyler. “Hakimiyet” webcomic’inde anlattığımız örneğin... Geçen sene İzmir’de diş tedavisi yaptırıyordum. Dişçi bana dedi ki: “Yanakların çok toplu olduğu için dolgu yapamıyorum sana.” Bunu hemen koymamız lazım Aslında Yüzü Güzel'e dedik. Orta koltukta seyahat ediyorsam mesela alnımdaki terleri silerken diyorum ki “Dayan. Bu müthiş bir malzeme. İnsanlar anlayacak bu hissi, bu sıkışmışlığı.”

Ana akım medyada popüler kültürde şişman kızın hikayesi nasıl anlatılıyor? Zayıflaması, gözlüğünü çıkarması ve hayatın çok güzel olması değil mi? Ama mesele bu değil. Şişmanlığınızı en çok hissettiğiniz bu mikro anlar. 

XXL beden, moda endüstrisi ve markaların beden ölçüleri gibi konularda webcomic’leriniz de var. Bunlar yalnızca kişisel kaygılar değil. Sistematik sorunlar. Bunları ele almanız sizin için neden önemli? 

Derya: İnsanlara sürekli dayatılan kalıplar var. Moda endüstrisi bu şekilde yapılandığı, sosyal kodlarımız bu şekilde kurulduğu için. “Normal” olmak çok zor bir şey. Üstümüze uygun bir kıyafet bulamadığımızda, bu biz onun içine giremediğimiz için değil. Olay bizde bitmiyor aslında. Tamamen düzenle alakalı. Bunu görmelerini istiyoruz insanların. 

Belkıs: Oturalım da bir mesaj verelim diye düşünmüyoruz. Bizi zaten rahatsız ettiği için bir ihtiyaçtan dolayı doğuyor bu webcomic’ler özetle. 

Derya: Hızlı modadan çok bahsediyoruz. Biliyorsunuz çevreye olan zararlarını zaten. Bir yandan da bir şeyin çok fazla sayıda üretilmesi için kalıplaşması gerekiyor. Dünyada kaç milyar insan var. X Small’dan XX Large’a 8-9 beden var diyelim. Hepimizin bunlara sığması mümkün değil. Ama sığmamız bekleniyor.

Ona göre diyet listeleri hazırlanıyor. İşte yaz sezonu başlıyor diye. Modayı çok seviyorum ama yani hiçbir şekilde kendimi bunun içine sığmam lazım diye de zorlamıyorum. Bizim kıyafetlere girmemiz kadar saçma bir şey yok. Kıyafetlerin bize olması lazım. 


Ela’nın hikayesiyle okurların karşısına ilk çıktığınızda aldığınız tepkiler nasıldı? 

Belkıs: Kesinlikle çok gülüyorlar. Sürekli bu kaygılarla uğraştığımızdan yüksek bir bilinç de geliştiriyoruz. "Ay çok şişmanım" diye “miserable” bir durum yok. Söylediğimiz, çizerek gösterdiğimiz bir şeyden insanların etkilendiğini gördük. Bunun komik bir tarafı da olduğunu gösterdik insanlara. Aslında Yüzü Güzel böyle bir yakınlık kurma ihtiyacından doğdu zaten. 

Bu projeyle okuyucularda kalmasını istediğiniz en önemli duygu nedir?

Derya: Tek bir beden yok. Tek bir akıl sağlığı kıstası yok. Herkes biricik ve eşsiz. Bunun görülmesini istiyorum.

Belkıs: Aynı zamanda okuyucuların yalnız olmadıklarını da görmelerini istiyorum. 

Derya: Problem bizde değilmiş aslında. Biraz rahatlayalım bence. Hepimizin buna çok ihtiyacı var diye düşünüyorum. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Defne Akman

İstanbul merkezli gazeteci. Film, video ve medya eğitimini Avustralya'da tamamladı. Kariyerine uluslararası plak şirketlerinde başladı. Ardından doğa koruma alanında faaliyet gösteren uluslararası bir sivil toplum kuruluşunda iletişim uzmanı olarak görev aldı. Gazetecilik yolculuğu ise Milliyet Ekran ile başlayıp Radikal 2'de devam etti. Radyo D, 6 EBA FM ve Açık Radyo gibi platformlarda programlar hazırladı. Yazıları #tarih dergisinde de yayımlandı. Şu anda Oksijen ve Milliyet Sanat gibi yayınlarda düzenli olarak haberleri yayımlanmakta.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Soner Can

·

14 Eyl 2026

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?
DuendeDuende

HİKAYE

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Eda Solmaz

·

14 Eyl 2026

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Tuba Büdüş

·

14 Eyl 2026

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

11 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Emre Eminoğlu

·

11 Eyl 2026

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?