Biz sürdürülebilirliği yanlış anladık (!)

Ama neden?
Biz sürdürülebilirliği yanlış anladık (!)

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Ben Roksan Sarfati. Etik moda savunucusu, Mah Roc markasının kurucusu ve Remake the World akımının Türkiye’deki elçisi olarak bildiklerimi paylaşmak ve birlikte doğru soruları sormak için buradayım. Detaylara inmeden önce sonucunu bilmediğimiz ve çözümünü tartıştığımız konularda bildiklerimizi tazeleyelim. 

Son zamanların en çok konuşulan konularından biri sürdürülebilirlik. Peki ya biz her yerde duyduğumuz ve içi boşaltılmış bu kelimeden ne anlıyoruz? Acaba sürdürülebilirliği yanlış anlamış olabilir miyiz? Bize gösterilen, tasarım süreçlerini ve modayı daha etik bir hâle getirmek, yavaş moda ilkelerini uygulamaya çalışmak; fakat bunlar, sürdürülebilirlik için yeterli mi? Pek sanmıyorum. 

Harcadığımız su, plastik, çöpe atılan kumaşlar, adil olmayan çalışma şartları, kadın istismarı, çevre kirliliği ve iklim krizi -farkında olsun ya da olmasın- tüm insanlığın karşı karşıya olduğu, yalnızca geleceği değil, bugünü de tehdit eden problemler arasında. Durum böyleyken bir anda tüm bu problemlerin çözümü, sanki sürdürülebilirlikte bulundu. Bu “kurtarıcı” kelimeyle bütün markalar “sürdürülebilir” kelimesi etrafında koleksiyonlar ve pazarlama stratejileri ortaya koydu, en sık kullandığımız kelimelerden biri sürdürülebilirlik oldu. Pandemiyle birlikte gelişen “sözde” farkındalığın arkasında fast fashion ve high-end markalarının yarattıkları kelime oyunlarıyla çevreye ve insanlığa verdikleri bunca zarardan ak ve pak bir şekilde sıyrılmayı hedeflemesi vardı. Bu yüzden de aslında bilinç yaratmaktan öte yeni bir “ticari trend” yaratılması söz konusu.

Aslında olan şu ki; gerçekten “sürdürmenin” ötesinde günü kurtarmaya, prestij yaratmaya yönelik çözümler bulundu ve biz buna “sürdürülebilir” dedik. Oysa modada sürdürülebilirliğin olması için öncelikle sistemin kendisi, doğa ve insan üzerindeki yıpratıcı etkiyi onarmaya başlamalı ve bakış açısını değiştirmeliydi. Eskiye bakıp “Bu olmadı, yenisini yapalım” demek yerine, var olanı yeniden kullanmayı ve onarmayı öğrenmenin vakti olduğunu göremedik. Aslında bakış açımız değişmediği için bulduğumuz yeni fikirler sadece modanın devamlılığına hizmet etti, etmeye de devam ediyor. “Sürdürülebilirlik” kelime anlamının dışında çıkarak “trend” bir söylem olmaktan öteye gidemiyor. 

Sürdürülebilir moda yoktur: Hayal kırıklığına uğratmak isteriz; öncelikle şunu belirtelim, sürdürülebilir moda diye bir şey yoktur. Moda endüstrisinde sürdürülebilirlik çalışmaları vardır. Sektörün çevreye verdiği zararı azaltmayı ve sosyal faydayı artırmayı amaçlar. Üretimde olduğu kadar tüketimin de bilinçli olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur. Yalnızca çevresel konuları değil, sosyal konuları da merkezine alır, bütüncül ve uzun vadeli çözüm önerileri gerektirir. 

İnsan hakları meselesi: “Moda ve tekstil endüstrisi, küresel iklim krizinden sorumludur ve çevreyi ciddi anlamda kirletir.”, “Moda, doğaya en çok zarar veren ve en fazla su tüketen ikinci sanayi koludur.”... Ezberlenmiş bu söylemler, modanın iklim krizi ve diğer dünya problemleri üzerindeki etkilerini anlatmakta maalesef yetersiz kalıyor. Evet doğru; moda endüstrisi doğaya en fazla zarar veren sektörlerden biri; fakat aynı zamanda insan haklarının en fazla ihlal edildiği sektörlerin de başında geliyor. Modada sürdürülebilirlik çalışmaları, dolayısıyla üretimi ve üretimde çalışan insanların refahını ve haklarını da kapsar. Bizim gördüğümüz ya da bize gösterilen Küresel Güney (Global South) ülkelerinde ağır çalışma şartları karşılığında hayatlarını geçindiremiyecek kadar az para kazanan işçilerse, buzdağının sadece görünen yüzü. Ağzımızdan düşmeyen etik moda, lokali destekleme, yerel tasarımcıdan satın alma gibi eylemler, vicdanımızı rahatlatmanın ötesine geçmiyor. Zaten adil koşullarda üretim yapan markaları destekleyerek kenara çekilmek, sistemde süregelen problemleri ortadan kaldırmaya yönelik bir adım değil. 

Kısaca, sorun sandığınızdan daha büyük ve belli ki ortada bir kafa karışıklığı var.

Bu sebeple Atölye'de moda endüstrisinin eğrisini doğrusunu konuşmak ve işaret etmek için buradayız; “Tasarım ve üretim süreçlerini  daha etik bir hâle nasıl getiririz?” sorusunun cevaplarını hep birlikte bulmak üzere. Küreselleşmeyle ve “hazırcılıkla” yok olmaya yüz tutmuş zanaat ve anlayışı onarmanın; üretici ve tüketici, global ve yerel, duyarlı ve duyarsız herkes arasında köprü görevi görmenin tam zamanı. Çünkü hepimiz bu deliliğin içinde birlikteyiz. 

Ekonomik krizlerin ve iklim krizlerinin ortasında büyüyen ve sesini çıkarmaya çalışan bir neslin temsilcisi olarak tek bir şey söylüyorum: Sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk eşittir; birbirini takip eder ve hayatımızın her alanında geçerlidir. Sesimizi duyurmaya çalıştığımız ‘’moda’’ dünyası aslında insanların bir araya gelerek yeni yollar bulabileceği ve üretebileceği bir platform. Bu yüzden, herkes için daha iyi olanı yaratmak üzere bir arada olmanın yollarını bulmak ve verdiğimiz hasarı onarmak zorundayız. 

Önümüzdeki haftalarda “ileri dönüşüm” olarak andığımız; onarma üzerine konuşacağız. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

ANGST 01

Neden buradayız ve ne anlatıyoruz? Sürdürülebilirliği nasıl yanlış anladık? Hızlı modanın gerçek maliyetini biliyor muyuz?

01 Kas 2020

ANGST 01

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Metin V. Bayrak

·

25 Eki 2026

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

Sinem Çelik

·

22 Eki 2026

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası
AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine