“Bölünürsek yok oluruz, bölüşürsek tok oluruz”.


Modern, sportif ve tamamen elektrikli: Yeni BMW i4
Borusan Otomotiv'in Türkiye temsilcisi olduğu BMW, BMW i3 ile başlayan elektrikli mobilite yolculuğuna ilk tamamen elektrikli Gran Coupé modeli Yeni BMW i4 ile devam ediyor. Çarpıcı ve dinamik bir sürüş deneyimi arayanlar için Yeni BMW i4…
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
"Önce Kolektif House, şimdi Masiva. Bir komünite inşa ediyorsun hep. Sence neden topluluklar var hayatımızda?" muhakkak bu ilk sorularımızdan biri Yasemin'e (Yapanar). Önce buradan başlamak lazım, neden bir toplululuğun içinde olma ya da onu yaratma arzusundayız, onu anlamak.
Neden topluluklara ihtiyaç duyuyoruz? Daha doğrusu sence komün olmak insan hayatında mecburi mi yoksa bir tercih meselesi mi?
Biz insanlar aciz varlıklarız, hayatta kalabilmemiz için birbirimize ihtiyacımız var. Bu demek değil ki sürekli birileri olsun etrafımızda. Bana kalırsa sürekli kalabalıklarda olma isteği de kendinden kaçış. Önce insan tek başınalığını sevmeyi öğrenmeli. Telefondan, televizyondan uzak vakit geçirebilmeli, kendiyle sosyalleşebilmeli. Kendine, sessizliğine tahammül edebilmeli. Sonra çıksın sokaklara, karışsın kalabalıklara.

Masiva Journeys, Cunda Adası
Bir komünü birbirine ne bağlar? Belli inançlar, hedefler ve hayat tarzları mı onları bir araya getirir?
Keşke farklı hayat tarzları veya inançları olan insanlardan da bir komün olabilse. Bu ancak herkesin kendi üzerinde derinlemesine çalışmasıyla mümkün. Böylelikle zıtlıkların farklı renkler olduğunu kavrayabilirdik ve farklılıkların birbirini nasıl da tamamladığını.
Gel gör ki benim deneyimime göre Türkiye’deki komüniteler bu şekilde oluşmuyor. Ötekileştirmek üzerine kurulu bir kültürümüz var keza. Biz kendimizden “değişik” olanlardan üstün görebiliyoruz şahsımızı. Üreyen ve üreten bir komünite kurabilmenin ilk şartı şeffaf ve şefkatli bir iletişim kurmak. Önce kendi korkularımızı, kusurlarımızı ve kırılganlıklarımızı bilmek, kabullenmek. Yargılıyor, inceliyor, kıyaslıyor, reddediyor veya kabul ediyoruz ama var olanı hiçbir zaman gerçekte göremiyoruz. Eğer karşımızdaki insanın davranışlarını algılayış biçimimizin tamamının bizimle ilgili olduğunu bir kavrayabilsek tüm yaşam şeklimiz değişecek. Bunun farkındalığıyla kurulan komünitelerin bence önü açık.

Yasemin, bir diğer ait olduğu komünde, Kosta Rika'da
İstanbul'un bir mahallesinde ideal bir komün kursan bu nasıl bir topluluk, nasıl bir yer olurdu?
İstanbul'da ideal bir komün kuracak olsam önce mahallenin planlamasına ve tasarımına el atardım: şimdi şehri bir çember gibi planladığımızı düşünelim. Çemberin ortasında birleştiren kafeler, etkinlik alanları ve tüm ihtiyaçlar. Biraz etrafında parklar. Çemberin dışında da evler. Mahallenin billboard’larında şiirler, her bir köşesinde ilham veren sözler ve sanat var. Tanımadığın komşulardan mektuplar, hediyeler, etkinlik davetiyeleri alıyorsun. Burada olmak, burayı seçmek birleştiriyor bizi. Şeffaf iletişimin zaruri olduğu, üreten, aklına fikrine hayran olduğum bireyleri koy yanıma çünkü “bölünürsek yok oluruz, bölüşürsek tok oluruz”. Tek başınalığını sağlayabildiğin bir alanın olduğu müddetçe, bence mecbur topluluk olmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehirdeyiz ama kuşun sesini, uğur böceğini, rüzgârda sallanan çimleri görebiliyoruz: Etiler mahallesinde, Çamlık dolaylarından bildiriyoruz. Yasemin Yapanar'ın peşindeyiz bu defa.
19 Haz 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Sanatçı misafirlik programları, yaratıcıları yerel bilgiyle buluşturan araştırma ve karşılıklı öğrenme alanları. Şeflerin, tasarımcıların ve araştırmacıların katıldığı bu programlarda, gidilen yerin insanlarıyla, doğasıyla ve kültürüyle kurulan ilişki de üretimi şekillendiriyor. Kapadokya’dan Sardinya’ya uzanan örnekler, zanaat bilgisinin aktarılması ve kırsal kalkınma için yeni olanaklar sunuyor. Programların değeri ise sanatçıların, ev sahiplerinin ve yerel toplulukların birbirinden ne öğrendiğine ve birlikte ne üretebildiğine bağlı.

Verona’daki Biblioteca Capitolare, 1.500 yılı aşkın geçmişiyle dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kütüphanesi kabul ediliyor. 517 tarihli elyazmalarından silinip yeniden ortaya çıkan metinlere uzanan koleksiyon, yalnızca yazının tarihine değil, kitapların yüzyıllar boyunca nasıl korunduğuna da ışık tutuyor.

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.

Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?



