“Bölünürsek yok oluruz, bölüşürsek tok oluruz”.


Modern, sportif ve tamamen elektrikli: Yeni BMW i4 Borusan Otomotiv'in Türkiye temsilcisi olduğu BMW, BMW i3 ile başlayan elektrikli mobilite yolculuğuna ilk tamamen elektrikli Gran Coupé modeli Yeni BMW i4 ile devam ediyor. Çarpıcı ve dinamik bir sürüş deneyimi arayanlar için Yeni BMW i4 şimdi Türkiye’d e . Neler var? Markanın efsanevi sürüş keyfini ve üstün performansını tamamen elektrikli modelinde de mükemmel bir şekilde yansıtan Yeni BMW i4’ün 340 bg güç ve 430 Nm tork üreten elektrik motoru, otomobili 0'dan 100 km/s hıza sadece 5.7 saniyede ulaştırıyor. Araç, 11kW gücündeki AC şarjla 8.5 saatten kısa bir sürede tam dolu batarya kapasitesine erişebiliyor ve 590 km yol kat edebiliyor. 200 kW’a kadar çıkabilen DC şarj istasyonunda ise 10 dakikalık şarj ile yaklaşık 164 km menzil sunuyor. Üretim sürecinde yalnızca hidroelektrik santrallerinden elde edilen yenilenebilir enerji kullanılmasıyla dikkat çeken Yeni BMW i4, bu sayede doğal kaynakları daha sorumlu bir şekilde kullanarak karbon ayak izini minimuma indirmeyi hedefliyor. Tasarım: Dinamik sürüş özelliklerini; modern, zarif ve sportif bir tasarımla harmanlayan Yeni BMW i4 , BMW’nin imzası niteliğindeki büyük böbrek ızgaraları, gövdeye entegre edilen kapı kolları ve aerodinamik kusursuzluk için optimize edilen hafif alaşım jantlarıyla çarpıcı bir dış tasarıma sahip. Yeni BMW i4 eDrive40 rüzgâra karşı minimum direnç göstererek tamamen elektrikli otomobiller için oldukça önem taşıyan aerodinamik yapıyı öne çıkarıyor. Yeni BMW i4 eDrive40 Borusan Otomotiv Yetkili Satıcılarında, ayrıntılı bilgi ise burada .
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
"Önce Kolektif House, şimdi Masiva. Bir komünite inşa ediyorsun hep. Sence neden topluluklar var hayatımızda?" muhakkak bu ilk sorularımızdan biri Yasemin'e (Yapanar). Önce buradan başlamak lazım, neden bir toplululuğun içinde olma ya da onu yaratma arzusundayız, onu anlamak.
Neden topluluklara ihtiyaç duyuyoruz? Daha doğrusu sence komün olmak insan hayatında mecburi mi yoksa bir tercih meselesi mi?
Biz insanlar aciz varlıklarız, hayatta kalabilmemiz için birbirimize ihtiyacımız var. Bu demek değil ki sürekli birileri olsun etrafımızda. Bana kalırsa sürekli kalabalıklarda olma isteği de kendinden kaçış. Önce insan tek başınalığını sevmeyi öğrenmeli. Telefondan, televizyondan uzak vakit geçirebilmeli, kendiyle sosyalleşebilmeli. Kendine, sessizliğine tahammül edebilmeli. Sonra çıksın sokaklara, karışsın kalabalıklara.

Masiva Journeys, Cunda Adası
Bir komünü birbirine ne bağlar? Belli inançlar, hedefler ve hayat tarzları mı onları bir araya getirir?
Keşke farklı hayat tarzları veya inançları olan insanlardan da bir komün olabilse. Bu ancak herkesin kendi üzerinde derinlemesine çalışmasıyla mümkün. Böylelikle zıtlıkların farklı renkler olduğunu kavrayabilirdik ve farklılıkların birbirini nasıl da tamamladığını.
Gel gör ki benim deneyimime göre Türkiye’deki komüniteler bu şekilde oluşmuyor. Ötekileştirmek üzerine kurulu bir kültürümüz var keza. Biz kendimizden “değişik” olanlardan üstün görebiliyoruz şahsımızı. Üreyen ve üreten bir komünite kurabilmenin ilk şartı şeffaf ve şefkatli bir iletişim kurmak. Önce kendi korkularımızı, kusurlarımızı ve kırılganlıklarımızı bilmek, kabullenmek. Yargılıyor, inceliyor, kıyaslıyor, reddediyor veya kabul ediyoruz ama var olanı hiçbir zaman gerçekte göremiyoruz. Eğer karşımızdaki insanın davranışlarını algılayış biçimimizin tamamının bizimle ilgili olduğunu bir kavrayabilsek tüm yaşam şeklimiz değişecek. Bunun farkındalığıyla kurulan komünitelerin bence önü açık.

Yasemin, bir diğer ait olduğu komünde, Kosta Rika'da
İstanbul'un bir mahallesinde ideal bir komün kursan bu nasıl bir topluluk, nasıl bir yer olurdu?
İstanbul'da ideal bir komün kuracak olsam önce mahallenin planlamasına ve tasarımına el atardım: şimdi şehri bir çember gibi planladığımızı düşünelim. Çemberin ortasında birleştiren kafeler, etkinlik alanları ve tüm ihtiyaçlar. Biraz etrafında parklar. Çemberin dışında da evler. Mahallenin billboard’larında şiirler, her bir köşesinde ilham veren sözler ve sanat var. Tanımadığın komşulardan mektuplar, hediyeler, etkinlik davetiyeleri alıyorsun. Burada olmak, burayı seçmek birleştiriyor bizi. Şeffaf iletişimin zaruri olduğu, üreten, aklına fikrine hayran olduğum bireyleri koy yanıma çünkü “bölünürsek yok oluruz, bölüşürsek tok oluruz”. Tek başınalığını sağlayabildiğin bir alanın olduğu müddetçe, bence mecbur topluluk olmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehirdeyiz ama kuşun sesini, uğur böceğini, rüzgârda sallanan çimleri görebiliyoruz: Etiler mahallesinde, Çamlık dolaylarından bildiriyoruz. Yasemin Yapanar'ın peşindeyiz bu defa.
19 Haz 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.

Vancouver kültürel açıdan çok yeni bir şehir fakat ağaçların tarihini düşününce ya da Hot Springs Cove’u keşfedince kültürünün çok daha eski ve doğasının her şeyin üstünde olduğu ortaya çıkıyor. İlk halkların mitlerini az da olsa takip etmek orada insana doğanın kadim bilgisinin rehber olabileceğini gösteriyor.

Türkiye'nin belki de en sevilen tatil destinasyonu Kaş, bu yıl 28-30 Ağustos'ta sekizinci kez Kaş Caz Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Odağına cazın evrensel dili üzerinden aidiyet, yolculuk, kültürel etkileşim ve ortak hafıza kavramlarını alan festivalin hikayesini ve Kaş'ta oluşan festival kültürünü festival direktörü Serdar Karatepe'den dinledik.

Halihazırda yoğun ilgi gören tatil beldelerine “instagramlanabilir” yeni keşiflerin de eklenmesiyle özellikle yaz aylarında dünyanın dört bir yanındaki dingin kasabalar turist akınına uğruyor. Peki popüler tatil destinasyonlarında düzeni sağlamak adına alınan yaratıcı (ve kimi zaman oldukça katı) önlemler neler?



