'Bozuk Para': Hiçbir şey kalmadığında insan nereye döner?

İlk kitabıyla pek çok övgüye ve ödüle layık görülen Yasmin Zaher, kendisinden beklenenin aksine, travmalarını romantize etmeyi reddediyor. Filistinli bir yazarın kurguladığı Filistinli bir kadın karakterden umulan o dramatik, yürek dağlayan hikayeyi vermiyor okura. Kiriyle, pasıyla, "ahlaksızlığıyla", tıpkı hayat gibi bütün çelişkileri ve çatışmalarıyla, gerçekten hikayesi neyse ve nasılsa onu anlatıyor.
'Bozuk Para': Hiçbir şey kalmadığında insan nereye döner?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

"Hayatındaki çelişkiler ne kadar çoksa, kimliğin ne kadar karmaşıksa, ruhun ne kadar katıysa sevmek ve sevilmek de o kadar zor."

 

Yazı: Şeyma YE

Kolunda oldukça nadir ve pahalı bir çantayla New York sokaklarında özgürce yürümenin tadını çıkaran bir kadın hayal edin. Daha önce yürüdüğü sokaklardan, şehirlerden farklı olarak, gören herkesin hasetle ve hayranlıkla baktığı bir kadın. Sabah üzerine sıktığı parfümün yanından geçenleri büyülediğinin farkında. Tam bir Hollywood filmi sahnesi gibi, değil mi? 

  • Oysa o, özgürce yürüdüğü sokakların sahipleri gibi ayrıcalıklı "beyaz"lardan değil, gerçek bir ülke olup olmadığından kendisinin de emin olmadığı bir yerden, Filistin’den dünyanın başkentine, New York’a göç etmiş kimsesiz bir kadın.

Ülkesindeki pek çok insan gibi, ailesindeki kadınların da birkaç nesildir binbir emekle gelmeye çalıştığı bu şehre gelmeyi başarmış; neslini onurlandırmış. Fakat sokaklarında yürüdükçe, rahatsız edici, yapış yapış bir kir bulaştığını düşünüyor bu şehirde üstüne.

Bozuk Para, çatışmaların ve çelişkilerin bütün gerçekliğiyle ve rahatsız ediciliğiyle, utanmadan ve hatta gönençle başrolü kaptığı, gerçek bir hikaye. Yasmin Zaher, bu ilk kitabında okuruna ismini bilmediğimiz tuhaf bir baş karakter kılığında sekiz ay süren Amerika'daki kendi hayatını anlatıyor. Kısa bölümler, kesik kesik düşünceler, birikmiş kirler, bastırılmış arzular ve sırtının tam ortasında, eliyle bir türlü erişemediği bir noktada, birdenbire beliriveren bir bozuk para uyandırıyor geride bırakmak istediği her şeyi. 

Okumaya devam ettikçe bunun yalnızca çocukken kazayla yuttuğu bir bozuk para olmadığını anlıyorsunuz. Topuklu ayakkabılarla yürüyemediği için sevmediği toprak yollarıyla, birlikte olmaktan haz almadığı kendine benzer insanlarıyla memleketinin hikayeleri bir metal parçası olarak vücuduna kazınmış, söküp çıkarmanın imkanı olmayan bir yerine iyiden iyiye yerleşivermiş.

"'Benzer insanlarla olmak istemiyorum,' diye devam ettim, 'çok sayıda düğümlü sicimi birbirine sürtersen güzel bir örgüye dönüşmezler, sadece çirkin bir dağınıklığa dönerler.'"

Adsız kahramanımızın hikayesi derinleştikçe kararıyor. Öğrencileriyle kurduğu çarpık ilişkiler, hayatına giren erkek ve kadınlarla bir türlü öremediği, ördüğünde çözemediği tuhaf bağlar, kendine ait olmayan kimlikler, pasaportlar ve kendine ait olduğu hâlde reddettiği hikayeler birbirine dolanıp kördüğüm olduğunda, kendine dönüveriyor. 

Olmak istediği yerde mi bilmiyoruz, fakat olmak istemediği yerden epeyce uzakta bir yerde, üzerine sinen kokulardan arınmak için bir temizlik rutinine tutunuyor. Şehrin kalabalığından sıyrılıp eve döndüğünde, vücudunun tüm kıvrımlarını defalarca yıkayarak kirlerinden temizlendiğine inanmaya başlıyor. Tüm gün üstüne yapıştığını hissettiği bakışlardan, etiketlerden ve yargılardan ancak böyle arınabiliyor. Kendi deyimiyle: 

"...ne ülke ne de üçüncü dünya sınıfına sokulabilecek Filistin’den gelmişti; orası kendine özgü bir yerdi ve ailesindeki kadınlar temiz olmaya çok önem verirdi, belki de hayatlarında kontrol edebilecekleri başka çok az şey olduğu içindi."

Hayatının kontrolden çıktığını hissettiği anlarda yine tanıdık alışkanlıklara sığınıveriyor. Takıntı hâline getirdiği bu temizlik rutini, onun için hijyenden ziyade ait olduğu yere, kendinden olana ve kendi olduğuna döndüğü bir yuvaya dönüşüyor. Zaten ne tam "siyah" ne tam "beyaz" olabildiği bu koca şehirde kontrol edebildiği tek alan, tıpkı memleketinin kadınları gibi, kendi bedeni.

Filistin’de yıllardır süregelen soykırımın bir kez daha tüm şiddetiyle canımızı yaktığı bugünlerde, yerinden edilmenin, haksızlığa uğramanın, görülmemenin, haddi hesabı olmayan kaybın, kabul edilmemenin ve kalp kırıklıklarının travmasının göçmen bir genç kadın bedeninde nasıl dile geldiğini dürüstçe anlatmış Zaher. Öyle ki son zamanlarda modern dünya edebiyatında sık sık karşılaştığımız baş karakterin adsızlığının, Zaher’in kitabında özel bir hikayesi var:

"Bana gelince, benim adım yok. Savaşta kaybettim onu, kalkanını kaybeden şövalye gibi. Biz çiftçi değildik, ailem şehrin seçkinlerindendi. Hatta büyük büyükbabam varlıklı bir toprak sahibiymiş. 1948’de tarlalarında çalışan köylüler mülteci olmuş ve İsrail tüm topraklarına el koymuş. Zenginken fakirleşmiş ve anneannemin gözleri önünde kırık bir kalple ölmüş. Doğa hakkında bildiklerimi anneannemin bahçesinden öğrendim. Otlar, turunçgiller, yemişler, isimleri muhtemelen İngilizce’de olmayan o harika meyveler."

Bozuk Para, okuması kolay fakat anlaşılması güç, hikayesi oldukça güçlü bir roman. Bu ilk kitabıyla pek çok övgüye ve ödüle layık görülen Yasmin Zaher, kendisinden beklenenin aksine, travmalarını romantize etmeyi reddediyor. Filistinli bir yazarın kurguladığı Filistinli bir kadın karakterden umulan o dramatik, yürek dağlayan hikayeyi vermiyor okura. Kiriyle, pasıyla, "ahlaksızlığıyla", tıpkı hayat gibi bütün çelişkileri ve çatışmalarıyla, gerçekten hikayesi neyse ve nasılsa onu veriyor. Cesurca ve pervasızca.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?

14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Emre Eminoğlu

·

25 Eyl 2026

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Aslı Perker

·

25 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

Burcu Dimili

·

25 Eyl 2026

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Mehmet Sindel

·

24 Eyl 2026

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.

Soner Can

·

24 Eyl 2026

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah