Brundtland Komisyonu


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
1960'ların sonundaki sosyal hareketlerle birlikte kaynakların sürdürülebilirliği konusunda birtakım fikirler oluşmaya başladı. Bu fikirler genelde gelişmiş ülkelerde ortaya çıkıyordu. Bunun nedeni ise, bu ülkelerin ülke içindeki gelişmişlik ve gelir adaletsizliği sorunlarını nispeten çözmüş olmaları olarak gösterilebilir. O noktaya kadar fazla göze batmamış olan çevresel sorunlardan etkilenmeler, açlık ve fakirlik, temel sağlık hizmetlerinden yoksunluk, şehirlerde oluşan kirlilik ve genişleyen suç ortamı insanları bir yandan düşünmeye iterken, diğer yandan şehirlerin dışında ya da çevresinde yaşamaya yöneltti. Çoğu kişi bu problemlerden olabildiğince uzakta yaşayarak bunların çözülebileceğini umdu. Ne yazık ki bir yandan büyük şehirlerde çalışmayı arzulamak, öte yandan da bu şehirlerin merkezinde yaşamayı istememek, bugün büyük şehirlerin en büyük problemlerinden biri olan şehirlerin “saçaklanması”na neden oldu. Ayrıca görülen bu problemlerin tek tek çözülmesi de mümkün değildi; çünkü bunların hepsi aslında birbiriyle alakalı konulardı.
Tüm bu problemlere kafa yormak için akademisyenler, sivil toplum örgütleri, diplomatlar ve endüstri yöneticileri değişik düşünce kuruluşları oluşturdular. Bunların en önemlilerinden biri 1968 yılında kurulan Roma Kulübü’dür. Bu grup MIT’deki dört bilim insanından özellikle doğal kaynaklar ve kaynak kullanımını temel alan bir “nereye gidiyoruz?” raporu yazmasını istedi. Donella H. Meadows, Dennis L. Meadows, Jørgen Randers ve William W. Behrens III, 1972 yılında “Büyümenin Sınırları” (The Limits to Growth) raporunu çıkarttılar. Ekonomistlerin gözünde o noktaya kadar (hatta belki bugün bile) sonsuza kadar büyüyebilmek mümkündü. Yalnız Büyümenin Sınırları raporundan sonra sonsuza dek ekonomik büyümenin mümkün olmadığı bilimsel olarak ortaya konuldu. Rapor bu şekilde büyümeye devam edecek olursak endüstriyel çıktı ve dünya nüfusunun, yaklaşık 2072 yılından itibaren çok hızlı ve kontrol edilemeyen bir çöküş yaşayacağını gösterdi. Bunun engellenerek ekolojik ve ekonomik dengeye ulaşılabilmesi için, o zamanki büyüme hızının ve şeklinin değişmesi gerekiyordu.
Bu görüşleri bugün ortaya koyduğunuzda bile, büyümenin sonsuza kadar sürebileceğini düşünen çoğu birey tarafından ciddiye alınmayabilirsiniz. Aslında bu çok da yanlış bir düşünce değil. Ne de olsa yüzyıllardır doğayı talan etme pahasına büyümeye devam ediyoruz. Doğanın kaynaklarını sömürüyoruz ve atıklarımızı da serbestçe doğaya atıyoruz. Geniş resme bakmayıp sadece kendi çevresinde gününü geçiren insanlar açısından bir sorun olmadığının düşünülmesi o gün de normaldi ve bugüne kadar da bu düşüncede ciddi bir değişim olmadı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan 1970'lere kadar ekonominin normal biçimde büyüyüp geliştiği ve her şeyin yolunda olduğu düşünülüyordu. Ekonomik sistem 1960’ların sonunda ciddi bir sarsıntı geçirdi ama esas 1970'lerde iki çok önemli kaynak krizi ile karşılaştı. Bunlardan ilki 1973-74 petrol kriziydi. Bu krizin sebebi, petrol üreticisi Arap ülkelerinin İsrail-Arap Savaşı'nda Batılı ülkelerin İsrail'in tarafını tutmaları karşısında onlara uyguladığı bir ambargoydu. Bu kriz sonunda ham petrolün varil fiyatı neredeyse dört katına çıktı. Yalnız daha önemlisi bu kriz, Batılı ülkelerde yaşayanlara kaynakların sonsuz olmadığı düşüncesini ilk defa ciddi bir şekilde ortaya koydu. Daha sonra da 1979 yılında İran Devrimi ve İran-Irak savaşı ile bir petrol krizi daha patlak verdi ve petrol fiyatları iki kat daha arttı. 1970’lerin başında ham petrolün varil fiyatı 3 dolar civarından iken 1970’lerin sonunda 40 doları buldu. Yaşanan bu iki olay dünya kaynaklarının sınırsız olduğu düşüncesinde sarsıntıya yol açtı.
Aslında jeofizikçi M. King Hubbert 1956 yılında “Peak Oil” (Petrol Tepesi) kavramını ortaya atmıştı. Bu teoriye göre ham petrol üretimi normal bir dağılım gösterir. Yani önce azar azar üretilir, sonra üretim artarak bir tepe noktasına ulaşır, sonunda da azalarak sıfıra düşer. Bu dağılımın artış tarafıyla azalış tarafı simetriktir. Hubbert bu teoriyi değişik ülkelerin petrol üretimlerine uygulayarak doğru olduğunu göstermiştir. Yalnız petrol üretimi sadece dünyada ne kadar petrol kaldığının bir fonksiyonu olmadığı için, aradan geçen zamanda dünyanın ne zaman Petrol Tepesi’ne ulaşacağı, hatta böyle bir tepenin var olup olmadığı hala tartışılmaktadır. Ayrıca benzer “tepe” kavramları doğal kaynakların pek çoğu için tartışılmaktadır. Buna karşılık sürdürülebilirlik doğadaki kaynakların yenilenmesine dayanmaktadır, böylece herhangi bir kaynak tepe noktasına ulaşmadan uzun süre kullanılabilecektir.
Kaynakların kısıtlılığı uzun süredir konuşuluyor olsa da, “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı ilk defa Uluslararası Doğanın Korunması Birliği'nin (International Union for the Conservation of Nature) 1980 yılında yayımladığı “Dünya Koruma Stratejisi” isimli belgede kullanıldı. Bu strateji belgesi ilk defa sürdürülebilir kalkınma hakkında kısa bir bölüm de içeriyor, ancak bu belge o noktada fazla değer verilen bir belge olmuyor. Bu çabalar Birleşmiş Milletler’in de sürdürülebilir kalkınma bağlamının farkına varmasına neden oldu.
Birleşmiş Milletler bu konunun uluslararası düzlemde incelenmesi amacıyla bir komisyon kurdu. Dünya Çevre ve Gelişme Komisyonu’nun (World Commission on Environment and Development) başına da Norveç'in eski başbakanı Gro Harlem Brundtland getirildi. Komisyon bundan sonra literatürde artık bu isim ile değil, “Brundtland Komisyonu” olarak bilinmeye başlandı. Bu komisyon uzun çalışmalar sonunda çok önemli bir rapor hazırladı: Ortak Geleceğimiz (Our Common Future). Bu rapor ilk defa Sürdürülebilir Kalkınmanın ya da gerçek bağlamı ile Sürdürülebilir Gelişmenin bir tanımını ortaya koydu. Bu tanıma göre “gelişme, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını gidermelerine engel olmadan bugünkü ihtiyaçlarımızı giderebilmektir” şeklinde açıklandı.
Brundtland Komisyonu aynı zamanda 1992 yılında Rio de Janeiro’da yapılan Dünya Zirvesi’nin (Earth Summit) temelini oluşturdu. Rio’daki Dünya Zirvesi’nde sürdürülebilirlik ve çevre açısından çok önemli kararlar alındı. Bu zirvenin günümüze kadar süren sonuçlarına da bir sonraki hafta değineceğim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Orman Adam, Brundtland Komisyonu, Yeşil Yıldız
12 May 2021

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR


