Cam tavan opaklaşıyor mu?


Geleceğin ilaç firması GEN, halka arz oluyor 1998’den beri Türk ilaç sektöründeki karşılanmamış sağlık ihtiyaçlarına, nadir hastalıklara ve özel tedavi alanlarına yönelik yenilikçi ürün ve çözümleriyle öne çıkan GEN, 28-29-30 Temmuz 2021 tarihlerinde halka arz oluyor. Türkiye ve yurt dışındaki yatırımları, deneyimli AR-GE kadrosu ve stratejik küresel ortaklıkları ile gücüne güç katan GEN, halka arz süreci ile ilaç sektörünün geleceğine yön vermeyi hedefliyor. Ankara’da 40.000 m2’lik alana kurulu GMP onaylı üretim tesisi ve 6 ülkede 500 çalışanı ile GEN, pandemi döneminde de yatırımlarına hız kesmeden devam etti. 2020 yılında ilk FDA başvurusunu yapan ve 2021 yılında Turquality programına kabul edilen GEN, küresel bir oyuncu olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız
“Artık maaş konularında naif olmayacağım. Her ne kadar eşitsizliğin farkına varmış olmam güzel bir şey olsa da durum utanç verici.”
Netflix dizisi The Crown’un başrol oyuncusu Claire Foy, yardımcı karakter Prens Philip’i canlandıran Matt Smith’ten daha düşük maaş aldığını öğrendikten sonra şaşkınlığını bu sözlerle ifade etmişti. Dizinin yapımcıları tarafından bir konferansta "istemeden" ortaya çıkarılan bu eşitsizlik, Matt Smith'in daha tanınmış bir oyuncu olmasına bağlanmış, medya ilgisi bir özür ile geçiştirilmeye çalışılmıştı. Bölüm başına 7 milyon dolar bütçesi olan bir yapımda yaşanan bu durum kimilerine şaşırtıcı gelebilir; ancak gelir eşitsizliği coğrafya veya sektör fark etmeksizin iş dünyasındaki kadınların ortak problemlerinden biri. Üstelik, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği azaltmak adına kadın örgütleri öncülüğünde senelerdir kat edilen gelişme, pandemi döneminde sekteye uğramış görünüyor.
Pandemi, kadınların iş hayatına katılımını nasıl etkiledi?
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) mart ayında yayımladığı “Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu 2021” verilerine göre, kadın ve erkeklerin gerçek anlamda eşit olabilmesi için gereken süre pandeminin de etkisiyle 99,5 yıldan 135,6 yıla çıktı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) geçtiğimiz hafta yayımladığı araştırma ise kadınların iş dünyasındaki adaletsiz istihdamı ve gelir kaybının yakın gelecekte de devam edeceğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre kadınlar, 2021’de 2019’a kıyasla 13 milyon daha az istihdam edilecek; erkek istihdamı ise pandemi öncesi seviyelerine dönecek.
Sektörel cinsiyet dağılımı: Pandeminin en çok etkilediği sektörler arasında konaklama, gıda, eğitim ve hizmet sektörleri geliyor. Kadınların bu sektörlerde daha yoğun çalışması, pandemi döneminde orantısız iş ve gelir kayıplarına maruz kalmalarına neden oluyor. ILO pandemi nedeniyle işini kaybeden kadınların oranını %5; erkeklerin oranını ise %3,9 olarak bildiriyor. Öte yandan, tüketime bağlı sektörlerin altüst olmasıyla birlikte üst düzey pozisyonlar için artık daha az kadının tercih edilmeye başlandığı belirtiliyor.
Gelir eşitsizliği: Kadınlar, genellikle kendileriyle aynı pozisyondaki erkek meslektaşlarından daha az kazanıyor. Küreselde erkeklerin kazandığı her dolara karşılık kadınlar, 0,77 sent kazanıyor. Türkiye’de ise kadınların geliri ortalama gelirin %17 altında. Dolayısıyla olası bir kriz anında evdeki erkeklere oranla daha az kazanan kadınlar, özellikle ailevi ve evle ilgili işleri üstlenmek için işlerini bırakmaya daha yatkın oluyor.
Stres yükü: Araştırmalar, pandemi döneminde kadınların %27’sinin ev ve çocukla ilgili konularda artan baskılar nedeniyle psikolojik olarak ekstra yük altında hissettiğini; erkeklerde ise bu oranın %10 olduğunu ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’ta yapılan bir araştırma, pandemiden sonra annelerin %69’unun, babaların ise %56’sının en az haftada bir kez evden çalışmak istediğini ortaya koyuyor. Normalleşme sürecinde erkeklerin kadınlara kıyasla daha hızlı bir şekilde ofislere dönmesi ihtimali ise ofislerin gelecekte erkek egemen mekânlar olmasına yönelik endişeleri artırıyor.
Anormal normlar
Toplumsal cinsiyet normları, özellikle ataerkil bileşenleri güçlü toplumlarda, kadınların (ve LGBT+ bireylerin) sadece sosyal hayatta var olmalarını zorlaştırmıyor, aynı zamanda iş hayatında ihmal ve suistimal edilmesinin önünü açıyor.
“Kadın ne kadar iyi olursa olsun maaşı her zaman bir erkeğe göre daha az oluyor. Kadının ev ve çocukla bağdaştırıldığı ve bu nedenle iş hayatında ikinci plana atıldığı, kolay lokma olarak görüldüğü bir gerçek. Pandemiyle beraber durum, belki de kasıtlı olarak daha kötüye götürüldü. Erkekleri ofise çağıran ve kadınların evde kalmasını isteyen şirketler var. Böylelikle kadınlara daha da az maaş vermeyi meşrulaştırıyorlar. Bakıcı/kreş ise ortalama bir kadın için zaten masraflı. Bu nedenle birçok kadın işi bırakmak zorunda kaldı.” - Sigortacılık ve sağlık sektöründe çalışan bir yönetici
“Gazetecilik yaparken idealde, Suriye gibi yerlerde sahada çalışmam gerekiyordu. Çok hevesli ve her seferinde gönüllü olmama rağmen bana “Ama sen kadınsın,” dendi. Bu anlamda kadınlığımın bana dezavantaj olarak sunulduğunu gördüm. Erkek meslektaşlarımdan, en az onlar kadar iyi olduğum halde, sürekli olarak bir adım geride tutulmak beni delirtiyordu. Bu hala içimi acıtan noktalardan biridir.” - Ş. Nazlı Gürbüz / Gazeteci
Eşitsizliğin maliyeti
İş hayatında fırsat eşitliğinin sağlanması sadece düşünsel bir ütopyaya hizmet etmiyor; aynı zamanda ekonomik avantajlar da sağlıyor. Pandemi öncesi verilere göre, fırsat eşitsizliğinin maliyeti gayrisafi küresel hasılanın %15’ine denk geliyor. Yani her 100 doların 15 doları eşitsizliğin maliyeti olarak ekonomilere yansıyor. McKinsey’nin yaptığı bir araştırmaya göre, iş hayatında toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmış olsaydı küresel ekonomi 2025'te 28 trilyon dolar daha fazla hacme sahip olacaktı. Bu meblağ, Apple değerinde 14 tane şirkete veya yedi tane Almanya ekonomisi büyüklüğüne denk geliyor. Eşitsizlik sadece bir maliyet oluşturmuyor, ekonomik potansiyelin de atıl kalmasına neden oluyor.
İş dünyasında eşitliği sağlamak adına...
İş dünyasının “daha adil ve hızlı” bir şekilde gelişmesi için pandemi sonrası toparlanma döneminde şirketlerin ve uluslararası kuruluşların toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik stratejilere odaklanması gerekiyor. ILO, kadınların iş hayatına hızlı bir şekilde yeniden giriş yapması için alınması gereken önlemleri şu şekilde sıralıyor:
- Kadınlar ve erkekler arasında daha eşit bir iş bölümünü teşvik etmesi için bakım sektörüne yatırım yapmak,
- Doğum izni ve esnek çalışmaya yönelik yeni düzenlemeler getirmek,
- Üst düzey pozisyonlarda kadınların rol alması için hedefler belirlemek,
- Maaş eşitliği sağlamak,
- İş dünyasında şiddet ve tacizi ortadan kaldıracak adımlar atmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de genç işsizliği son bir yılda %8,8 artarak %25,3’e yükseldi. İş hayatında kadın ve erkeklerin gerçek anlamda eşit olabilmesi için gereken süre, pandemi döneminde 99,5 yıldan 135,6 yıla çıktı.
26 Tem 2021

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.



