Büyük kur şokları ve fiyat yapışkanlığı


Vergi muafiyetlerinden Mükellef Lite ile yararlanın Bu ay Mükellef’in gündeminde Sosyal Medya İçerik Üreticileri ve Mobil Uygulama Geliştirenler için Vergi İstisnası var. Nedir? 1 Ocak 2022 itibarıyla yürürlüğe giren Sosyal Medya İçerik Üreticileri ve Mobil Uygulama Geliştirenler için Vergi İstisnası, Youtube, Tiktok, Twitch vb. sosyal ağlarda içerik üreten ve bunlardan gelir elde eden içerik üreticilerini; mobil uygulama geliştirip, uygulama marketlerinden gelir elde edenleri ilgilendiriyor. İstisna, bu kişilerin faaliyetlerinden elde ettikleri, yıllara göre değişen belli oranlardaki kazançları kapsarken kişilere, bankalarda özel bir hesap açma ve bu faaliyetlerine ilişkin tüm gelirlerini hesapta tutmayı zorunlu kılıyor. Bankalar, eğer gelirleri kanunda belirtilen miktarı aşarsa, %15 oranında gelir vergisi kesintisi yaparak beyan edip ödemekle yükümlü oluyor. Ne yapmalı? Vergi istisnasından yararlanabilmek için öncelikle “İstisna Belgesi” alınmalı ve belgeyi alırken vergi mükellefiyet durumuna dikkat edilmeli. Vergi muafiyeti için Mükellef Lite: Eğer siz de bu gibi faaliyetlerden gelir elde ediyorsanız elde ettiğiniz kazançlar için vergi muafiyetinden Mükellef Lite ile faydalanabilirsiniz. Mükellef , şirket kurmadan; esnaf vergi muafiyet belgesi alınması, gelir – gider raporlaması yapabilmeniz için ön muhasebe programı ve banka hareketleri takibi gibi tüm süreçlerde her zaman yanınızda olmaya hazır. Detaylı bilgi için burayı ziyaret edebilir, Mükellef Lite ile vergi muafiyetinden yararlanarak işinizi büyütmek için bu bağlantı üzerinden hemen başvuru yapabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Türkiye, üç yıl gibi çok kısa sürede iki büyük kur şoku yaşadı. Yani Türk lirasının (TL) değeri, 2018’den bugüne iki kez öngörülemez ve durdurulamaz şekilde düştü. Bu süreçlere yukarıdan bakabilmek için bazı isimler vereceğim. Berat Albayrak’ın bakan olduğu döneme “birinci kur şoku dönemi”, Naci Ağbal’ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanı olduğu döneme “ara dönem”, Şahap Kavcıoğlu’nun TCMB başkanı olduğu - hâlâ içinde olduğumuz- döneme “ikinci kur şoku dönemi” diyeceğim.
Birinci kur şoku dönemi
Türk lirasındaki kur şoku fenomeni, Berat Albayrak’ın bakan olduğu Temmuz 2018’de başladı. Albayrak, bakan olduğunda 4,70 olan TL/dolar kuru, bakanlığı bıraktığı Kasım 2020’de 8,23’e kadar yükselmişti. Bu süreç, oldukça karmaşık para politikası araçlarının kullanıldığı ve Merkez Bankası bağımsızlığına büyük bir darbenin vurulduğu bir süreçti. Yine bu dönemde, TCMB’nin ihtiyaç akçesi ve rezervleri neredeyse sıfıra indi.
Ara dönem
Berat Albayrak’ın istifasından hemen önce 7 Kasım 2020’de Naci Ağbal, TCMB başkanlığına getirildi. Bu döneme 8,23’le seyrine başlayan kur, Naci Ağbal’ın görevden alındığı Mart 2021’e kadar 7,20’ye geriledi. Birinci kur şoku döneminde TCMB’nin rezervlerinin büyük bir kısmı eritilmesine rağmen TL, çok büyük değer kaybetmişti. Naci Ağbal döneminde ise yine hiçbir yapısal ve kurumsal değişiklik olmamasına rağmen TCMB’nin görece bağımsız bırakılmasıyla TL değer kazandı.
İkinci kur şoku dönemi
Mart 2021’de Naci Ağbal’ın yerine Şahap Kavcıoğlu’nun getirilmesiyle ikinci kur şoku dönemi başladı. Bu sürecin mimarının da Berat Albayrak olduğu söyleniyor; ancak tabii ki elimizde buna ilişkin somut kanıt bulunmuyor. Fakat mantalite aynı: “Rekabetçi kur, yüksek ihracat”. 19 Mart 2021’de Kavcıoğlu göreve geldiğinde 7,20 olan TL/dolar kuru, aynı gün büyük bir sıçramayla 8,20 seviyelerine gelmişti.
Bu büyük sıçrayış, piyasaların TCMB’nin bağımsızlığı konusundaki endişelerinin bir dışa vurumuydu. 20 Aralık 2021'de 18,20 ile tarihi olarak en yüksek seviyesini gören TL/dolar kuru, yazının yazıldığı sırada 13,50 civarlarında seyrediyor. Kurdaki bu düşüşün kaynağı da yine Berat Albayrak dönemindeki gibi karmaşık para politikaları ve "Kur Korumalı TL Mevduat Hesabı" gibi yeni finansal ürünler olarak karşımıza çıkıyor.
Sürecin fotoğrafını çekmeye çalıştığım şu birkaç paragraftan anlaşılacağı üzere; TL’nin değer kazanması için karmaşık devlet müdahaleleri değil öngörülebilir, anlaşılır, güven veren para ve maliye politikaları gerekiyor.
Peki, kur şokları bizi nasıl etkiledi?
Hepimizin öncelikle anlaması gereken şu: Fiyatlar, asla yükseldiği kadar hızlı bir şekilde düşmez. Bu durum, üreticilerin ve satıcıların aç gözlü birer canavar olmasından kaynaklanmaz. Aslında teknik sebepleri vardır:
Örneğin; bir bardak satıcısı olduğunuzu düşünün. Deponuzda 100 bardak var. Siz bunları tanesi 1 TL’den almışsınız ve %20 kârla 1,20 TL’ye satıyorsunuz. Yaşanan kur şoku nedeniyle enerji maliyetleri arttı ve size bardak sağlayan üreticiniz, maliyet artışından dolayı artık bardakların tanesini 1,50 TL’ye temin edeceğini söyledi. Bu durumda siz bardakların yeni fiyatını 1 TL’ye göre değil 1.50 TL’ye göre belirlersiniz. Çünkü 1,20’den sattığınız her bardak için deponuza yeni bir bardak bile koyamayacak hale gelirsiniz. Bu aşamada, geçmiş maliyetiniz değil gelecek maliyetiniz önem kazanır. Tam tersi durumda, kur şoku geçmiş ve dolar adil değerine gelmiş olsun. Bu durumda da 1,50 TL’ye temin ettiğiniz bardakları yine hızlıca 1,20 TL’ye düşüremezsiniz. Çünkü bunu yaparsanız sermayenizin önemli bir kısmını kaybedecek duruma düşersiniz.
Bu süreç, tüm satıcılar ve neredeyse tüm üreticiler için geçerlidir. Bu etkiye “fiyat yapışkanlığı” denir. Fiyatların talebe ve arza göre belirlendiği bir piyasada koşulların değişmesi aynı oranda, güçte ve dönemde son fiyatlara yukarıda bahsettiğim örnek dolayısıyla etki edemez. Burada asimetrik bir süreç yürür. Yaşanan kur şoklarının neden olduğu fiyat artışlarının/enflasyonun azaltılması bu örnekten de anlaşılacağı gibi polisiye tedbirlerle değil; kurun piyasa dengeye gelene kadar uzun süre belirli bir seviyelerde kalması (Farklı nedenlerden kaynaklanan enflasyonu dışarıda bırakıyorum) ve kurun artmayacağına dair insanlarda bir güven oluşması sayesinde olur.
Enes Özkan, İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü'nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Aynı zamanda Daktilo1984'ün kurucu ortağı ve genel yayın yönetmeni.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Doların yükselişi günlük hayatımızı nasıl etkiliyor? Fiyat yapışkanlığı nedir? Türkiye'nin asgari ücretliler toplumu haline gelmesi nasıl önlenir?
14 Oca 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye’nin otomobil pazarında uzun zamandır alışık olmadığımız bir tablo ortaya çıkıyor. Sorun, artık fiyat yüksekliği ya da krediye ulaşmada yaşanan zorluklar değil. Otomobilin karşısında şu anda çok daha güçlü iki rakip duruyor: Mevduat faizi ve yatırımcının altındaki yükseliş beklentisi.

Tarih boyunca elektrikten bilgisayara kadar tüm yeni teknolojiler, işgücünün önemli bir bölümünü yerinden etti. Fakat tüm bu teknolojiler, işgücü piyasasında ciddi bir çalkantıya yol açarken yeni istihdam alanları da yarattı. Özellikle beyaz yakalı rolleri tehdit eden yapay zeka ise işgücü piyasasını çok daha derinden sarsıyor. Bu noktada Türkiye’nin işgücünü yapay zekadan daha hızlı eğitip eğitemeyeceği de merak konusu oluyor.

Hanehalkı fertleri ile evden uzakta bir haftalık tatilin masraflarını karşılayabilecek durumda mısınız? Türkiye, dünyanın en fazla turist ağırlayan ülkelerinden biri olmasına rağmen ülkede yaşayan her iki kişiden biri bir haftalık tatilin masraflarını karşılayamıyor. 2026’da savaş, artan enerji maliyetleri ve değişen seyahat tercihleri dış turizmdeki kırılganlığı daha görünür hale getirirken, Türkiye’nin fiyat avantajı da daralıyor. İç turizmde ise daha fazla kişi seyahate çıksa da konaklama süreleri kısalıyor ve seyahatlerin büyük bölümü yakınları ziyaret amacıyla yapılıyor.

İhracattaki kaybın ürün grupları ve pazarlar arasında bu kadar ayrıştığı bir dönemde sektörün mevcut koşulları nasıl okuduğunu ZÜCDER yönetimiyle konuştuk. ZÜCDER Başkanı Burak Önder’in yanı sıra Başkan Yardımcısı Senur Akın Biçer, Levent Güven, Eyyüp Memur, Ahmet Acar ve Kısmet Şener’in de katıldığı görüşmede öne çıkan ortak görüş, sektörün rekabetçilik sorununun yalnız kur ve faiz üzerinden açıklanamayacağı yönünde.

Deloitte, EY, KPMG ve PwC’den oluşan büyük dörtlünün bayrak taşıdığı yönetim danışmanlığı sektöründe ölçek, uzun yıllar boyunca rekabet avantajıydı. Fakat son yıllarda yapay zeka, bu denklemi büyük oranda değiştirmeye başladı. Daha önce kalabalık ekiplerin günlerce üzerinde çalıştığı görevleri çok daha az insanla tamamlamayı mümkün kılan bu teknoloji, küçük danışmanlık şirketlerinin büyük dörtlüyle arasındaki farkı daraltmasını mümkün kıldı.



