Büyük kur şokları ve fiyat yapışkanlığı

TL/dolar kuru, son üç senede nasıl bir seyir izledi? Kur şokları günlük hayatımızı nasıl etkiliyor? Fiyat yapışkanlığı nedir?
Büyük kur şokları ve fiyat yapışkanlığı

14 Ocak - Mükellef - Pareto
Mükellef ile birlikte

Vergi muafiyetlerinden Mükellef Lite ile yararlanın

Bu ay Mükellef’in gündeminde Sosyal Medya İçerik Üreticileri ve Mobil Uygulama Geliştirenler için Vergi İstisnası var. Nedir? 1 Ocak 2022 itibarıyla yürürlüğe giren Sosyal Medya İçerik Üreticileri ve Mobil Uygulama Geliştirenler için Vergi…

Daha fazlasını öğren →

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

Enes Özkan

Türkiye, üç yıl gibi çok kısa sürede iki büyük kur şoku yaşadı. Yani Türk lirasının (TL) değeri, 2018’den bugüne iki kez öngörülemez ve durdurulamaz şekilde düştü. Bu süreçlere yukarıdan bakabilmek için bazı isimler vereceğim. Berat Albayrak’ın bakan olduğu döneme “birinci kur şoku dönemi”, Naci Ağbal’ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanı olduğu döneme “ara dönem”, Şahap Kavcıoğlu’nun TCMB başkanı olduğu - hâlâ içinde olduğumuz- döneme “ikinci kur şoku dönemi” diyeceğim.

Birinci kur şoku dönemi

Türk lirasındaki kur şoku fenomeni, Berat Albayrak’ın bakan olduğu Temmuz 2018’de başladı. Albayrak, bakan olduğunda 4,70 olan TL/dolar kuru, bakanlığı bıraktığı Kasım 2020’de 8,23’e kadar yükselmişti. Bu süreç, oldukça karmaşık para politikası araçlarının kullanıldığı ve Merkez Bankası bağımsızlığına büyük bir darbenin vurulduğu bir süreçti. Yine bu dönemde, TCMB’nin ihtiyaç akçesi ve rezervleri neredeyse sıfıra indi.

Ara dönem

Berat Albayrak’ın istifasından hemen önce 7 Kasım 2020’de Naci Ağbal, TCMB başkanlığına getirildi. Bu döneme 8,23’le seyrine başlayan kur, Naci Ağbal’ın görevden alındığı Mart 2021’e kadar 7,20’ye geriledi. Birinci kur şoku döneminde TCMB’nin rezervlerinin büyük bir kısmı eritilmesine rağmen TL, çok büyük değer kaybetmişti. Naci Ağbal döneminde ise yine hiçbir yapısal ve kurumsal değişiklik olmamasına rağmen TCMB’nin görece bağımsız bırakılmasıyla TL değer kazandı.

İkinci kur şoku dönemi

Mart 2021’de Naci Ağbal’ın yerine Şahap Kavcıoğlu’nun getirilmesiyle ikinci kur şoku dönemi başladı. Bu sürecin mimarının da Berat Albayrak olduğu söyleniyor; ancak tabii ki elimizde buna ilişkin somut kanıt bulunmuyor. Fakat mantalite aynı: “Rekabetçi kur, yüksek ihracat”. 19 Mart 2021’de Kavcıoğlu göreve geldiğinde 7,20 olan TL/dolar kuru, aynı gün büyük bir sıçramayla 8,20 seviyelerine gelmişti.

Bu büyük sıçrayış, piyasaların TCMB’nin bağımsızlığı konusundaki endişelerinin bir dışa vurumuydu. 20 Aralık 2021'de 18,20 ile tarihi olarak en yüksek seviyesini gören TL/dolar kuru, yazının yazıldığı sırada 13,50 civarlarında seyrediyor. Kurdaki bu düşüşün kaynağı da yine Berat Albayrak dönemindeki gibi karmaşık para politikaları ve "Kur Korumalı TL Mevduat Hesabı" gibi yeni finansal ürünler olarak karşımıza çıkıyor.

Sürecin fotoğrafını çekmeye çalıştığım şu birkaç paragraftan anlaşılacağı üzere; TL’nin değer kazanması için karmaşık devlet müdahaleleri değil öngörülebilir, anlaşılır, güven veren para ve maliye politikaları gerekiyor.

Peki, kur şokları bizi nasıl etkiledi?

Hepimizin öncelikle anlaması gereken şu: Fiyatlar, asla yükseldiği kadar hızlı bir şekilde düşmez. Bu durum, üreticilerin ve satıcıların aç gözlü birer canavar olmasından kaynaklanmaz. Aslında teknik sebepleri vardır:

Örneğin; bir bardak satıcısı olduğunuzu düşünün. Deponuzda 100 bardak var. Siz bunları tanesi 1 TL’den almışsınız ve %20 kârla 1,20 TL’ye satıyorsunuz. Yaşanan kur şoku nedeniyle enerji maliyetleri arttı ve size bardak sağlayan üreticiniz, maliyet artışından dolayı artık bardakların tanesini 1,50 TL’ye temin edeceğini söyledi. Bu durumda siz bardakların yeni fiyatını 1 TL’ye göre değil 1.50 TL’ye göre belirlersiniz. Çünkü 1,20’den sattığınız her bardak için deponuza yeni bir bardak bile koyamayacak hale gelirsiniz. Bu aşamada, geçmiş maliyetiniz değil gelecek maliyetiniz önem kazanır. Tam tersi durumda, kur şoku geçmiş ve dolar adil değerine gelmiş olsun. Bu durumda da 1,50 TL’ye temin ettiğiniz bardakları yine hızlıca 1,20 TL’ye düşüremezsiniz. Çünkü bunu yaparsanız sermayenizin önemli bir kısmını kaybedecek duruma düşersiniz.

Bu süreç, tüm satıcılar ve neredeyse tüm üreticiler için geçerlidir. Bu etkiye “fiyat yapışkanlığı” denir. Fiyatların talebe ve arza göre belirlendiği bir piyasada koşulların değişmesi aynı oranda, güçte ve dönemde son fiyatlara yukarıda bahsettiğim örnek dolayısıyla etki edemez. Burada asimetrik bir süreç yürür. Yaşanan kur şoklarının neden olduğu fiyat artışlarının/enflasyonun azaltılması bu örnekten de anlaşılacağı gibi polisiye tedbirlerle değil; kurun piyasa dengeye gelene kadar uzun süre belirli bir seviyelerde kalması (Farklı nedenlerden kaynaklanan enflasyonu dışarıda bırakıyorum) ve kurun artmayacağına dair insanlarda bir güven oluşması sayesinde olur.


Enes Özkan, İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü'nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Aynı zamanda Daktilo1984'ün kurucu ortağı ve genel yayın yönetmeni.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

NEREDE YAYIMLANDI?

ParetoPareto
∙

BÜLTEN SAYISI

💸 Kur şokları ve fiyat yapışkanlığı

Doların yükselişi günlük hayatımızı nasıl etkiliyor? Fiyat yapışkanlığı nedir? Türkiye'nin asgari ücretliler toplumu haline gelmesi nasıl önlenir?

14 Oca 2022

Mükellef ile birlikte
Fotoğraf: Ozan Köse / Getty Images

YAZARLAR

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto
∙

HİKAYE

EssilorLuxottica’da yönetim krizi: Miras kavgasının perde arkasında neler oluyor?

Ray-Ban ve Oakley gibi popüler markaların çatı şirketi EssilorLuxottica, son dönemlerde ticari performansından çok kurucu ailenin içinde yaşanan iktidar mücadelesiyle gündeme geliyor. Şirket, yönetime duyulan güvensizlik nedeniyle son bir yılda %40’ın üzerinde değer kaybederken yatırımcılar, aile içindeki anlaşmazlıkların akıllı gözlük pazarının da büyüdüğü bir dönemde EssilorLuxottica'nın geleceğini nasıl etkileyeceğini sorguluyor.

Doğa Yurduneri

·

04 Kas 2026

EssilorLuxottica’da yönetim krizi: Miras kavgasının perde arkasında neler oluyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Kazanmanın anatomisi: Hızdan önce ne gerekir?

Ekim ayında düzenlenen SAP Executive Summit Türkiye’de, “Kazanmanın Anatomisi” başlıklı oturumda Formula 1’in iki efsane pilotu David Coulthard ve Mika Häkkinen konuşmacıydı. Coulthard ve Häkkinen’i dinlemek, yarışları takip ederken düşündürdükleri bazı konuları iş dünyası açısından yeniden değerlendirmemize vesile oldu. Özellikle de teknolojiye yapılan yatırımlarla insanın gelişimine ayrılan emek arasındaki ilişkiyi…

Kazanmanın anatomisi: Hızdan önce ne gerekir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Cem Arıdağ

·

31 Eki 2026

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

Doğa Yurduneri

·

27 Eki 2026

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Ümit Alan

·

23 Eki 2026

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?