Erişilemez İstanbul ve engelleyen mekânları

Şehrin yarattığı engeller ve ait olamama üzerine
Erişilemez İstanbul ve engelleyen mekânları

30 Mayıs - Wainer - İstanbul
Wainer (eski) ile birlikte

Yeni başlangıçlar, yeni ufuklar demektir: Cemal Hünal #wainerTHEswiss Wainer’in şimdiye kadar Mehmet Güreli, Nejat İşler ve Onur Saylak gibi isimlerin yeni başlangıç hikâyelerine yer verdiği videoların bir yenisini daha görmekteyiz. Wainer yayınladığı yeni videosunda Cemal Hünal’ı ağırlıyor. Hünal, incelikli İsviçre saatçiliğini günümüz trendleri ile buluşturan Wainer’in yeni videosunda izleyicilerle yeni başlangıçların ne anlama geldiğini, ürkütücü olsa da büyümenin ve genişlemenin yolunun cesaretten geçtiğini paylaşıyor. Cemal Hünal’ın yeni başlangıçları: İstanbul'dan İskoçya'ya, oradan Londra'ya ve sonra Los Angeles'a bir yolculuk, Cemal Hünal’ın ilk gençliği. Londra'da tasarım okurken yeni bir heyecana yelken açarak soluğu Los Angeles'ta alan Hünal'ın yeni tutkuları tiyatro ve sinema oluyor. Tiyatro oyunlarında rol alan, Çağan Irmak’ın Issız Adam filminde başrol üstlenen ve son dönemde Sadakatsiz dizisiyle öne çıkan Hünal; yeni başlangıçların yeni ufuklar anlamına geldiğine inanıyor. Bilinmeyene yelken açmak, alışkanlıklardan sıyrılmak ve yeni keşiflere çıkarak daha önce görülmeyeni görmeye, yaşanmayanı yaşamaya, yeni lezzetler tatmaya, yeni yollar aşmaya, yeni arkadaşlar ve yeni aşklar bulmaya heyecan duymak gerekiyor, her ne kadar ürkütücü olsa da. “Yaşamak lazım ama yeni başlangıçlarla.” diyor Hünal. Wainer ICONIC: İkonik olmanın yolu yepyeni bir estetikte yeni bir standart yaratırken bunu zamansız ve kalıcı hâle getirmekten geçiyor. İncelikli çarklar ile bezenmiş mekanik iskelet mekanizmayı altın renginin inceliği ve mavinin heyecan veren ruhuyla bir araya getiren İsviçre standartlarında üretildiğini belirten Swiss Made etiketiyle Wainer'in ICONIC serisi adının hakkını veriyor. İzin verin, İsviçre kalitesi yeni başlangıçlarınıza eşlik etsin. "Dünyayı görmek, gittiğimiz yerleri solumak içimize çekmek lazım. Yaşamak lazım ama yeni başlangıçlarla." Cemal Hünal’ın çağrısına kulak vermenin, cesur adımlar atmanın tam zamanı. Aradığınız saati buldunuz. Hemen Keşfedin. Wainer ile büyüleyici İsviçre saatçilik dünyasına adım atarak, hayatınızın yeni başlangıçlarını kutlayın…

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

“İstanbul demek, kesinlikle hız demek. Bu hıza ayak uyduramadığınızda insanlar suç sizdeymiş gibi davranıyorlar.” * 

İstanbul’un güzelliklerine odaklanmayı seviyorum. Her gördüğümde ilk kez gördüğümü sandığım boğaz, ıhlamur çiçeklerinin kokusu… Arkamdan gelen araba beni kornasıyla uyandırana kadar tabii. Yolun ortasından yürüsem bile kornaya tahammül edemiyorum. Neden yolun ortasından yürüyorum? Çünkü şehir kaldırımda yürümeme engel oluyor! Çünkü kamusal alan engellerle dolu. 

Çukurlar, tümsekler, bir adımdan yüksek basamaklar, kaldırım rampaları önüne park etmiş arabalar… +90 YouTube kanalına verdiği röportajda İstanbul’da “engellenen” insanların deneyimlerini paylaşan Seben Ayşe Dayı, “En büyük sorun sokakta yürüyebilmek.” diyor. Peki sokaklarında bile yürüyemediğim bir şehre ait hissedebilir miyim? Bu hafta engellerin ve aidiyetin izini sürmek için önce kavramsal bir tartışmaya dalacağız. 

Engeller ve sakatlık

Sakat kelimesi riskli, biliyorum. Çoğumuz karşımızda bizden farklı birini gördüğümüzde hassas davranmaya, dünyasını anlamaya ve ruhunu incitmemeye çalışıyoruz. (En azından böyle inanmak istiyorum.) Fakat ülkemizde eksiksiz bir vücut algısıyla tanımlanan “normallik hâli”nden hareketle sakatlığın olumsuz anlamlar getirdiği, utanılması gereken bir durum olduğu kanısı epey yaygın. Bu durumda da “engelli” kavramı, olumsuzluğu maskelemek için lügatimizde sıkça yer buluyor. Engelli kavramı üzerine kafamın içindeki çatışma hâlâ devam ederken MSGSÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Sibel Yardımcı’nın konu üzerine yazdığı yazı; kavramları ve pek tabii insan, toplum, şehir üçgeninde engelleri anlamamı kolaylaştırdı. Yazının bir bölümünde Engelliler.biz Platformu temsilcisi Bülent Küçükaslan’ın bakış açısından söz ediyor Yardımcı. Açıklama o kadar net ki daha iyi ifade edebileceğimi düşünmediğimden hiç bozmadan size aktarmak istedim: 

“Engelli adlandırması, engelin çevrede değil kişide olduğunu ima ediyor. Oysa “sakat” sözcüğü (sorunlu yanlar içerse de) daha çok bir hâl tespiti yapıyor.”

Bu bakış açısından hareketle şehrin engellerini ve ait hissedememeyi düşünüyorum. İstanbul büyüklüğü ve kalabalıklığıyla başta olmak üzere; ülkenin pek çok büyük şehri “normal” üzerinden şekillenen şehir yaşamıyla, ait hissetme konforuna erişebilenleri “engelli mekânlarla” erişemeyenlerden ayırıyor. 

Şehrin engelli mekânları

Sakatlık başta olmak üzere yaşlılık, kadın ya da çocuk olmak bu şehrin engellerine takılma konusunda tecrübeli olduğunuzun göstergesi. Çünkü bu gruplardan birine dâhilseniz aidiyetinizi -kim bilir kaç kez- sorgulamanız kaçınılmaz. İstanbul, erişilemezliğiyle bu grupları kendinden mahrum bırakıyor, ayrıştırıyor ve dışlıyor. Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği Başkan Vekili Süleyman Akbulut, “O kentten biri olmak istediğinizde “yok sayıldığınız” kentin mimarisi bir engel çıkarır önünüze, takılırsınız, düşersiniz hatta bazen.” diyor. Bu tökezleme ve düşme alanlarının giderilmesi ve erişilebilir, eşitleyici mekânlar yaratılması için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin özellikle toplu taşıma araçları ve istasyonlar konusunda çalışmaları mevcut olsa da henüz bütün İstanbul kapsamında erişilebilir kamusal alanlardan söz etmek pek mümkün değil. 

Peki engelleyen mekânlar en çok nerelerde karşımıza çıkıyor? Elif Çak’ın çizimlerini üstlendiği Engelleyen Mekânlar Kataloğu bize bu konuda kapsamlı bir rehber sunuyor. Kataloğa göre, şehirlerde “engelsiz” mekânlara rastlamak oldukça güç. Bu da bana ait olamama hissinin şehirlerde ne kadar yaygın olabileceği konusunda korkutucu bir öngörü sunuyor. Taksiler de dâhil, toplu taşıma araçlarında ve yollarda düşündüğümüzden çok daha fazla engel var. Hem şoförlerin hem de yolcuların konuya yaklaşımları, araçları tekerlekli sandalye ya da bebek arabasıyla kullanmanın imkânsızlığı, vapurlarda herhangi bir sesli uyarı sisteminin olmaması, çalışmayan metrobüs asansörleri, kaldırımları işgal eden tabelalar, çöp kovaları hatta duraklar… Bir şekilde tüm bu engelleri aşarak olmak istediğiniz yere ulaşsanız bile eğitim kurumları da dâhil olmak üzere sosyalleşme alanları diyebileceğimiz kültür-sanat mekânları, restoran ve kafelerin çoğu erişilebilirlik açısından eşitleyici değil. Yani bu şehirde evden çıkmak, bir kahve içmek ve hatta tuvalete gitmek için engelleri aşmak bir ön koşul. 

Herkes için erişilebilirlik mümkün mü?

“Bu tablo karşısında umutsuzluğa düşmemek elimde değil” düşüncesi vücudumun her hücresine yayılsa da aslında kapsayıcı bir bakış açısıyla hem umudu hem de mücadele gücünü yeşertmek mümkün. Erişilebilirlik; konut, ulaşım ve kaldırım hakkıyla güvenli kamusal alan kullanımı gibi konularda insan hayatına artı değer katan; herkes için erişilebilirliğin nasıl hayata geçirileceğine dair araştırmalar yapan farklı “eşitleyen mekânlar” var. Yine de bu çalışmaların bize kazandırdığı bakış açısıyla bence şehirdeki engelleri kaldırmak, sakat olma hâliyle ait olamamayı birbirinden ayırmak bireysel bir çabayla da mümkün. Hatta erişilebilirlik her ne kadar altyapı ve planlamayla doğrudan bir ilişki kursa da eşitleyen mekânlar yaratmak bence önce bireysel düzeyde birbirimize ve şehre duyduğumuz aidiyetle başlıyor. Kamusal alanda ait hissedemeyen insanları adapte olamadıkları için suçlayan ve ait hissetmeleri için herhangi bir çaba sarf etmeyen bir zihniyetle mücadele, yaşamlarımızı yeniden kuracak bir güce ve potansiyele sahip. 

Mekanda Adalet Derneği’nin yazıyı yazmamam için bana ilham veren yayını Beyond.İstanbul’un Mekânda Adalet ve Sakatlık sayısına buradan erişebilirsiniz. 


Kaynakça

* Seben Ayşe Dayı, Türkiye'de engelli olmak: Toplumun yarattığı engeller | "Yollar mayın tarlası gibi", +90, YouTube

Yardımcı, S. (2017). Özürlü mü, Engelli mi, Sakat mı? Beyond.İstanbul Mekânda Adalet ve Sakatlık, (01). 

Akbulut, S. (2017). Normallerin Narsisizminin Yarattığı Kentte, Engelli Kentin Yalnızıdır! Beyond.İstanbul Mekânda Adalet ve Sakatlık, (01). 

Çak, E. (2017) Engelleyen Mekanlar Kataloğu. Beyond.İstanbul Mekânda Adalet ve Sakatlık, (01). 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

İstanbul'un cazı, kaldırımı, vapuru

İçindekiler: Erişilemez İstanbul ve engelleyen mekânları, Karadeniz Vapuru'nun yolculuğu, İstanbul ve caz üzerine düşler, düşünceler.

30 May 2021

Wainer (eski) ile birlikte
Fotoğraf: Tunç Uğurdağ

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?