Ciddiyetsizliğe davet


Tazedirekt Sohbet 'in son konuğu: Şemsa Denizsel Küçük üreticiler tarafından yoğun emeklerle üretilen ürünleri, hikâyelerine değer verecek kitlelerle buluşturan Tazedirekt , taze taze bir podcast serisiyle karşımızda: Tazedirekt Sohbet . Tuba Şatana ’nın hazırlayıp sunduğu ve birbirinden değerli konuşmacıların konuk olduğu podcast serisi Tazedirekt Sohbet 'in son bölümünün konuğu Şemsa Denizsel , ne yediğini önemseyenlerin ufkunu açacak konulara değiniyor. “ Gıda coğrafyadır ” diyerek yerel üretimin mutfaklar üzerindeki etkisine dikkat çeken Denizsel, kent yaşamından zeytin ağaçlarına uzanan hayatına dair kesitler sunarak keyifli bir sohbet ortaya koyuyor. “ Ne yediğini önemse ” çağrısında bulunan Tazedirekt ’le hemfikir olan ünlü şef Denizsel, yapılan her yemeğin kalitesinde kullanılan malzemelerin büyük rol oynadığının ve her zaman nerede, nasıl yetiştiğini bildiği ürünleri kullanmayı tercih ettiğinin de altını çiziyor. Tazedirekt nedir? 250’den fazla üretici ve 60’tan fazla organik tarım yapan çiftlikle birlikte çalışan Tazedirekt, tüm üretici hikâyelerine web sitesi ve mobil uygulaması üzerinden kolayca ulaşmayı mümkün kılıyor. Ne yediğini önemseyenlerin tutkunu olduğu Tazedirekt Sohbet ’in son bölümünü dinlemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: black midi, Hellfire
Süre: 39 dakika
Plak şirketi: Rough Trade Records
Yayın tarihi: 12 Temmuz 2022
Kartonet: Hellfire, grubun kariyerindeki ilk konsept albüm olma özelliğine sahip. Bu bilginin yanına grubun tüm elemanlarının pandemide izole bir şekilde yazım sürecine dâhil olduğunu da ekleyeyim. Çok klişe gelse de söz konusu albümün konsepti ölüm. Bu, black midi’nin ölümü asla ciddiye almadığını anlamamızı sağlayacak sözlerin eşlik ettiği bir konsept. Kontrastları ve tahmin edilemezliği eline alan bu deli üçlünün Dangerous Liasions ya da 27 Questions gibi şarkılarını dinlerken David Cronenberg’in Crash öncesindeki akıl almaz harikalıklarını izliyormuş yanılsamasına kapıldım.
Albümün başarısında grup üyeleri kadar büyük bir role sahip olan prodüktör Marta Salogni’den bahsetmek önemli. Salogni’yle önceki albümleri Cavalcade’ten John L şarkısının kayıtları sırasında tanışan black midi, bu ortaklıkla albümün hiperaktif dokusunu ortaya çıkardı.
Albümün sözlerini ve müziklerini tamamlamış olarak stüdyoya gelen black midi üyeleri süreç sona erdiğinde yaşadıklarına inanmakta güçlük çekti. Salogni’nin direktifleri ve katılımıyla şarkıların iskeletleri sabit kalsa da önemli değişimler yaşandı. Bu uyum, ortak amaca hizmet etmenin değerini işitmemizi sağladı. Şarkılardaki değişimler, prova ve kayıt için geçen süre sadece 13 gün. Benim bu yazıyı okuduğunuz hâle getirmek için kafamda kurduğum gün sayısı neredeyse 10.

black midi, Hellfire
Neden dinleyelim? black midi’nin müziğini tanımlamaya çalışmak onları dinlemek kadar eğlenceli. Çünkü hiçbir tanım tam olarak sunulanın karşılığı değil. Hiperaktif mi dersiniz, fazla yetenek ve yaratıcılığın birleşimine eklenen alaycılık mı yoksa entelektüel birikimlerini her medyuma yansıtmaları mı emin değilim. Ancak bize Hellfire’da verdikleri müzik, her yerinden enerji ve zekâ akan bir anomali. Kendi diskografileri içinde tanımlamaya çalışırsak bu albümün Schlagenheim’la daha fazla bağı olduğunu söylebilirim. Schlagenheim gibi agresif ama temeldeki farkı daha esnek ve oyunlu bir iş. Tam da bu sebeple grubun bugüne kadar ürettiği en iyi albümle karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün.
Yirmili yaşlarının ilk yarısına varmayan grup elemanları, başta vokallerden sorumlu Geordie Greep olmak üzere ne kendilerini ne de anlattıkları hikâyeleri ciddiye almadıkları bir akışa sahip. Bunu Greep’in albümle ilgili söylediği “Cavalcade bir dram filmiyse Hellfire epik bir aksiyon filmi. Albümde anlattığımız insanlar aşağılık ve yüzlerine tükürülesi insanlar. Onları daha da egzajere etmek için uğraştım çünkü bu bir gereklilikti. Cehenneme de inanmıyorum ama tüm o eski aptallıklar albüme ve şarkılara yakıştı.” sözlerinden anlamak mümkün.
Geordie Greep sadece albümün yazım sürecinde şarkı sözleriyle öne çıkmadı. black midi’nin tam olarak nasıl tanımlayacağıma emin olamasam da tiz bir alarm sesini andıran gitar tonunu bu albümün alametifarikalarından yaptı. Özellikle albümün ilk yarısında yer alan Sugar/Tzu ile Welcome to Hell bunun en iyi örnekleri.
Albümden The Race Is About to Begin şarkısı, grubun hem tüm albümlerini hem de gelecekte yapacağı potansiyel işleri tek potada eriterek öne çıktı. Şarkının giriş riff’inde, Minutemen'in Double Nickels on the Dime albümünden Viet Nam şarkısının girişi kullanıldı. Grubun kalbi olan davulcu Morgan Simpson, aksak ritimleri, atakları, zilleri piyano akorlarına göre kombinlediği partisyonlarıyla dinleyicinin şarkıya eşlik edemeyeceği karmaşık bir yol çizdi. Grubun kalanının performansları da Simpson’ı ileri taşıyınca devasa bir katarsis ortaya çıktı. Özellikle şarkının ikinci yarısındaki duygu değişimi grubun geleceğine dair merakı da arttırıyor diyebiliriz.
Benzer işler:
- Captain Beefheart, Trout Mask Replica
- Slint, Spiderland
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2022'in yaz şarkıları, Robin Williams'a yeni bir veda ve black midi'nin son albümü Hellfire.
12 Ağu 2022

YAZARLAR

Ant Arın Şermet
1998'de İstanbul'da doğdu. 2017'den beri spor, müzik ve sinema alanında yazıp konuşuyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




