Ciddiyetsizliğe davet


Tazedirekt Sohbet 'in son konuğu: Şemsa Denizsel
Küçük üreticiler tarafından yoğun emeklerle üretilen ürünleri, hikâyelerine değer verecek kitlelerle buluşturan Tazedirekt , taze taze bir podcast serisiyle karşımızda: Tazedirekt Sohbet . Tuba Şatana ’nın hazırlayıp sunduğu ve birbirinden…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: black midi, Hellfire
Süre: 39 dakika
Plak şirketi: Rough Trade Records
Yayın tarihi: 12 Temmuz 2022
Kartonet: Hellfire, grubun kariyerindeki ilk konsept albüm olma özelliğine sahip. Bu bilginin yanına grubun tüm elemanlarının pandemide izole bir şekilde yazım sürecine dâhil olduğunu da ekleyeyim. Çok klişe gelse de söz konusu albümün konsepti ölüm. Bu, black midi’nin ölümü asla ciddiye almadığını anlamamızı sağlayacak sözlerin eşlik ettiği bir konsept. Kontrastları ve tahmin edilemezliği eline alan bu deli üçlünün Dangerous Liasions ya da 27 Questions gibi şarkılarını dinlerken David Cronenberg’in Crash öncesindeki akıl almaz harikalıklarını izliyormuş yanılsamasına kapıldım.
Albümün başarısında grup üyeleri kadar büyük bir role sahip olan prodüktör Marta Salogni’den bahsetmek önemli. Salogni’yle önceki albümleri Cavalcade’ten John L şarkısının kayıtları sırasında tanışan black midi, bu ortaklıkla albümün hiperaktif dokusunu ortaya çıkardı.
Albümün sözlerini ve müziklerini tamamlamış olarak stüdyoya gelen black midi üyeleri süreç sona erdiğinde yaşadıklarına inanmakta güçlük çekti. Salogni’nin direktifleri ve katılımıyla şarkıların iskeletleri sabit kalsa da önemli değişimler yaşandı. Bu uyum, ortak amaca hizmet etmenin değerini işitmemizi sağladı. Şarkılardaki değişimler, prova ve kayıt için geçen süre sadece 13 gün. Benim bu yazıyı okuduğunuz hâle getirmek için kafamda kurduğum gün sayısı neredeyse 10.

black midi, Hellfire
Neden dinleyelim? black midi’nin müziğini tanımlamaya çalışmak onları dinlemek kadar eğlenceli. Çünkü hiçbir tanım tam olarak sunulanın karşılığı değil. Hiperaktif mi dersiniz, fazla yetenek ve yaratıcılığın birleşimine eklenen alaycılık mı yoksa entelektüel birikimlerini her medyuma yansıtmaları mı emin değilim. Ancak bize Hellfire’da verdikleri müzik, her yerinden enerji ve zekâ akan bir anomali. Kendi diskografileri içinde tanımlamaya çalışırsak bu albümün Schlagenheim’la daha fazla bağı olduğunu söylebilirim. Schlagenheim gibi agresif ama temeldeki farkı daha esnek ve oyunlu bir iş. Tam da bu sebeple grubun bugüne kadar ürettiği en iyi albümle karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün.
Yirmili yaşlarının ilk yarısına varmayan grup elemanları, başta vokallerden sorumlu Geordie Greep olmak üzere ne kendilerini ne de anlattıkları hikâyeleri ciddiye almadıkları bir akışa sahip. Bunu Greep’in albümle ilgili söylediği “Cavalcade bir dram filmiyse Hellfire epik bir aksiyon filmi. Albümde anlattığımız insanlar aşağılık ve yüzlerine tükürülesi insanlar. Onları daha da egzajere etmek için uğraştım çünkü bu bir gereklilikti. Cehenneme de inanmıyorum ama tüm o eski aptallıklar albüme ve şarkılara yakıştı.” sözlerinden anlamak mümkün.
Geordie Greep sadece albümün yazım sürecinde şarkı sözleriyle öne çıkmadı. black midi’nin tam olarak nasıl tanımlayacağıma emin olamasam da tiz bir alarm sesini andıran gitar tonunu bu albümün alametifarikalarından yaptı. Özellikle albümün ilk yarısında yer alan Sugar/Tzu ile Welcome to Hell bunun en iyi örnekleri.
Albümden The Race Is About to Begin şarkısı, grubun hem tüm albümlerini hem de gelecekte yapacağı potansiyel işleri tek potada eriterek öne çıktı. Şarkının giriş riff’inde, Minutemen'in Double Nickels on the Dime albümünden Viet Nam şarkısının girişi kullanıldı. Grubun kalbi olan davulcu Morgan Simpson, aksak ritimleri, atakları, zilleri piyano akorlarına göre kombinlediği partisyonlarıyla dinleyicinin şarkıya eşlik edemeyeceği karmaşık bir yol çizdi. Grubun kalanının performansları da Simpson’ı ileri taşıyınca devasa bir katarsis ortaya çıktı. Özellikle şarkının ikinci yarısındaki duygu değişimi grubun geleceğine dair merakı da arttırıyor diyebiliriz.
Benzer işler:
- Captain Beefheart, Trout Mask Replica
- Slint, Spiderland
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2022'in yaz şarkıları, Robin Williams'a yeni bir veda ve black midi'nin son albümü Hellfire.
12 Ağu 2022

YAZARLAR

Ant Arın Şermet
1998'de İstanbul'da doğdu. 2017'den beri spor, müzik ve sinema alanında yazıp konuşuyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




