Daha “mutlu” bir şehir nasıl inşa edilir?


Vakkorama’dan tarzınıza lezzet katacak bir sezon: “Flavor of Style”
Vakkorama , 2024 Sonbahar/Kış sezonunda modayı ve gastronomiyi bir araya getirerek sıra dışı bir deneyime davet ediyor. “Flavor of Style” temasıyla açılan bu sezon, tarzınızı lezzet dolu anlarla buluşturan yepyeni bir alışveriş deneyimi…
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Daha mutlu şehirler için daha “yoğun” tasarım
Şehir planlama
Mimar Vishaan Chakrabarti’nin yeni kitabı “The Architecture of Urbanity: Designing for Nature, Culture, and Joy”, toplumsal uyum ve iklim değişikliğiyle mücadele için yoğunluk tasarımı kavramını merkeze alıyor. Chakrabarti, 10 yıl önce yayımladığı “A Country of Cities” kitabında da yoğun kentsel gelişimin doğru yönetiminin faydalarını vurgulamıştı. Yeni kitabında da mimarlık ile şehir tasarımının sosyal sorunları çözmede kilit bir rol oynayabileceğini belirtiyor. Bloomberg CityLab'e verdiği röportajda, mimarinin politikadan bağımsız düşünülemeyeceğini ve tasarımların toplumsal yapıyı şekillendirdiğini ifade ediyor.
Sosyal yoğunluk: Chakrabarti’ye göre, yoğun şehirlerin sosyal faydaları sadece toplu taşıma kolaylığıyla sınırlı değil; bu tür şehirler, insanları farklı geçmişlerden gelen bireylerle daha sık karşılaştırarak toplumsal ve sosyal uyumu güçlendiriyor. Özellikle pandemi sonrası artan sosyal izolasyona karşı, “sosyal sürtünme” olarak tanımladığı bu etkileşimlerin toplumun sağlıklı bir şekilde bir arada yaşamasını sağlayacağını vurguluyor. Başarılı bir kent tasarımının, çeşitli toplulukları fiziksel mekanlarda bir araya getirmesi gerektiğini belirten Chakrabarti, New York'taki The High Line projesini bu noktada örnek veriyor.
Otomobilin ayrıştırıcı rolü: Chakrabarti, şehirlerdeki sosyal ayrışmanın en büyük etkenlerinden biri olarak otomobilleri gösteriyor. Araçların, insanları birbirinden koparan “metal balonlar” olduğunu ve fiziksel etkileşimi azalttığını savunuyor. Otomobil odaklı kentleşmenin hem çevreyi hem de sosyal dokuyu bozduğunu belirtiyor. Bunun yerine toplu taşıma, yaya alanları ve parkların, sadece çevresel değil, sosyal olarak da bütünleştirici olduğunu ifade ediyor.
Gelecek için çözümler: Chakrabarti, geçmişteki ayrımcı şehir planlamalarının bugünkü toplumsal eşitsizliklerin kökeni olduğunu vurgularken, doğru politikalar ve tasarımlarla bu sorunların çözülebileceğini söylüyor. Kitapta “Goldilocks” olarak adlandırdığı, kent merkezi ve yeşil alanlara ulaşılabilir konumdaki ne çok büyük ne de çok küçük olan binaların sosyal dayanışmayı teşvik edebileceğini belirtiyor.
Ne düşündük? Şehirler doğru planlandığında, yoğunluk sürdürülebilirlik için kritik bir rol oynuyor. Verimli arazi kullanımını destekliyor, altyapı maliyetlerini düşürüyor ve toplu taşıma sistemlerini daha uygulanabilir hâle getiriyor. Yüksek yoğunluk, yaya dostu ve erişilebilir bir ortam sunarken aktif ulaşımı teşvik ediyor. Aynı zamanda topluluk etkileşimlerini ve yerel ekonomileri canlandırıyor. Enerji verimliliğini artırıyor, binaların kaynakları paylaşmasını sağlıyor ve akıllı altyapının entegrasyonunu kolaylaştırıyor. Yoğunluğu artırmak, çevredeki ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına da yardımcı olarak hayati şartları destekliyor.
Mahalleli dükkanların dönüşü
Şehir planlama
Pandemi sonrası dönemde küçük ölçekli mahalle dükkanları birçok şehirde yeniden canlanıyor. Örneğin Spokane, Washington gibi şehirlerde yapılan imar reformları, yolların köşelerindeki tarihî binalarının ticari kullanıma geri dönmesini sağladı. Linda Baker’in makalesine göre bu dönüşüm, sadece yerel ekonomiye katkı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda yürümeyi teşvik ederek trafik ve karbon emisyonlarını da azaltıyor.
Üçüncü alanlar: Küçük dükkanların mahallelerin merkezinde yer alması, “üçüncü alanlar” olarak adlandırılan, toplumsal kaynaşmayı destekleyen mekanlar yaratıyor. Bu küçük işletmeler, sadece ticaretle sınırlı kalmayıp toplulukların bir araya gelip sosyalleşmesine olanak tanıyor. “15 dakikalık şehir” kavramı, bu tür yerel ticaretin geri dönüşünü destekleyen bir model olarak öne çıkıyor.
Yükselen trend: Pandemiyle hızlanan uzaktan çalışma ve yerel alışveriş trendi, bu küçük işletmecilerin önemini yeniden artırdı. Ancak yıllardır uygulanan ticari ve konut bölgelerinin ayrılmasına dayalı şehir planlama politikalarını değiştirmek zaman alacak bir süreç. Planlamacılar, mahallelerdeki küçük mağazaların büyük marketler karşısında rekabet edebilmesi için yerel teşviklere ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Uzun vadeli fayda: Birçok şehir, esnafları ve dükkanlarını geri getirmek için imar yasalarını gözden geçiriyor. Örneğin Seattle’da yürürlüğe giren 2023 yılına ait bir yasa, çoğunlukla ailelerin yaşadığı konut bölgelerinde köşebaşı dükkanların açılmasını teşvik ediyor. Yürüyerek ulaşımı, düşük karbon emisyonunu ve küçük işletmeleri destekleyen bu dönüşüm, sadece mahallelerin değil, tüm şehirlerin daha yaşanabilir hâle gelmesine katkı sağlayabilir.
Londra'da yük taşımacılığına pedal gücüyle çözüm
Mobilite
Laura Laker’ın Bloomberg CityLab’deki haberine göre, sürdürülebilir kentsel ulaşım için olumlu bir değişimin habercisi olan kargo bisikletleri, Londra sokaklarında yaygınlaşıyor. Şehir ulaşımından sorumlu yerel yönetim organı Transport for London'a (TfL) göre kargo bisikleti kullanımı geçen yıl Londra'nın merkezinde %73, şehir genelinde ise %63 arttı.
Kentsel ulaşımda sürdürülebilirlik: Londra'da yüklerin %90'ı karayoluyla taşındığından kargo bisikletleri trafik sıkışıklığını azaltma ve karbon emisyonlarını düşürme potansiyeline sahip. TfL'nin tahminlerine göre, 2030 yılına kadar kargo bisikletleri Londra merkezinde kamyonetlerin yaptığı yolun %17'sine kadarını devralarak yıllık 30 bin ton karbon emisyonu azaltma potansiyeline sahip. Bu durum, hem hava kalitesini iyileştirecek hem de yol güvenliğini artıracak.
Karşılaşılan zorluklar: Kargo bisikletleri vadettikleri potansiyele rağmen engellerle karşılaşıyor. İşletmeler süregelen finansal belirsizlik dönemlerinde kargo bisikletleri gibi yeni ekipmanlara yatırım yapma konusunda temkinli davranıyor. TfL, işletmelerin kargo bisikleti edinmesi için maddi destek sunmuş olsa da önceki fonlama programlarının sona ermesiyle teşvik azalmış oldu.
Geleceğe bakış: Yeterli teşvik ve altyapıyla kargo bisikletleri, kentsel ulaşımın karbon nötr hale gelmesinde önemli bir rol oynayabilir. Yük konsolidasyonu yapan 22 Bishopsgate gibi girişimler, sevkiyatları koordine ederek ve kargo bisikletleri ile yaya kuryeler kullanarak kamyonet teslimatlarını önemli ölçüde azaltmayı hedefliyor. Fully Charged gibi parekendeciler, kargo bisikletlerinin artık satışlarının %40'ından fazlasını oluşturduğunu belirtiyor. Ancak bu dönüşümü hızlandırmak için sürekliliği olan yatırım ve farkındalık kampanyaları kritik rol oynuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Mahallenin belkemiği küçük işletmeler şehri nasıl canlandırabilir? Mimari, şehirdeki sosyal sorunları nasıl çözebilir? Daha mutlu şehirler için sorular, İstanbul-Berlin-Londra hattından haberler, ayın kültür sanat ve yeme içme ajandası.
04 Eki 2024

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Kişisel tercihlere göre şekillenen tatiller, daha az bilinen rotalar ve özel etkinlikler için yapılan yolculuklar, 2027’de seyahat alışkanlıklarının öne çıkan başlıkları arasında olacak gibi görünüyor. Son araştırmalar, gezginlerin tatilden beklentilerinin çeşitlendiğini; seyahat kararlarında bütçe, ruh hâli, ilgi alanları ve deneyim arayışının eskiye kıyasla daha büyük rol oynadığını gösteriyor.

Sanatçı misafirlik programları, yaratıcıları yerel bilgiyle buluşturan araştırma ve karşılıklı öğrenme alanları. Şeflerin, tasarımcıların ve araştırmacıların katıldığı bu programlarda, gidilen yerin insanlarıyla, doğasıyla ve kültürüyle kurulan ilişki de üretimi şekillendiriyor. Kapadokya’dan Sardinya’ya uzanan örnekler, zanaat bilgisinin aktarılması ve kırsal kalkınma için yeni olanaklar sunuyor. Programların değeri ise sanatçıların, ev sahiplerinin ve yerel toplulukların birbirinden ne öğrendiğine ve birlikte ne üretebildiğine bağlı.

Verona’daki Biblioteca Capitolare, 1.500 yılı aşkın geçmişiyle dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kütüphanesi kabul ediliyor. 517 tarihli elyazmalarından silinip yeniden ortaya çıkan metinlere uzanan koleksiyon, yalnızca yazının tarihine değil, kitapların yüzyıllar boyunca nasıl korunduğuna da ışık tutuyor.

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.



