Doğal kaynakları korumak: Geleceğimizi nasıl güvence altına alabiliriz?


Bir ben yapsam ne değişecek ki? Çok şey değişir ! Dijital ekstreye geçmek, yürümeyi tercih etmek, geri dönüşüme atmak… Bir tercih çok şey değiştirir. Yapı Kredi Step ile siz de ortak geleceğimizi değiştirebilirsiniz. Nedir? Türkiye'deki sürdürülebilirlik kültürünü ve bilincini ileri taşımaya rehberlik eden Yapı Kredi Step yani Sürdürülebilir Tercih Programı , bireysel dönüşümü destekleyerek sürdürülebilirlik alanında farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve sürdürülebilirlik yolculuklarında bireylere destek oluyor. Bu dönüşüm programı, hem bireysel hem de toplumsal anlamda sürdürülebilir hayata geçişi yaygınlaştırmak üzere kullanım alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını ve günlük tercihleri sürdürülebilir bir hâle getiriyor. Nasıl? E-dekont, e-ekstre, ESG yatırım fonları, sürdürülebilir markalardan alışveriş yapma, toplu taşımayı kullanma gibi sürdürülebilir tercihler yapan Step kullanıcıları, Yapı Kredi Mobil üzerinden Step puan kazanıyor. Bu puanlar, kullanıcılara program içerisinde yer alan sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösteren STK’lardan kendilerinin seçecekleri projelere bağış yapma imkânı sağlıyor. Böylece Step puanlar geleceğimiz için bağışa dönüşüyor. Bir tercih çok şey değiştirir. Daha iyi bir gelecek için Step , Yapı Kredi Mobil ’de.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Doğal kaynakların korunması, küresel sürdürülebilirlik hedefleri ve ekonomik denge için kritik bir öneme sahip. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Mart 2024 tarihli Global Resources Outlook raporunda, kaynaklarımızın tüketilme hızının önümüzdeki yıllarda dramatik bir şekilde artacağı vurgulanıyor. Mevcut eğilimler devam ederse kaynak kullanımının 2060 yılına kadar (2020’ye kıyasla) yüzde 60’lık bir artışla sonuçlanacağı öngörülüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) hazırladığı Global Risks Report 2024’te ise doğal kaynaklardaki talep artışı, küresel riskler arasında en üst sıralarda yer alıyor. Raporda, kaynakların sürdürülemez şekilde kullanımının iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik gibi tehditleri de tetikleyeceği belirtiliyor.
Bu riskli durum tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması, su stresi ve hava kirliliği gibi sonuçlar doğurabilir. Kaynakların adil olmayan dağılımı ise sosyal eşitsizlikleri derinleştirerek toplumlar arası gerilimleri artırabilir. Dolayısıyla, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesi son derece kritik bir konu. Bu planlar; sürdürülebilir tarım uygulamalarını destekleyen, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi teşvik eden ve habitatı korumayı içeren çeşitli stratejileri kapsıyor. Toplulukları sürdürülebilir bir dönüşüm yolunda ikna etmek için ise ilham veren eyleme geçiş örneklerinin anlatılması hem çevresel hem de toplumsal açıdan adil bir dönüşümü tetikler.

Küresel kaynak tüketiminde 2024
Yüksek gelirli ülkeler, düşük gelirli ülkelere kıyasla kişi başına 6 kat daha fazla kaynak kullanıyor. Bireylerin iklim krizi üzerindeki etkisi ise 10 kat daha fazla. O hâlde, eşitsizliğin de çözüm odaklı yaklaşımların merkezinde olması büyük bir önem taşıyor. Tüketimin yüksek olduğu bölgelerde kaynaklara bağımlılığın azaltılması, düşük olduğu bölgelerde ise verimliliğin artırılması gerekiyor.
Bu hedeflerin tutturulduğu bir senaryoda, geçmiş eğilimlerle göre kaynak tüketiminde yaklaşık yüzde 30’luk azalma elde edilebilir.
Doğal kaynakların korunmasına yönelik yapılan düzenlemeler arasında öne çıkan konulardan bir tanesi de tek kullanımlık plastikler. Yoğun kaynak kullanımına sebep olan plastik ürün seçeneklerin yasaklanması şimdilik bu sorunun çözümü gibi görünüyor. Araştırmalar; yeniden kullanım, onarım ve geri dönüşüme odaklanan iş modellerinin veya girişimlerin teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Geleceği şekillendiren projeler
Doğal kaynakların korunmasına odaklanan girişimler, gezegenimizin geleceğini güvence altına almanın yanı sıra, yerel topluluklara sürdürülebilir geçim kaynakları sağlıyor ve sürdürülebilir kaynak yönetimi konusunda farkındalık yaratıyor. Bu hedeflere ulaşmak için atılan iki adımı daha yakından inceleyelim:
Leuser Ekosistemi Koruma Projesi, Sumatra Adası’ndaki Leuser ekosistemi ve geriye kalan son el değmemiş yağmur ormanlarından birini korumak için çalışıyor. TIME dergisi tarafından geleceği şekillendiren 100 yeni liderden biri olarak seçilen Farwiza Farhan gibi isimlerin önderliğinde yürütülen bu girişim; ekosistemi koruma çabalarının yanı sıra yerel halkın sürdürülebilir geçim kaynakları geliştirmesine de odaklanıyor. Ayrıca bölgeye kurulan Bengkung Trumon Wildlife Sanctuary, nesli tükenmekte olan Sumatra orangutanı, kaplanı ve gergedanı gibi birçok endemik türün yaşam alanını korumaya çalışıyor.
Recharge Pakistan projesi ise 2010 ve 2022’deki sel felaketlerinin ardından harekete geçen ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) öncülüğünde ilerleyen girişimlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Proje, bölgedeki su yönetim verimliliğini iyileştirmeyi ve yeşil altyapıya yatırım yapmayı hedefliyor. Nehir kenarları ve sulak alanlardaki bitki örtüsünün canlandırılması; erozyonun önlenmesine, yer altı su seviyesinin yükselmesine ve kurak dönemlerde nehirlerdeki su akışının korunmasına katkı sağlıyor. Böylece ülkenin iklim krizine karşı direnci artıyor.
Bu gibi projelerin başarıları, gelecekte benzer projelerin hayata geçirilmesine de zemin hazırlıyor. Tüm paydaşların bir araya geldiği girişimler; yalnızca bugünü korumuyor, gelecek nesillerin yeşil bir gezegende yaşama şansını da güvence altına alıyor. Doğal kaynakların korunması için atılan adımlar, daha sürdürülebilir, adil ve dirençli bir dünya inşa etme yolunda hepimize umut veriyor. Şimdi bu projelerden ilham alarak daha yaşanabilir bir gezegen için hep birlikte hareket etme zamanı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Avrupa'da ilk kez görülen istilacı cüce bal arıları yerli arı popülasyonlarını tehdit ediyor. Arktik bölgesindeki eriyen buzulların altından tehlikeli miktarda cıva sızıyor.
31 Ağu 2024

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?




