Doğayı koruma ve onarım geleneğine bir engel olarak ekofobi


Daha uzun bir yaşam döngüsü: Samsung Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5 Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5 aracılığıyla küçük eylemlerin gezegeniz üzerinde nasıl büyük ve olumlu bir etki yaratabileceğini yukarıdaki bilgi grafiğinden inceleyebilirsiniz. Yolculuğun merkezinde bizler ve gezegenimiz için daha fazla olanak yaratmak olan Samsung Electronics , bu yolculukta daha fazla geri dönüştürülmüş malzemeyle, insan merkezli bir mobil deneyim yaratmak için çalışıyor. Yeni Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5 , çevre üzerindeki etkiyi en aza indirmeyi amaçlarken bu kararlılığın önemli bir adımını temsil ediyor. Neden önemli? Samsung, Galaxy S23 serisiyle ürün tasarımında geri dönüştürülmüş malzemelerin yenilikçi kullanımını genişletti ve daha fazla bileşene yeni malzemeler ekledi. Önceki Galaxy Z serisi akıllı telefonlara kıyasla daha fazla bileşende ve daha geniş çeşitlilikte geri dönüştürülmüş malzeme içeren Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5, bu çabaları daha da ileri taşıyor. Detaylar: Yeni katlanabilir akıllı telefonlar; atılmış balık ağları, su varilleri, cam ve PET şişelerden elde edilen tüketici öncesi geri dönüştürülmüş alüminyum ve tüketici sonrası geri dönüştürülmüş plastik içeriyor. Samsung tek kullanımlık plastik varlığını azaltma çabalarını ambalaj konusunda da ilerletmeye devam ederek %100 geri dönüştürülmüş malzeme kullanıyor. Ayrıca Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5, beş yıllık güvenlik güncellemeleri ve dört nesil işletim sistemi yükseltmesi ile birlikte geliyor ve cihaz için uzun ömürlü bir yolculuk sunuyor. Siz de Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5 tercih ederek çevreye duyarlı bir seçim yapabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Tam çevreye dair tüm kötü haberlerden kaçıp eve gidip yatağın altına saklanmanın güvenli olduğunu düşündüğünüz anda, hükümet birinin evinin kansere neden olan radon gazı yüzünden herkesin sağlığı için tehdit oluşturabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Şu anki ruh hâlinin, gezegenin giderek daha yaşanmaz hâle geldiği korkusu olan ekofobi olması şaşırtıcı değil.
— George F. Will
Ekofobi, doğal çevrenin etik olarak değersizleştirilmesi sonucu ortaya çıkan ve felaket getirebilecek çevresel değişimlerle sonuçlanabilen bir durum olarak tanımlanıyor. Terim, Simon C. Estok’un The Ecophobia Hypothesis adlı kitabında açıkladığı gibi, George F. Will tarafından 18 Eylül 1988’de The Washington Post’ta Who’s the Real Environmentalist? başlıklı bir makalede ortaya atılıyor.
Doğadan korkma veya ondan nefret etme duygusu olarak tanımlanan ekofobi, kültürel ve ekolojik anlamda insanların doğayla bağlarını koparabiliyor ve bu da doğayı koruma ve onarım geleneğinin kaybolmasına yol açabiliyor. Dolayısıyla şu soruları sormak kıymetli hâle geliyor: Ekofobi tam olarak nedir? Nasıl tezahür eder? Peki insan ve toplum psikolojisini etkileyen ekofobinin çevre üzerindeki olası etkilerinin önüne nasıl geçilebilir?

Üstesinden gelmemiz gereken bir fenomen olarak ekofobi
Doğaya karşı geliştirilen nispeten irrasyonel korkuların ve doğanın değersizleştirilmesinin bireylerin çevreyle olan ilişkilerini nasıl etkilediği gözleme açık. Eh, toplumların doğayı koruma ve sürdürülebilirlik çabalarını baltaladığı da rahatça irdelenebiliyor. Bu durumu incelemek, ekofobinin iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve ekolojik tahribat gibi küresel çevre sorunlarının daha da kötüleşmesine nasıl katkıda bulunduğunun altını çiziyor.
Neden tehlikeli?: Çevresel sorunlara yönelik yoğun bir korku veya nefret duygusunu ifade eden bu terim, ekofobi duyan bireylerin bu bağlamda sorunlarla yüzleşmekten kaçınabileceğini gösteriyor. Bu da, nihai olarak, çevre üzerindeki insan etkisini azaltma mücadelesinde gerekli değişim veya müdahaleleri engelleyebiliyor. Ekofobi, bireylerin çevresel konularda harekete geçmelerini engelleyen bir pasiflik yaratabileceğinden uzun vadede çevre koruma politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasına karşı toplumsal direnç oluşturabiliyor.
Kültürel ve ekolojik uzaklaşma: Bireylerde çevresel felaketlere yönelik yoğun korku ve anksiyete duyguları yaratabilen ekofobi, sürekli olarak çevresel felaket senaryolarına maruz kalmanın da insanların gelecek hakkında umutsuz ve karamsar hissetmelerine neden olabileceğini kanıtlıyor—zaten bu durum da bireylerin geleceğe yönelik olumlu ve yapıcı eylemlerini engelleyebiliyor.
Çözüm önerileri: Buna paralel olarak Yeni İnsan Yayınevi’nden Aytaç Timur da artan ekolojik problemler hayatımızın her alanına sızmışken ekofobinin bu sorunlarla nasıl başa çıkılacağının öğrenilmesinde merkezî bir rol oynadığını ifade ediyor. Dolayısıyla ekofobik eğilimlerin üstesinden gelmek ve doğal çevreyi etik bir şekilde değerlendirmek için atılabilecek adımları ve toplumsal değişim yollarını hatırlamak gerekiyor. Böylece bir kere daha çevresel değişimi olumlu yönde etkilemek için bireysel ve kolektif olarak neler yapılabileceğinin üzerinde durabiliyoruz.
Araştırma çıktıları: Ekofobi üzerine yapılan araştırmalar, bu fenomenin çevre sorunları ve bunların sonuçlarına yönelik yoğun kaygı ve çaresizlik duygularını ifade ettiğini gösteriyor. Fenomenin yaygın akım temsillerinden ilerleyelim: Hürriyet’e göre, ekofobi, doğal yaşamın kötüye gidişi, ekolojik felaket korkusu ve ekolojik sorunlara karşı duyarsızlaşma anlamında kullanılıyor. Ek olarak bu durum, petrol sızıntıları, asit yağmurları, yağmur ormanlarının kesilmesi gibi çeşitli çevresel felaketlere karşı duyarsızlaştırıcı bir etkiye sahip olabiliyor.

Nasıl?: Ekofobiden uzaklaşma rehberi
Van İnsani ve Sosyal Bilimler Dergisi’nde yayımlanan bir makale, ekofobinin insanların çevre sorunlarına karşı geliştirdiği olumsuz ruh hâllerini anlatan bir kavram olduğu ve bu durumun insanlar üzerindeki etkilerinin dikkate değer olduğunu belirtiyor. Yeşil Gazete’de yer alan Doğa Eğitiminde Kalbin Yeri yazısında, küresel ölçekte çözüm gerektiren çevre sorunlarıyla erken yaşta karşı karşıya kalmanın çocukları duyarsızlaştırdığı ve bu durumun da ekofobi olarak tanımlanabileceği aktarılıyor.
Çevre eğitiminde yaklaşım: Ekofobinin üstesinden gelmek için çocuklara yönelik çevre eğitiminde "iyimser bir yaklaşım" benimsemenin önemi ve olumsuz sonuçlara odaklanmaktansa onların çevreyle doğrudan deneyim kazanabilecekleri somut adımları içeren bir eğitim yaklaşımı uygulanması gerektiği vurgulanıyor. Çaresizlik hissi vermeksizin ekolojik sorunlar hakkında bilgi vermenin yolları üzerinde duruluyor; çocukların sorunları çözme süreçlerine dahil edilmesi ve onlarla birlikte öğrenmenin öneminin altı çiziliyor.
Yaş gruplarında özelleşme yöntemi: Pedagog David Sobel, çocukların doğal eğilim ve yönelimlerini göz önünde bulundurarak yaş gruplarına göre özelleştirilmiş çevre eğitimi programları geliştirmenin önemini savunuyor. Örneğin, ilkokul öğrencilerine yakın çevrelerindeki doğal alanlar hakkında bilgi verilmesi gerektiğini, ancak iklim değişikliği gibi konuların lise düzeyinde daha uygun olabileceğini öne sürüyor. Ayrıca, çocuklara ev ve bahçeye dair empati kurma, keşif ve somut deneyimler sunmanın ekofobinin üstesinden gelmede etkili olabileceğini ifade ediyor.
Bütün bunlar göz önüne alındığında, ekofobinin hem bireyler hem de toplumlar için ciddi etkilere sahip olabileceği ve bununla mücadelede eğitim yaklaşımlarının önemli olduğunun altını çiziyor. Oldukça kısaltılmış bir ifadeyle ilerleyince özellikle çocukluk döneminde çevreyle kurulan pozitif ilişkilerin ekofobiyi engellemede kilit rol oynadığı gözlemleniyor. Yani araştırmalar, ekofobiyle mücadelede eğitim ve erken yaşta farkındalığın önemine dikkat çekerken çevresel sorunlara karşı bireysel ve toplumsal düzeyde nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda rehberlik ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Küresel çevre sorunlarının kötüleşmesini engellemek için üstesinden gelmemiz gereken bir fenomen var.
11 Kas 2023

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




