İyi olan değil, iyi kampanya yapan kazansın: Dünden bugüne Oscar kampanyaları


Paribu destekleriyle: Noise_Media Art Kültür sanat alanında sorumluluk alan ve değerli iş birlikleri kurmaya devam eden Paribu , Türkiye’nin ilk yeni medya sanatı fuarı Noise_Media Art ’ın destekçisi oldu. Nedir? Dominique Moulon’un baş küratörlüğünde; Arda Yalkın’ın yaratıcı direktörlüğünü, Hande Şekerciler’in ise sanat direktörlüğünü üstlendiği Noise_Media Art , 18-21 Ocak tarihlerinde medya sanatı alanında faaliyet gösteren uluslararası ve ulusal galerileri, İstanbullu sanatseverlerle buluşturuyor. Neler oluyor? OI_Media Art , OI_Music , OI_Talks , OI_Emerge ve OI_Education gibi başlıklar sahiplenen fuarda Paribu , birbirinden değerli isimlerin yer aldığı konuşma programı OI_Talks ’un ana destekçisi oldu. Paribu ’nun destekleriyle hazırlanan OI_Talks ’ta; fuara katkı sunan sanatçılar ve küratörler ile Türkiye’den önemli sanat profesyonellerinin yer aldığı konuşmalar ve paneller düzenleniyor. Ayrıca, Paribu’nun çağdaş sanat koleksiyonu Paribu Art Memory ’den seçili dijital eserler de fuar boyunca Kadıköy Kent Müzesi ’nde ziyaretçilerle buluşacak. Gelecekte: Türkiye'de bir ilk olan, dünyada ise sayılı örnekler arasında yer alan yeni medya sanatı fuarı Noise_Media Art’ın destekçisi olarak kültür sanat alanında yeni bir iş birliğine daha imza atan Paribu , ilerleyen dönemlerde de bu iş birliklerini zenginleştirerek sürdürmeyi planlıyor.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Akademi Ödülleri’nin yeri benim için hep başka oldu. 1998 yılında 11 Oscar ödülü kazandığı için izlediğim Titanic’i (1997, James Cameron) sinemaya olan ilgimin ve sevgimin dönüm noktası olarak kabul ettim. Sabahın 03.00’ünde uyanarak canlı olarak ilk kez 75. Akademi Ödülleri törenini izlediğimde, favorim Chicago’nun sürpriz bir şekilde ödüle uzanması aklımı başımdan aldı. 2003 yılındaki o sabahtan beri hiçbir Oscar törenini kaçırmadım; dahası adayların hatta kısa listelerin duyurulduğu günler başka bir şeye konsantre olamaz oldum. Oscar-takipçiliği, aday ve kazanan tahminleri, yarışta adı geçen her filmi izleme saplantısı benim için tüm yıla yayılan bir uğraşa dönüştü. Ödül sezonunu izlemeye ve Oscar-takipçiliğine başladığım ilk yıllarda kilit sorunun hep “iyi olan mı, sırası gelen mi kazanacak?” olduğunu düşünürdüm. 20 yıl sonra anladım ki, bambaşka bir anahtar var: Oscar kampanyaları. Bir filmin gösterime girdiği tarihin seçiminden oyuncularının katıldığı etkinliklere, SNL sunuculuklarından billboard reklamlarına her şey etkili, her şey önemli. Geçmişte ödül sezonunun seyrini değiştiren Oscar kampanyalarını hatırlamak da, 23 Ocak Salı günü açıklanacak 96. Akademi Ödülleri’nin olası sürpriz adayları öngörmeye yarayabilir.

Harvey Weinstein, Gwyneth Paltrow ve Shakespeare in Love ekibi | Kaynak: USA Today
Şeytanın mirası: Weinstein etkisi
Oscar kampanyalarının tarihi 1940’lara kadar uzansa da, benim yaşım da araştırmalarım da milliyetçiliğe oynayan western kampanyalarını ya da Margaret Avery (1985, The Color Purple) ya da Sally Kirkland (1987, Anna) gibi oyuncuların renkli kampanya yolculuklarını hatırlamaya yetmiyor. 1990’ların ikinci yarısından itibaren agresifleşmeye başlayan Oscar kampanyalarının mimarınınsa Hollywood’un gücünü kötüye kullanan, cinsel taciz ve tecavüz suçlusu Harvey Weinstein ve şirketleri Miramax ile Weinstein Company olduğunu söylemek gerek. Kişisel tarihimden hatırladığım ilk ve en büyük Oscar sürprizi, 71. Akademi Ödülleri'nde En İyi Film Oscar ödülünün Saving Private Ryan’a (1998, Steven Spielberg) değil, Shakespeare in Love’a (1998, John Madden) gitmesiydi. 12 yaşında bir izleyici olarak benim bile kulağıma gelmiş, Saving Private Ryan’ın tek iyi yanının ilk 15 dakikası olduğuna dair kötülemelerin Weinstein’ın kulaktan kulağa yaydığı bir söylem olduğunu çok sonra öğrenecektim.
Weinstein’ın Oscar kampanyaları ödül sezonunu ve endüstriyi öylesine domine ediyordu ki 2002 yılında 5 En İyi Film adayından üçü Miramax filmleri olmuş, içlerinden Chicago ödülü kazanmıştı. (Diğer ikisi The Hours (2002, Stephen Daldry) ve Gangs of New York (2006, Martin Scorsese)). Sonraki yıllarda The Dark Knight’ı alt eden The Reader (2008, Stephen Daldry), The Social Network’ü alt eden The King’s Speech (2010, Tom Hooper) ve sürpriz adaylıklar elde eden Extremely Loud & Incredibly Close (2011, Stephen Daldry) gibi filmlerin Oscar kampanyaları ile Nicole Kidman (The Hours), Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona), Kate Winslet (The Reader), Christoph Waltz (Inglourious Basterds ve Django Unchained) ve Meryl Streep (The Iron Lady) gibi isimlerin kazandığı ödüllerin arkasında Weinstein kampanyalarının etkisi vardı.
Öte yandan Weinstein’ın agresif yöntemleri, ödül sezonu pazarlaması ve Oscar kampanyalarının düzenlenmesine ve kurallarla sınırlanmasını sağladı. Weinstein Gangs of New York’un yarıştığı ödül sezonunda Martin Scorsese’ye ilk Oscar ödülünü kazandırmayı öylesine saplantı hâline getirmişti ki West Side Story ve The Sound of Music gibi filmlerin Oscar ödüllü yönetmeni Robert Wise imzalı alıntıları kullanarak her yerde Martin Scorsese’nin En İyi Yönetmen Oscar ödülünü hak eden isim olduğuna dair reklamlar yayımlatmıştı. Wise’ın böyle bir demeci yoktu, alıntılar yalandı. Scorsese’nin Oscar’ını kazanması için dört yıl daha beklemesi gerekecek, Gangs of New York o yıl yarıştığı hiçbir kategoride kazanamayacaktı. Akademi’nin o yıl belirlediği kurallarla Akademi üyelerine doğrudan ulaşmak ve Akademi üyelerinin cümlelerini ve fikirlerini Oscar kampanyalarının bir parçası olarak kullanmak yasaklandı. 2014’e dek herhangi bir kural ihlali gündeme gelmedi: 86. Akademi Ödülleri’nin adayları açıklandığında, En İyi Özgün Şarkı kategorisindeki Alone Yet Not Alone’un ne olduğuna dair kimsenin fikri olmadığından, tüm gözler şarkı yazarı Bruce Broughton’a çevrildi. Broughton, yasak olmasına rağmen müzik branşındaki tüm Akademi üyelerine e-posta yoluyla ulaşmış ve şarkısını dinlemelerini sağlamıştı. Kurallara uyulmalıydı; şarkı diskalifiye edildi.

Melissa Leo’nun parasını kendi ödediği FYC (for your consideration) reklamı | Kaynak: Cinematic Passions
Consider: Melissa Leo
Yıllar içinde dağıtım şirketleri hem basılı ve görsel medyaya verdikleri reklamlarla hem türlü eğlence ve talk-show programına davet edilmesini sağladıkları oyuncu ve yönetmenleriyle hem de Akademi kurallarına uygun şekilde düzenlenen etkinlik ve özel gösterimlerle adeta filmleri değil, Oscar kampanyalarını yarıştırdı. Fakat kampanya yapan ve yapabilen sadece dağıtım ve yapım şirketleri değildi. Bazı oyuncular ipleri kendi ellerine almayı ve parasını kendileri ödedikleri reklamlarla kendi isimlerini ön plana çıkarmayı seçti. Orta yaşlı kadın oyuncuların Oscar kampanyalarında yeterince önemsenmediğinden endişelenen Melissa Leo’nun The Fighter (2010, David O. Russell) yılında yürüttüğü kampanya alay konusu olduğu kadar işe de yaradı: Melissa Leo, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünün sahibi oldu. 2012’de benzer bir yolu deneyen Ann Dowd (Compliance) ne yazık ki binlerce dolar zarara uğradığını açıklayacak, üstelik aday dahi olamayacaktı.
Hiçbir kampanyaya ihtiyacı olmayan, farklı faktörler sayesinde kolayca aday olabilen oyuncuların varlığını da hafife almamak gerek. Meryl-Streep-etkisi denilebilecek, “diva” statüsündeki isimlerin kolayca adaylıklar elde edebildiği durumun son örnekleri Kathy Bates’in Richard Jewell (2019, Clint Eastwood), Judi Dench’in Belfast (2021, Kenneth Branagh) filmleriyle aldıkları adaylıklardı. Bir diğer grupsa yarışta adları geçmiyor olmasına rağmen filmlerinin ya da rol arkadaşlarının agresif kampanyaları sayesinde kendilerini aday listesinde bulanlar: Bu durumun yakın tarihteki örnekleri arasında Jacki Weaver (Silver Linings Playbook, 2012), Sally Hawkins (Blue Jasmine, 2013), Tom Hardy (The Revenant, 2015), Marina de Tavira (Roma, 2018) ve Lakeith Stanfield (Judas and the Black Messiah, 2020) sayılabilir.

Andrea Riseborough, To Leslie | Kaynak: IMDb
Andre Risebourough çetesi: Yeni moda gerilla kampanyalar
Oscar kampanyalarında yeni moda ise gerilla kampanyalar. Geçen yıl ödül sezonunda sadece şirketler tarafından kampanyası yapılmasına karar verilen bir avuç aynı film ve oyuncuların ödüllendirilmesinden rahatsız olan çok ünlü isimler kendi aralarında anlaşmışçasına sosyal medya hesaplarından tek bir adayı öne çıkarmaya, çoğunluğun izlemediği filminin özel gösterimlerine ev sahipliği yapmaya başladı. Gwyneth Paltrow’dan Kate Winslet’e, Charlize Theron’dan Edward Norton’a, Mia Farrow’dan Amy Adams’a birçok ünlü, To Leslie için “dev yürekli küçük film” dedi; Andrea Riseborough’nun filmdeki performansına övgüler düzmeye başladı. Sonuç olarak Andrea Riseborough, En İyi Kadın Oyuncu adayları arasında yer aldı.
Geç kalmanın avantajı.
Filmlerin gösterim tarihleri her daim stratejik kararlarla belirlenir. Miramax / Weinstein Company dağıtımındaki bazı filmlerin kampanya başarısının ardında da geç gösterim tarihleriyle yarışa son dakika dahil olmak yatıyordu. Bu birçok senaryoda başarısızlıkla sonuçlanabiliyor olsa da Quentin Tarantino ya da Martin Scorsese gibi yönetmenlerin filmleri söz konusu olduğunda birçok Oscar adaylığı getiriyordu. İki Oscar ödüllü Django Unchained (2012, Quentin Tarantino) ve Jonah Hill’in adaylığıyla şaşırtan The Wolf of Wall Street (2013, Martin Scorsese) geç kalmanın avantajından faydalanan filmlerden.
Yarışa geç dahil olmanın tek yolu geç gösterim tarihleri değil. Özellikle teknik kategorilerde, açıklanan kısa listelerde yer alan, adını çok duyuramamış filmler ve işçilikler son dakikada ödül sezonu konuşmalarının bir parçası olabiliyor. Ad Astra, Drive, 13 Hours gibi filmlerin aldığı tek En İyi Ses adaylıkları, makyaj kategorilerinde sürpriz şekilde yer alan Norbit, Bad Grandpa, The 100-Year-Old Man Who Climbed Out the Window and Disappeared gibi filmler ya da alanında tanınmış isimlerin kamera arkasında yer aldığı sonradan öğrenilen filmler sürpriz adaylıkla elde edebiliyor.

America Ferrara, Barbie | Kaynak: IMDb
96. Akademi Ödülleri ve olası sürpriz adaylar
23 Ocak Salı günü açıklanacak 96. Akademi Ödülleri aday listesinde, 2023-2024 ödül sezonu boyunca süren kampanyalar ve geçmiş örnekler dikkate alındığında şu sürprizler karşımıza çıkabilir:
- Geçen yıl Andrea Riseborough için yürütülen gerilla kampanyanın bir benzeri, oylama döneminde endüstrinin önde gelen isimleri tarafından Ava DuVernay’ın Origin filmi için yürütüldü. Henüz belli başlı hiçbir ödül töreninde adı anılmayan Origin, En İyi Film ve En İyi Uyarlama Senaryo kategorilerinde aday olabilir.
- Saltburn (yön. Emerald Fennell) ve The Iron Claw (yön. Sean Durkin) geç gösterim tarihlerinin sonrasında haftalardır gündemde. Saltburn En İyi Erkek Oyuncu (Barry Keoghan), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Jacob Elordi), En İyi Prodüksiyon Tasarımı ve En İyi Özgün Müzik kategorilerinde, The Iron Claw ise En İyi Erkek Oyuncu (Zac Efron), En İyi Özgün Senaryo kategorilerinde sürpriz yapabilir.
- American Ferrara (Barbie), Matt Damon (Oppenheimer) ve Dominic Sessa (The Holdovers) iyi bir sezon geçiren ve güçlü Oscar kampanyaları yürüten filmlerinin rüzgarıyla aday listesinde yer alabilir.
- Penélope Cruz, güçlü bir kampanya yürütülmese de isminin gücünü kullanarak Ferrari filmiyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisine sızabilir.
- Görüntü yönetmeni Edward Lachman’ın işçiliğiyle El Conde, besteci Michael Giachhino’nun müzikleriyle Society of the Snow teknik kategorilerde belirebilir.
- Makyaj kısa listesinde yer alarak herkesin adını arattığı film Last Voyage of the Demeter aday olabilir.
- David Fincher’ın The Killer filmi sadece En İyi Ses kategorisinde aday gösterilen o film olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Nathan Fielder ve Benny Safdie imzalı mini-dizi The Curse, dünden bugüne Oscar kampanyaları ve bu yılın olası Oscar sürprizleri.
19 Oca 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.

İstanbul bu ay adeta konser yorgunu. Temmuz boyunca her gün birden fazla uluslararası yıldız sahnedeydi. Farklı şehirlerden gelen dinleyiciler de büyük fedakarlıklarla bu deneyimin parçası oldu. Konser alanlarındaki müzikseverlerle konuştuk.

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.




