Dünyayı Mitski’nin gözünden görmek


O’Art’tan yılın ilk sergisi: Lorem Ipsum Odeabank ’ın günümüz sanatının tüm disiplinlerini herkes için ulaşılabilir kılmayı amaçlayan sanat platformu O’Art , Lorem Ipsum isimli yılın ilk sergisini 17 Şubat'ta fiziksel olarak sanatseverlerle buluşturdu. Nedir? Lorem Ipsum , tipografinin bir araca dönüştüğü ya da amaç edinildiği iki zıt yaklaşımı bir arada sergileyerek, günümüz sanatıyla ilişkisini nesne-imge-gösterge ilişkiselliğinde yorumluyor; bir yandan toplumun benimsediği göstergeler zincirini bozuma uğratırken bir yandan da olası tüm anlamları kucakladığı bir küratöryel yaklaşım sunuyor. Nerede? Akaretler Sıraevler No: 11. Ne zaman? 17 Mart’a kadar fiziksel olarak deneyimleyebilirsiniz. Neden gitmeli? Lorem Ipsum sergisinde eserlerini görebileceğiniz sanatçılar arasında Nancy Atakan, Emin Çelik, Leyla Emadi, Gülen Eren, Eylül Ersöz, Merve Ertufan, Huo Rf, Berkay Tuncay ve Merve Ünsal yer alıyor. Not almalı: Sergi, fiziki süresini tamamladıktan sonra odeabank.com.tr 'den online olarak deneyimlenebilecek. Odeabank'ın sanat platformu O'Art'ın sanat etkinliklerini ve daha #fazlasını takip etmek için Odeabank'ı Instagram'da takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: Mitski, Laurel Hell
Süre: 32 dakika
Plak Şirketi: Dead Oceans
Kartonet: Laurel Hell, ilhamını Apalaş Dağları’ndan, karakteristik seslerini prodüktör Patrick Hyland’ın Mitski’yle yakaladığı uyumdan aldı. Guardian’a verdiği röportajda “Ben, insanların duygularını attığı bir kara deliğim,” diyerek varlığını tanımlayan Mitski, altıncı albümüyle birlikte kara deliğinin boyutlarını keşfetmek için benliğinde yolculuğa çıktı. Çünkü Be the Cowboy sonrası, albümü yazmaya başladığı dönemde, hem özel hayatında hem de pandemi sebebiyle; her şeye rağmen umutlu olmak, mutluluk, çok kazanmak gibi kavramları bir illüzyon olarak gördüğünün farkına vardı. İşte bu noktada da Patrick Hyland’ın varlığı birkaç kat daha öneme sahip. Mitski’nin yazım aşamasında her detay üzerine haftalar geçirmesinin ardından süreçten rahatsızlığını, “akıl sağlığımızı tehdit edecek bir noktaya gidiyoruz,” şeklinde dile getirip tıkanmayı ortadan kaldırması belki de bu albümü duyabilmemizi sağlayan temel nokta. Hyland’ın prodüktör koltuğundaki varlığı, önceki Mitski albümlerine göre daha kompakt bir albüm dinlememizi sağladı. Tüm bu karamsar ve içe dönüklüğün aksine Mitski’nin her söyleşisinde pandeminin ona iyi geldiğini dile getirmesi, akıllara Umut Sarıkaya’nın “kızgın değil kırgınım,” karikatürünü de getirmiyor değil.

Mitski, Laurel Hell
Neden dinleyelim? Mitski’nin dünyasına, 32 dakika gibi kısa bir sürede şok tabancasıyla vurularak dâhil olmak için dinlemenizi önerebilirim. Lush'la başlayıp her albümünde bir basamak daha geliştirdiği hikâye anlatıcılığının en son geldiği noktayı duymak için dinlemenizi önerebilirim. Arşivinde son 10 yılın türü içindeki başyapıt albümlerinden Be the Cowboy’a sahip bir sanatçının ürettiği her iş zaten fazlasıyla merak konusu. Bu maddelerin haricinde Mitski’nin huşu veren sesiyle sözlerin tezatlığının oluşturduğu atmosfer, herkese farklı bir noktayı çağrıştırabilme gücüne sahip. Elbette albümü öne çıkaran noktalar sadece vokaller ve sözler değil. Her albümünde besteciliğini ve müzisyenliğini de geliştirerek keşfetmeye çalışan Mitski, Laurel Hell’de tıpkı Be the Cowboy’da olduğu gibi her şarkıyı aynı köklerden beslese de farklı topraklarda yeşertiyor ve mahirliğini dinleyicisine bu şekilde gösterdiğini söylemek mümkün. Bu noktada da bir şarkı bence daha önde. Lou Reed’in solo kariyerinin ilk dönemlerine çok benzeyen bir gitar-davul birlikteliğinin taşıdığı Heat Lightning, albümdeki en deneysel parça olabilir. Şarkı ilerledikçe klavyenin yer yer Mitski’den rol çalması, bas gitarın abartıdan uzak ve yerinde dokunuşlarıyla yeni kapılar açması eşsiz bir deneyim. Şimdiden Laurel Hell albümünü İstanbul’da canlı dinleyebilmek için gün saymaya başlanabilir.
Benzer işler: Torres, Sprinter & Angel Olsen, All Mirrors.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
15. yaşını geride bırakan MUBI'nin hikâyesine ve gelecek projelerine ortak oluyor, sonra Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin müzik sektörüne yansımalarını inceliyoruz.
04 Mar 2022

YAZARLAR

Ant Arın Şermet
1998'de İstanbul'da doğdu. 2017'den beri spor, müzik ve sinema alanında yazıp konuşuyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




