EBRU NİHAN CELKAN

Toplumsal cinsiyet eşitliği gayesini üretimler aracılığıyla yansıtmak.
EBRU NİHAN CELKAN

30 Kasım - Zorlu Holding - ANGST
Zorlu Holding ile birlikte

Zorlu Holding: #EsitBiHayat için #ŞiddeteKarşıYalnızDeğilsiniz

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) araştırmasına göre her 10 kadından 4'ü hayatları boyunca en az 1 kez şiddetin bir türüne maruz kalıyor. Şiddetin her türünün Türkiye’de önemli bir sorun teşkil ettiğinin bilincinde olan Zorlu…

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Bu röportaj, Zorlu Holding katkılarıyla hazırlanmıştır.

ANGST İnsanları'nda iklim krizi, azınlık hakları, kimlik politikaları, döngüsel ekonomi ve aktivist kültürlerle ilgilenen, bunları kendi meselesi hâline getirenleri yakından tanıyoruz. Altıncı konuğumuz iş insanı, oyun yazarı ve Zorlu Holding'in toplumsal cinsiyet eşitliği projeleri danışmanı Ebru Nihan Celkan.

Röportaj: Alara Demirel


Toplumsal cinsiyet eşitliği danışmanlığınız gibi öznesi olduğunuz organizasyonlarda bu gayeyi projeler aracılığıyla yansıtırken öncelikleriniz neler oluyor? Bu pratikler gündelik hayatınıza nasıl yansıyor?

Toplumsal cinsiyet bilincini yükselterek cinsiyete dayalı ayrımcılığın sınıf içinde ortadan kaldırılmasına katkı sağlamayı amaçlayan Mor Sertifika programına farklı zamanlarda eğitimci olarak destek verme şansım oldu. Proje, Türkiye genelinde farklı şehirlerde toplumsal cinsiyet algısı ve eşitliğini sınıf içi aktiviteler ve eğitim materyalleriyle artırmak için çalışıyor.

Zorlu Holding'le yaptığımız çalışmalar, kurumun farklı katmanlarına toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle bakmak ve farklı alanlarda çalışan bireylerin yaptıkları işlere yine eşitlik perspektifinden yaklaşmalarını sağlamak. Bunu yaparken ilkeler çerçevesinde konuyu ele almaya çalışıyorum. 

Kişisel perspektiflerimizin dönüşmesi eşitliği sağlamak için öncelikli adımlardan biri oluyor. Bu nedenle ağırlık olarak "Bireylerde toplumsal cinsiyet eşitliği için tutum ve davranış değişikliğini nasıl sağlarız?" sorusu üzerine yoğun olarak çalışıyorum. Gündelik hayatı da bu penceren takip ediyorum — "Hayatın her alanında kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitliği nerede? Benim birey ve yurttaş olarak sorumluluğum ne?" sorularıyla ilgileniyorum.

Ebru Nihan Celkan'ın yazdığı Last Park Standing, Schauspiel Stuttgart tarafından sergilenirken
Fotoğraf: Björn Klein


İş hayatında aktif bir profesyonel olarak mobbing ve toplumsal cinsiyet kesişimi konusunda neler gözlemlediniz?

Mobbing, taciz ve şiddet toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamadığı ve eşitlik uçurumunun derin ve geniş olduğu topluluklarda daha sıklıkla karşımıza çıkıyor. Sadece cinsiyetinden ötürü dünyanın insana vadettiği ayrıcalıklar kişi tarafından deneyimlenmediğinde (bir bireyde sadece erkek olduğu için herkesin kendisini sonsuz bir anlayışla karşılaması gerektiğine dair inanç gibi) bu o insan üzerinde bir bıkkınlık, öfke hayal kırıklığı yaratıyor. Bu duyguları yansıtmanın şiddetli yolları yukarıda saydığımız durumlar olarak kendisini görünür kılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve her anlamda adil yaşam prensiplerinin bireyler tarafından içselleştirilmesi, yıkıcı davranışların da azalmasını sağlıyor.

Kaleme aldığınız metinlerde "Şiddet dilde başlar," diyerek dikkat ettiğiniz kalıplar var mı?

Şiddet sanırım dilden önce zihinde başlıyor — dil, zihnin bir uzantısı ve aynası. Kullandığımız kelimeler ve kalıplar, çoğu zaman zihnimizde oluşturduğumuz görüntüleri aktarmanın aracı oluyor. Dolayısıyla zihnimde bilim yapan insanların cinsiyeti erkekse “bilim adamı” tanımını kullanmak aslına bakarsanız oldukça tutarlı. 

Peki zihnimdeki bu fotoğraf nereden geliyor? İnsan görmediğini hayal edebilir mi? Bu nedenle görsel hafızamızı cinsiyet eşitliğine yönelik olarak zenginleştirmek gerekiyor. Metinlerimde bu çeşitliliği arttırmayı hedefliyorum. Hayatın her alanında kadınların ve erkeklerin mevcudiyetini işaret etmeye özen gösteriyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

🌡 ANGST 13: İKLİM KRİZİ KADINLARI NEDEN DAHA FAZLA ETKİLER?

WWF'le daha adil, eşitlikçi ve doğayla uyumlu bir dünya mücadelesine davet; Zorlu Holding'in toplumsal cinsiyet eşitliği projeleri danışmanı Ebru Nihan Celkan'la tanış.

30 Kas 2021

Zorlu Holding ile birlikte
🌡 ANGST 13: İKLİM KRİZİ KADINLARI NEDEN DAHA FAZLA ETKİLER?

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.

13 Eki 2026

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Türkler ve Anadolu: Geçmişte kendimizi ararken

Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.

Şerif Yenen

·

12 Eki 2026

Türkler ve Anadolu: Geçmişte kendimizi ararken