Elektronik müziği dönüştüren plak şirketi: Warp Records

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Warp Records, Sheffield’da bir plak dükkânının üst katında, haftada 40 sterlinlik iş kurma hibesiyle kurulduktan 30 yıl sonra hâlâ müzik coğrafyasını şekillendirmeye devam ediyor. Steve Beckett, Rob Mitchell ve Robert Gordon’ın 1989’da hayata geçirdiği Warp, yıllar boyu LFO, Autechre, Nightmares on Wax, Aphex Twin, Squarepusher, Boards of Canada gibi elektronik müziğin yenilikçi ve avangart isimlerine ev sahipliği yaptı. Yayımladığı albümlerle yeni türlerin doğuşuna tanıklık etti; müzik videolarıyla nice yönetmenin kariyerine ivme kazandırdı ve bütün bunları yaparken bağımsız kalmayı başardı.
İlk adımlar: “O dönemde hepimiz bir grupta çalıyorduk ama müziğimiz berbattı. Plak şirketi sayesinde sevdiğimiz şeyle, müzikle ilgilenmeye devam edebildik,” diyor Steve Beckett. Warp, Sheffield’ın endüstriyel atmosferi içinde, terk edilmiş alanlarda düzenlenen hardcore techno rave’lerde ve diğer şehirlerdeki kulüplerde çalan sanatçıları bünyesine katıyor, yaşadığı şehirden besleniyor (ve onu bu şekilde değiştiriyor).
İlk single: Warp’un yayımladığı ilk single, Robert Gordon’ın Forgemasters adını kullandığı Track with no Name. Gordon’ın bir prodüksiyon işinin ödemesiyle aldığı ekipmanları denerken birkaç saatte yaptığı bu şarkı yerel kulüplerde heyecan yaratınca, geniş bir kataloğun ilk adımı atılmış oluyor. Onu Nightmares on Wax’in Dextrous single’ı izliyor. Henüz ikinci single’ında 30 bin satışa ulaşan Warp, çok geçmeden LFO ve Tricky Disco’nun single’larıyla Top 20 listesine giriyor. Sadece John Peel gibi müziğe yön veren figürlerin ve elektronik müzik dinleyicisinin değil, büyük plak şirketlerinin de radarına giren Warp, onlardan gelen teklifleri geri çevirerek yoluna bağımsız devam etmeyi seçiyor.
Bleep’ten IDM’e: Rob Mitchell’ın fikriyle 1992’de çıkan toplama albüm Artificial Intelligence, dans müziğini kulüp bağlamının dışında sunarak ona farklı bir kimlik kazandırıyor. Albümde yer alan Autechre, o dönemde Polygon Window adını kullanan Richard D. James (Aphex Twin), B12 ve The Black Dog gibi isimler, IDM olarak tanımlanan türün erken örneklerini veriyor. Warp, Birleşik Krallık’ın house ve techno’ya cevabı olan Şikago çıkışlı acid’i reggae etkileri ve güçlü baslarla birleştiren, Robert Gordon’ın “Çalışan insanların müziği” dediği “bleep" türünün yayılmasında etkili olduğu gibi, IDM’in de ön saflarında yer alıyor. Kendini popülerleştirdiği herhangi bir türle sınırlamaması; önceliği yeniye, deneysele ve sınırların kenarlarında olup bitenlere vermesi, Warp’un başarısının anahtarı.

Warp moru: Yayımladığı müziklerin sound’u kadar, müziğin görsel temsili de Warp’u diğer plak şirketlerinden ayrı bir yere koyuyor. İlk günlerinden itibaren Ian Anderson’ın Sheffield’daki grafik tasarım stüdyosu The Designers Republic ile çalışan şirket, Anderson’ın Warp’un imzası hâline gelen mor renk kullanımıyla tanınıyor. IDM ikilisi Plaid’den Ed Handley, Warp’un hem iyi müzikler yayımlayan hem de iyi görünen bir plak şirketi olduğunu söylüyor.
Londra’ya göç ve yeni ses arayışları: Sheffield’ın küçük ama aktif kültür ortamından beslenen Warp, 2000 yılında ofisini endüstrinin merkezi olan Londra’ya taşıyor. Rob Mitchell’ın 2001’de kanser nedeniyle hayatını kaybetmesiyle sarsılsa da gözünü geleceğin seslerinden ayırmıyor ve Flying Lotus, Maximo Park, Battles gibi isimleri ailesine katarak hareket alanını genişletiyor. Ambient müziğin öncülerinden Brian Eno da 2010’da Warp saflarına katılıyor.
WarpVision ve Warp Films: Görselliğe verilen önem, müzik videolarında da kendini gösteriyor. 2004’te çıkan WarpVision: The Videos 1989-2004 DVD’si, aralarında Chris Cunningham, David Slade, Jarvis Cocker gibi yönetmen ve müzisyenlerin bulunduğu isimlerin, henüz kariyerlerinin başında Warp sanatçıları için çektiği videolara yer veriyor. Özellikle Cunningham ve Aphex Twin iş birliğinin ürünü Come to Daddy ve Windowlicker, tüm zamanların en etkileyici müzik videoları arasında anılıyor.

Yönetmenlerle yakın ilişkilerin sonucu olarak Warp’un bir kolu, film endüstrisine uzanıyor. 2000’lerin başında, birlikte çalıştıkları yönetmenlerin kısa filmlerini yayımlamak için kurdukları Warp Films’in ilk prodüksiyonu, Shane Meadows’un 2004 yapımı filmi Dead Man’s Shoes oluyor.
Plak dükkânından dijital mağazaya: Müziğin gelecekte sapacağı yolları önceden görebilen Warp’un, bir web sitesine sahip olan ilk plak şirketlerinden olması ve ilk dijital müzik mağazalarından birini açması şaşırtıcı değil. Steve Beckett 2007’deki bir konuşmasında dijital mağazaları Warpmart ve Bleep.com’un şirket gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturduğunu, onlar olmasaydı zor durumda kalacaklarını söylüyor.
Rave’lerde ateşlenen müzik tutkusunu önce kasetlere, sonra plak ve dijitale taşıyan, elektronik müziğin dönüşümü içinde kendini hep taze tutan ve sınırları kabul etmeyen Warp, bugün de heyecan verici seslerin evi olmaya devam ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Elektronik müziği dönüştüren plak şirketi, İzlanda'da doğanın yüceliğini kabul eden bir yönetmen, sanat tarihinde sosyal mesafe
06 Kas 2020

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




